SON DAKİKA
Hava Durumu

Hafta sonu dopamininden fazlası

Yazının Giriş Tarihi: 25.10.2026 22:24
Yazının Güncellenme Tarihi: 25.10.2026 22:27

Hafta sonları ne yapıyoruz? Bir yerlere yetişiyor, birileriyle buluşuyor, telefonlarımızı kontrol ediyor, biraz dinlenmek için çıktığımız yerlerden bile çoğu zaman daha yorgun dönüyoruz. Dinlenmeyi bile yapılacaklar listemize eklediğimiz günlerde, insanın kendisiyle baş başa kalması neredeyse özel bir organizasyon gerektiriyor.

Geçtiğimiz hafta sonu kendimi böyle bir organizasyonun içinde buldum. Üstelik öyle yüksek sesli müzikler, kalabalıklar, danslar, birbirine karışan konuşmalar yoktu. Tam tersine, sessizlik vardı. Kitaplar vardı. Bir de aynı sessizliğin içinde, birbirini tanımak için acele etmeyen insanlar…

Dünyada giderek yayılan *Reading Rave* akımı, Bursa’da Sena Nur Torun’un öncülüğünde başka bir güzellikle hayat bulmuş: Sessiz Okuma Kulübü.

Felsefi danışman ve düşünme becerileri eğitmeni Sena Nur Torun’un başlattığı bu buluşmalar, alışık olduğumuz kitap kulüplerinden biraz farklı. Herkesin aynı kitabı okuması gerekmiyor. Kimsenin bir sonraki buluşmaya kadar kitabını bitirme zorunluluğu yok. Okuduğu kitap üzerinden edebiyat bilgisi sergilemesi, kendini kanıtlaması ya da doğru bir yorum yapması da beklenmiyor. İnsan, kendi kitabıyla geliyor; kendi sessizliğine çekiliyor.

Ve 65 dakika boyunca yalnızca okuyor.

İlk duyduğumda kulağa basit geliyor, değil mi? Bir yere gidip kitap okumak… Bunu evimizde de yapabiliriz. Hatta çoğumuz yapmak istiyoruz. Ama tam kitabın içine girecekken telefonumuzdan bir bildirim geliyor, aklımıza cevaplanması gereken bir mesaj düşüyor, sonra başka bir şey, bir başka şey… Derken kendimizi okuduğumuz kitabın değil, günün geri kalanının içinde buluyoruz.

Oysa insanın dikkatini bir yere vermesi de başlı başına bir deneyimmiş.

Yan yana oturan insanların aynı anda kendi kitaplarına dalması, tuhaf bir biçimde insanı yalnızlaştırmıyor; aksine, bir arada olmanın başka bir biçimini sunuyor. Sessizlik doldurulması gereken bir boşluk değil.

Üstelik bu sessizliğin bir de devamı var.

Okuma süresinin ardından çaylar, kahveler eşliğinde bir araya geliniyor. Fakat bu kez de okunan kitapların özetleri çıkarılmıyor; kimsenin edebiyat eleştirmeni olmasına gerek kalmıyor. Felsefi soru kartları eşliğinde sohbet başlıyor. Bir soru, bir başkasının düşüncesine kapı aralıyor. Bazen insanın okuduğu kitaptan çok, o kitabın kendisinde uyandırdığı şey konuşuluyor.

İşte orada kitaplar biraz daha büyüyor sanki. Çünkü birinin sayfalarda bulduğu anlam, diğerinin hayatında bambaşka bir yere dokunabiliyor.

Bunu düşününce, kitap okumanın yalnızca bireysel bir eylem olmadığını fark ediyorum. Kitap bizi kendi içimize götürüyor; başkalarının düşünceleri ise bazen hiç bilmediğimiz bir kapıyı açıyor. Birbirimize bir şey öğretmeye çalışmadan da birbirimizden öğrenebiliyoruz.

Sena Nur Torun’un fikrini değerli bulduğum nokta tam da burada. Bize yeni bir alışkanlık kazandırmaktan çok, zaten yapmayı bildiğimiz bir şeyi yeniden hatırlatıyor: Durmayı, odaklanmayı, düşünmeyi…

Bademli’de, doğanın içinde ya da Mudanya’nın deniz manzarasına karşı gerçekleşen bu buluşmaların bir başka güzelliği daha var. Şehrin içinde, şehrin hızından uzaklaşmak. Birkaç saatliğine de olsa sürekli üretmek, yetişmek, yetiştirmek, cevap vermek zorunda olmadığımız bir yerde bulunmak.

Üstelik bunun için hayatımızı baştan aşağı değiştirmemiz de gerekmiyor. Bir hafta sonunun iki saatini başka türlü geçirmek yeterli olabiliyor.

Etkinlikten ayrılırken aklımda şu soru vardı: Biz ne zamandır bir arada olmayı, aynı kaynaktan beslenen hızlı bir dopamin hapına dönüştürdük?

Dopamin almak için sürekli yeni bir şeylerin peşinden koşmak değil, yaşadığımız deneyimlerden nasıl bir haz aldığımızı yeniden düşünmek. Aynı mekânlar, aynı çeşit insanlar, aynı konular, aynı hevesler… Sırf vakit geçsin, biraz oyalanalım, günün sonunda kendimizi bir şeyler yapmış hissedelim diye dönüp durduğumuz bir dönme dolap yok mu hayatımızda? Hareket ediyoruz, bir şeyler hissediyoruz ama bütün bunlar bizi gerçekten bir yere götürüyor mu?

Bazen zihnin gürültüsünü susturmak için geçici hazların peşine düşüyoruz. Oysa belki de ihtiyacımız olan, zihnimizi bir süreliğine susturup içinde bulunduğumuz anın keyfini gerçekten yaşayabilmek. Üstelik o anın içinde kaybolup kalmak değil, deneyimlediğimiz şeyle birlikte hayata geri dönmek. Bir düşüncemizin değişmesi, daha önce fark etmediğimiz bir şeyi fark etmemiz, kendimize ya da başkalarına başka bir gözle bakabilmemiz…

Bence bir deneyimin asıl kıymeti biraz da burada. Gece başımızı yastığa koyduğumuzda, günün içinden kendimize yeni bir bakış açısı taşıyabiliyorsak o gün yalnızca geçip gitmemiştir; bizde bir iz bırakmıştır.

Yoksa sırf dışarı çıkmış olmak, bir işle meşgul olmak, birileriyle buluşmak, yeter ki biraz heyecan hissedelim diye kendimizi sürekli bir şeylere yetiştirmek… Bunların hepsi, kısa süreli bir enerji yükselişinin ardından bizi başladığımız yere bırakan bir enerji içeceğine benzemiyor mu? Bir anlığına canlanıyor, sonra yeniden aynı yorgunluğa dönüyoruz.

Belki de dopamini yerinde kullanmak dediğimiz şey, her anımızı bir ödülün peşinde tüketmek yerine, yaşadığımız anın bize gerçekten ne verdiğini fark edebilmek. Çünkü bazı deneyimler yalnızca iyi vakit geçirmemizi sağlar; bazılarıysa iyi vakit geçirdikten sonra bile bizimle kalır.

Bir deneyimin değeri, bize o an yaşattığı hazla mı sınırlıdır, yoksa o deneyimden sonra hayatımıza ne kattığıyla mı ölçülür?

Reading Rave’den büyük bir keşif yapmış gibi değil, kendime küçük bir alan açmış gibi ayrıldım. Ve galiba en çok buna sevindim.

Bursa’da bu sessizliğe yer açan Sena Nur Torun’a da bu yüzden teşekkür etmek gerekiyor. Bize yalnızca kitap okumak için bir buluşma değil, hayatın gürültüsünden biraz uzaklaşabileceğimiz bir alan açtığı için.

Belki de yeni nesil sosyalleşmenin en güzel hâllerinden biri budur: Birbirimizin hayatına girmek için sesimizi yükseltmek yerine, aynı sessizliğin içinde yan yana durabilmek.

Bursa’da yeni nesil sosyalleşmenin güzel örneklerinden birine yer açan Sena Nur Torun’a da bu yüzden teşekkür etmek gerekiyor. Bize yalnızca kitap okumak için bir araya gelmeyi değil, bir deneyimin değerinin yalnızca o an yaşattığı hazla sınırlı olmadığını, bazen asıl değerin o deneyimden sonra hayata başka bir gözle dönebilmekte saklı olduğunu hatırlattığı için.

Daha az dönme dolap, daha çok anlam. Dopaminimiz bol, yönümüz belli olsun!

Herkese bol bol dopamin, ama mümkünse yanında biraz da farkındalık…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.