SON DAKİKA
Hava Durumu

Terapötik bastonlar çağında Oz Büyücüsü’nü bulmak

Yazının Giriş Tarihi: 03.10.2026 18:58
Yazının Güncellenme Tarihi: 03.10.2026 18:59

Oz Büyücüsü deyince aklımıza önce Dorothy gelir.

Kasırga, sarı tuğlalı yol, Korkuluk, Teneke Adam, Korkak Aslan ve elbette o meşhur cümle:

“Evim gibi yer yok.”

Yıllarca hikâyeyi eve dönmek üzerine okuduk.

Oysa belki de Oz Büyücüsü hiç eve dönmekle ilgili değildi.

Belki asıl mesele, insanın hayatı boyunca kendinde eksik sandığı şeyleri dışarıda aramasıydı.

Korkuluk beyni olmadığına inanıyordu. Beyin istiyordu.

Teneke Adam kalbi olmadığını düşünüyordu. Kalp istiyordu.

Korkak Aslan cesareti olmadığını düşünüyordu. Cesaret istiyordu.

Üçü de kendilerinde olmadığını düşündükleri bir şeyi bulmak için yola çıktılar.

Ve yol boyunca, sahip olmadıklarını sandıkları şeyleri zaten yaptıklarını fark ettiler.

Korkuluk düşünüyordu.

Teneke Adam hissediyordu.

Aslan korkmasına rağmen yürüyordu.

Belki insan kendini tanımadan önce, kendinde olmayan şeyleri arıyor.

Ve bunun için ne çok yolumuz var bugün.

Bazen bir ilişki.

Bazen bir iş.

Bazen bir insan.

Bazen bir eğitim.

Bazen bir kitap.

Bazen bir terapist.

Bazen bir enerji çalışması.

Bazen bir aile dizimi, bir seminer, bir atölye, bir yöntem, bir öğreti…

Hepsinin kötü ya da gereksiz olduğunu söylemek değil bu. İnsanın kendine bakmasına yardımcı olan her şeyin bir değeri olabilir. Ama bir noktadan sonra yardımcı olan şey ile yerine geçen şey arasındaki farkı unutabiliyoruz. Bir şey bize destek olmak için geldiğinde iyidir. Ama yürümeyi onun üzerine bıraktığımızda, destek bir süre sonra bastona dönüşür.

Ben buna terapötik bastonlar demek istiyorum.

Hayatımız boyunca kendimizi taşımak için çeşitli bastonlar ediniyoruz. Bazen gerçekten ihtiyacımız olduğu için. Bazen henüz kendi bacağımızın üzerinde durmaya cesaret edemediğimiz için. Bazen de “Ben bunu tek başıma yapamam” düşüncesi o kadar tanıdık geliyor ki, bastonsuz yürümeyi hiç denemiyoruz. İşin ilginç tarafı, bastonların hepsi aynı görünmüyor.

Kimi çok spiritüel.

Kimi çok bilimsel.

Kimi çok romantik.

Kimi çok entelektüel.

Kimi de son derece masum.

Ama hepsinin ortak bir tehlikesi var:

İnsanın kendi hayatının sorumluluğunu bir süreliğine dışarıya devretmesi.

Tam burada Oz Büyücüsü çıkıyor karşımıza. Herkes onun büyük bir büyücü olduğunu düşünüyor. Güçlü. Her şeyi bilen. Her sorunu çözebilecek. Korkulu, görkemli, ulaşılması zor… Oysa perde açıldığında ne görüyoruz?

Bir insan.

Bir mekanizma.

Bir ses.

Ve biraz da illüzyon.

Bence Oz Büyücüsü’ndeki en yetişkin sahne budur. Çünkü çocukken büyücünün gerçekten büyücü olmasını isteriz. Büyüdüğümüzde ise perde arkasına bakmaya başlarız. Hayatımızdaki “Oz”lar da böyle değil mi?

Bizi tamamlayacağını düşündüğümüz insanlar…

Bizi dönüştüreceğini düşündüğümüz ilişkiler…

Bizi kurtaracağını düşündüğümüz işler…

Bizi iyileştireceğini düşündüğümüz yöntemler…

Bir gün perde açılır.

Ve karşımızda, bize bütün bunları verecek sandığımız kadar güçlü bir şey olmadığını görürüz. Daha da önemlisi, belki onun hiçbir zaman bize ait olan şeyi vermesi gerekmiyordu.

Çünkü Korkuluk'un beyni Oz'da değildi.

Teneke Adam'ın kalbi Oz'da değildi.

Aslan'ın cesareti de Oz'da değildi.

Hepsi zaten yanlarında taşıyordu. Sadece kendilerinde olduğunu bilmiyorlardı. Belki insanın hayatındaki en uzun yolculuk da budur:

Kendisinden kendisine gitmek.

Bu yüzden “eve dönmek” meselesini de yeniden düşünmek gerekiyor. “Evim gibi yer yok.”

Ama ev neresi?

Çocukken ev bir adres olabilir. Büyüdükçe evin adresi değişir. Bir insan olur bazen. Bir şehir. Bir masa. Bir iş. Bir aile. Bir dost.

Sonra bir gün fark edersin ki bunların hiçbiri tek başına ev değildir. Çünkü insan, kendisi olamadığı yerde ne kadar uzun kalırsa kalsın, orayı ev yapamaz. Kendini eksilterek kaldığın bir yerin kapısına istediğin kadar “ev” yaz. İçeride yine sen yoksundur. Belki bu yüzden Dorothy'nin topuklarını üç kez vurup söylediği o cümle, sandığımızdan daha farklı bir anlam taşıyor:

“Evim gibi yer yok.”

Eve dönmek, insanın kendi yönüne dönmesidir.

Bir yere varamadan sonsuza dek yürüyecek cesaretim yok. Ama artık şunu net biliyorum:

Sırf yürümüş olmak için yürümek zorunda değilim.

Her yol beni bir yere götürmek zorunda değil.

Her insan beni tamamlamak zorunda değil.

Her yöntem beni kurtarmak zorunda değil.

Her cevap dışarıda olmak zorunda değil.

Bazen yapılacak en büyük şey, elimizdeki bütün bastonları bir anda atmak değildir. Önce hangisine gerçekten ihtiyacımız olduğunu anlamaktır. Sonra bir gün, yürürken fark edersin:

Baston artık seni taşımıyor. Sen onu taşıyorsun. İşte belki o gün, Oz'un perdesi açılıyor.

Ve insan ilk kez, aradığı büyücünün de, aradığı yolun da, aradığı evin de kendisinden çok uzakta olmadığını görüyor.

Hikâyenin sonunda Dorothy'nin Kansas'a dönmesi belki de bu yüzden önemlidir. Çünkü mesele artık Kansas değildir.

Mesele, Dorothy'nin Kansas'a hangi Dorothy olarak döndüğüdür.

İster ilişki olsun, ister iş, ister aile, ister dostluk, ister hayatın herhangi bir alanı…

Kendimiz olabildiğimiz, eksilmeden, yönümüzü kaybetmeden var olabildiğimiz her yer biraz evdir.

İnsanın asıl eve dönüşü, kendinden uzaklaşmadan bir yere varabildiği gün başlar.

Ve insanın yanında götürdüğü tek şeyin yine kendisi olduğunu hatırlatan bir cümle kalıyor geriye:
“Kıyaslama tuzağından sakınmak için atılacak ilk adım, tek olduğunu ve onu her gittiğin yere taşıdığını kavramaktır. Her nereye gitsem, oradayım.” — Wayne W. Dyer

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.