SON DAKİKA
Hava Durumu

İrademizi terbiye edebilir miyiz?

Yazının Giriş Tarihi: 02.12.2023 17:25
Yazının Güncellenme Tarihi: 02.12.2023 17:25

Dijitalleşme ve sosyal medya kullanımıyla birlikte;

Kişisel gelişim üzerine o kadar çok yazı, kitap ve dinleti arttı ki…

Bu hızlı yayılımın sebebi, daha çok ticari bir amaç gütse de insanların eksiklerini tamamlamaları adına yeni bir uyanışa vesile olduğu kanaatindeyim.

Tabi, içlerinden kendimiz için faydalı olanı ayıklamak da bir hayli zorlaştı. Her şeyi okuyup izlemeye ne vakit yeter ne de enerji. Okuduklarımızı veya dinlediklerimizi bile anlamak, özümsemek ve içselleştirip hayatımıza uyarlamak ne yazık ki hemen olmuyor.

Bu kadar bilgi karmaşası yüzünden, kişisel gelişimine katkıda bulunmak isteyen biri “nereden başlayacağını bilmeden”, olduğu yerde debelenip durabilir.

***

Kendimi Geliştirmek İstiyorum Nereden Başlamalıyım?

Kişisel gelişim, tamamen kendinize ne kadar alan açtığınızla alakalıdır. Kendinizin farkına varamayacak kadar yoğun ve stresli bir çalışma ortamınız olabilir veya çalışmasanız bile tüm evin yükünün sizin üzerinizde olduğu bir konumda olabilirsiniz.

Yaşam şekliniz ne olursa olsun, çoğu kişi tükenmişlik sendromuna girene kadar kendisiyle buluşamıyor. Ne zaman işler iyice rayından çıkıp kendinizden tamamen uzaklaşıyorsunuz, işte o zaman derinlerde bir yerde kopan sessiz fırtınalar kendini göstermeye başlıyor.

Belki de uzun süredir ertelediğiniz işlerin yüküyle okumaya başladınız bu satırları. Ya da sıkılmışlık ve bıkkınlık hissiyle… Hastalıklar, ekonomik sıkıntılar, ayrılıklar ve buna benzer birçok gündelik yaşam sorunları karşısında yine de iyi hissedebilmek kulağa son derece zor geliyor.

***

Hissettiğiniz tüm bu olumsuz duygular aslında ruhumuzun gelişimi açısından çok kıymetli araçlardır.

Sıklıkla; “Bunu neden yaşıyorum?”, “Bu, neden sürekli benim başıma geliyor?” gibi sorular sorarız.

Fakat, bakış açımızı değiştirip “Bu olay bana ne öğretmek için başıma geldi, bu olayda ne kadar payım var?” gibi soruları dillendirirsek neyi farklı yapmamız gerektiğine dair farkındalığımız giderek artar. Yaşadığımız olumsuz duyguların etkisi altındayken bu sualleri sormak mı? Evet, bunu yapabiliriz…

İçinde bulunduğumuz tüm olumsuz duygulara direnmek yerine, önce bu duygularla yüzleşmeyi seçmeliyiz.

Sonra “ne öğrendim ve bu duruma sebep olan payım ne idi” diye sorabiliriz.

***

İşte duygularımızı yönetmenin adıdır “irade gücü”

“İrade gücü” dediğimiz şey, aslında duygularımızı kontrol etme becerisidir. Zorlamayla ve ittirmeyle faaliyete geçirilen eylemlerden bahsetmiyorum.

Örneğin; doktoru tarafından yasaklanan tereyağlı yumurta kokusuna teslim olan bir hasta gibi…

Burada bahsetmek istediğim kesinlikle duyguları bastırma veya erteleme değil…

Tamamen bilinçaltınızın gücüyle olmak istediğiniz kişiye bürünmek.

Amaç, gerçekleşmeyen hedeflerle yaşamak değil, hayatınızda gerçekleştirmek istediğiniz tüm dönüşümlerin anahtarını elinize almayı bilmek…

***

Hadi geleneksel yaklaşımlara meydan okuyalım…

“Güçlü ve zayıf yönleriniz neler? Kendinizi nasıl tanımlarsınız? Olmak istediğiniz kişiye ne kadar yaklaştınız? Hedefleriniz ve planlarınızdan bahseder misiniz?” gibi klişe sorular karşısında, o andaki durumu kurtarmak için verdiğimiz cevaplarda kendimize ne kadar samimiyiz? “Zaten gerçek cevapları ortaya çıkarabilecek şekilde irademizi geliştirmiş olsaydık bugün dış dünya yerine daha çok kendimizle ilgilenirdik”, demeye başlamalı mıyız acaba?

Evet, mecbur bırakıldık. Bu çok ayrı bir konu olsa da amaç standart kalıplardan çıkıp kendi irade gücümüzü tanımak…

Dış dünya tam da kendimizden kopma noktası...

Hayatımızda bir şeyler yolunda gitmediğinde hep suçu başkalarının üzerine atarız. Yaşadığımız hayatın esas kaynağının bir başkası olduğunu düşünürüz. Başkalarını hayatlarımıza o denli sızdırıyoruz ki, neredeyse kendi hayatlarımızda bize yer kalmıyor. Dış dünya ile bu kadar çok ilgileniyorsanız, artık içeride sıkıntı başlamış demektir. İşte burada irade gücü devreye giriyor….

En sık tekrarlanan bir öneri gibi gözükse de içe dönme vakti gelip çatmıştır.

***

Nedir bu içe dön lakırdısı?

Dışarıdaki bütün sorunlar, içeride bir şeyleri yanlış yaptığınız içindir. “İçeride ne varsa dışarıya da o yansır” diye duyduğumuz şey işte bu. Hangi duygudaysanız o duyguyu kendinize çekersiniz.

Mesela; yanlış beslenme beynimizdeki öz kontrol merkezini olumsuz etkiliyor. Bir süre sonra irademize hükmedemiyoruz ve sonuç sağlıksız bir hayat. İrade gücümüzü terbiye edemediğimiz diğer en önemli nokta ise gün içerisinde vaktimizi boş yere geçirip kaliteli uyku saatlerimizden çalmak.

Her depresyonun, bıkkınlık hissinin ardında vitamin rezervlerimizin boşalmış olması da yatabilir. Bu nedenle, beslenme ve uyku irade gücünü güçlendirecek en önemli etmenler olarak başı çekiyor.

Biz istediğimiz sürece, her sorun kendi çözümünü yaratır. Çözüm içeride, yani bunun yolu kendimizi çok iyi tanımaktan geçiyor. İrademi terbiye etmeyi öğrenene kadar yıllarca, yaşadığımız olumsuz duygularla yüzleşmek konusuna çok direndim. Meğer o duygudan kaçarken sadece erteleyip duygularımı bastırmışım. “Bu durum bana neyi öğretmek için başıma geldi ve bunda ne kadar payım var” demeyi öğrendim. Bakış açımı değiştirdiğimde, sorularıma cevap bulmaya başladım. Şu anda yaşadığınız hissi daha önce de yaşamış olabilirsiniz, bu hisle savaşmak yerine “daha önce neyi öğrenemedim de aynı şeyleri yaşıyorum” diyebilirsiniz.

Mesela öfkelendiğinizde daha önce bu duygunun başınıza açtıklarını hatırlayın iradeniz otomatik olarak devreye girecek. Olayın sıcaklığı geçtikten sonra aynı öfke derecesinde kalmayacaksınız.

İlk kez karşılaştığınız dayanılmaz bir duygu bile olsa, onun size getireceklerine kucak açın.

Başlarda çok zor, ama duygularımızı yönetmeyi öğrendikçe insan alışıyor. Düzenim bozulur hayatım alt üst olur diye endişe etme nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmadığını demiş Şems-i Tebrizi.

***

Acı sonsuz değildir, ruhumuzu olgunlaştırır. Yaşam enerjinizi kaybetmeye başladığınızı hissettiğinizde, bunun sizde ve çevrenizde yarattığı veya yaratabileceği harabiyetleri düşünün. Yaşadığınız hayatın sorumlusu bir başkası değil, şayet o sorumluluğu sürekli başkalarına yüklüyorsanız iradenizi ortaya koyma zamanınız gelmiştir.

Bir diğer direndiğim konu ise yazmaktı. Yazmanın büyüsünün bu kadar etkili olduğunu asla tahmin etmezdim…

Yazmaktan kastım edebiyat yapmak değil. Kişisel gelişimin bu basamağında, kendinize ait bir defter edinmenin rolü büyük. Bir gün önce ne yediğimizi unutmamız gayet normalken, koca bir günün çetelesini aklımıza kazımak pek olası değil. Yazmak, irademizin zayıf ve güçlü yönlerini öğrenmede oldukça başarı sağlayan bir yöntem.

Mesela; bir gününüzü nasıl geçirdiğinizi yazarak başlayabilirsiniz. Kaçta yatıp kalktığınız, gün içerisindeki yeme alışkanlıklarınız, neleri ertelediğiniz ve yaşadığınız tüm duygu geçişleri gibi…

Gün sonu raporlarını toplamaya başladığınızda gerçeklerle tamamen yüzleşmiş olacaksınız. Eğer gerçekten hayat amacınızı benimsediyseniz daha iyi bir yaşam için eksi yönlerinizi artılarla değiştirmek için iradenizi harekete geçirirsiniz.

Bu sadece sizin hayatınız, neyi doğru neyi yanlış yaptığınızı kendiniz üzerinizde sıkı çalışarak bulabilirsiniz…

***

Kendinize dağ gibi hedefler koymayın!

Hedeflerimi yazmak, hiçbir zaman bana pek de parlak bir fikir olarak gelmemiştir.

“Evet, o kadar çok hedefin arasından hangisini yazacağız” der gibisiniz.

Öncelikli olarak, tutacağıma inandığım küçük sözler vermeye başladım kendime:

Bu ay 3 kitap okuyacağım demek yerine, bu hafta elimdeki kitabı bitirmeyi hedefliyorum; önümüzdeki hafta spora başlayacağım demektense bu hafta daha fazla yürüyüş yapmaya niyet ediyorum gibi…

Kendime verdiğim küçük çaplı sözlere sadık kalmak beni daha net hedefler belirlemeye teşvik etti. Yemek organizasyonlarıyla geçecek bir haftaya başlarken diyet hedefi koymak ne kadar anlamsızsa, sürekli gece geç saatlere kadar oturup ertesi gün sabah 05:00’te kalkmaya niyetlenen bir insanın çabası da o kadar nafiledir.

Hedefleriniz en başta minimal ve gerçekleşmesi muhtemel olsun.

Siz onların gerçekleştiğini gördükçe, iradenizi daha da terbiye etmek için yeni girişimlerde bulunacaksınız.    

Ve bu yazıya son söz Fransız eğitimci ve pedagog Jules Payot’tan olsun:

Tembel insan, hak edilmiş bir dinlenmenin zevkini bilemez. Çünkü Pascal'ın dediği gibi ısınmak üşürseniz, dinlenmek yorulursanız güzeldir. 

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.