SON DAKİKA
Hava Durumu

Kaçmamız hep korkudan

Yazının Giriş Tarihi: 15.03.2024 12:59
Yazının Güncellenme Tarihi: 15.03.2024 12:59

Yeni yazımın konusunu “korkularımız” olarak belirlediğim sırada, telefonuma 2009 yılına ait bir hatırlatma resmi düştü. O resme baktığımda korkularımı ne denli yoğun yaşadığımı anımsadım. Yazımın içeriğini değiştirip, korkularımdan arınma yolcuğumu paylaşmak istedim, umarım sizlere daha somut bir ilham olur…

Sosyal medyanın henüz yaygınlaşmadığı dönemlerdi. Gazetelerin kültür, sanat ve edebiyat sayfaları çok ilgimi çekerdi. Oradaki röportajlarda yer alan başarı hikâyelerini okuyup o insanların hayallerinin peşinden nasıl gittiklerini anlardım. Başlarda “doğuştan şanslı olmalılar” diye düşünüyor insan.  Fark etmekte geciktiğim şey aslında, doğuştan şanslı olmayanların korkularına yenik düşmedikleriydi.

Psikoloji ve felsefeye olan ilgimden dolayı yeni bir ben yaratmaya dair teoride çoğu şeyi biliyordum. Gel gelelim uygulamada işler öyle değildi. Korku ve kaygı dolu bir zihinle rotamı pozitife öyle kolay çeviremiyordum. Peki ya nötr olmak… Nötr olmayı duygusuzluk sanırdım. Her türlü duyguyu farkındalıkla karşılamak olduğunu sonradan öğrendim. Kendi hayatıma uyarladığım şekliyle, nötr kalma haline; “Toplumsal bilincin üzerimize mıh gibi yapıştırdığı, hayatımızı alt üst eden korkularımız aklıma geldiği an “hey, seni şu anda düşünmek istemiyorum” diyebilirim.

İnsanoğlu bu konuyu kendi içinde çözümleyemediği sürece, etraf ne derse boş. Sıçramamızı engelleyen esas prangamız yüzleşemediğimiz korkularımız. Sonuçların bizi daha da korkutacağına inandığımız için kaçıyoruz.

Korkularım yüzünden bir adım öteye gidemediğim o dönemler inadına karşıma hayallerimin cereyan ettiği insanlar çıkmıştı. Bu duygu, içerisinde binlerce keşke barındıran ağır bir his. Keşke demeden yaşamak imkânsız, ama kendimizin daha iyi versiyonuna dönüşmek mümkün.

20’li yaşlarımın sonlarına doğru, iş, evlilik ve çocuk üzerine toplumun dayattığı bir yaşamdan nasıl da korktuğumu hatırlıyorum. Kurumsal ve maaşı iyi bir firmada modern bir köle olarak çalışıyordum. Profilim etrafa göre şekillendikçe, kararlarımı başkalarını mutlu etmek adına almak zorunda olduğumu hissetmeye başlamıştım. Başkalarının yolundan gidersem kendime haksızlık yapacaktım, ama kendim olursam da onlardan ayrışacakmışım gibi hissediyordum. Nefessiz kalmaya başlamıştım. Hayat kişisel gelişim kitaplarındaki gibi yaşanmayacak kadar acımasız. Duygusal açlığın sonu ya depresyon ya da hastalık. Buna izin veremezdim…Kendimin daha iyi versiyonuna dönüşmem lazımdı ve eskiye dair beni aşağı çeken ne varsa geride bırakmak istiyordum.  

İdealleri uğruna mücadele eden başarılı insanların hayatlarını incelemekle başladım. Yaşamlarıyla ve eylemleriyle insanlığın ilerlemesine katkıda bulunan korkusuz insanların yaşamlarını okudum. Bu insanların günlük rutinleri, kendilerini nasıl geliştirdikleri en birinci motivasyon kaynağım oldu... Olduranların tek bir ortak noktası vardı, o da “korkmamalarıydı”… Her sabah ayaklarımın geri geri gittiği işimi bırakmak istediğimi dile getirdiğimde, mevcut işimin artı yönleri durmadan gözüme sokulduğu için konfor alanımı terk etmekten korkuyordum. Hayalimdeki işin koşulları daha zordu, daha çok emek, irade ve zaman yönetimi istiyordu. İşte bu noktada her insan çuvallamaktan korkuyor. “Toplumsal standartlara iki yüzlü davranmak mı yoksa bir yerlerden başlamak mı?” diye sordum kendime.

Hayalim uğruna çok değil, akıllıca ve etkin çalışmaya başladım. Bunun için “sabah mucizesi” dediğim her sabah 5’te kalkma yöntemini benimsedim (zaman yönetimi ve erken kalkma konusuna sonraki yazımda değineceğim). Böylece vakit problemi gibi bir bahanem de yoktu. Bu yolda karşıma çıkan dikenlere sabırla katlandım. Hırs yapmadan, oldurmaya çalışırken amacımdan sapmadan hedefime odaklandım. Başardığımda hissedeceğim duyguya “sanki gerçekleşmiş” gibi yoğunlaştım ve sonunda başardım…

Kimliğine bürünmek istediğim kişilikten beni alıkoyabilecek veya ona zemin hazırlayacak diğer önemli unsurlar ise; çevrem, dinlediklerim, izlediklerim ve okuduklarımdı. Şöyle örneklendireyim: Beni aşağı frekansa çeken, üzerimde negatif etki bırakacak ve bana katkısı olmayan hiçbir şeyi takip etmiyorum.  Örneğin; ailenizde hastalıkla savaşan birisi var ve siz sürekli hastalık - ölüm içerikli yapımları izliyorsunuz. O an bilinçaltınızda negatif senaryolar tetikleniyor. Mutsuz sonla biten kahır dolu bir filmin başrol oyuncusuna dönüşüyorsunuz.  Kendini, başka senaristlerin kurgularına mahkûm edip saatlerce ağlayıp, günlerce o duygudan çıkamayan insanlar var.  Bu, korkularımızı daha da sahiplenmekten başka bir şey değil.

Kariyer, evlilik ve çocuk üçgeninin ötesinde kim olmak istediğime karar verdim. Giyimimden kuşamıma, çevremle olan ilişkime kadar nasıl biri olmak istiyorsam o kişiliği imgeledim kafamda. Tabi ki çıtayı çok yüksek tutmadan, gerçeklikten uzaklaşarak değil. Tüm bunlar için gerekli ne varsa, korku aç bir kurt gibi bekledi emin olun. O kurdu beslersem korku beni yenecekti. Korkularımla hareket ettiğim an istemediğim her şeyi yaşayacağımı biliyordum. Bir süre sonra istediğim hayatın frekansına yaklaştıkça, cesaretime kavuştum. Güçlendikçe daha sağlıklı kararlar almaya başladım ve sonunda kendi gerçeğime ulaştım…

Kaderci ve kaygılı bir bakış açısıyla yaşadıklarımızın arasında boğulmak bizi sürekli yerimizde saydırır. Durumumuz daha kötü olmadığı için şükredip durmaktan ilerleyemiyoruz. Her sabah kendimize uyanıyoruz. İnsana en çok zarar veren şey, yapamadıklarıyla yapmak istedikleri arasındaki mesafedir. Korkular bizi anlık karar vereceğimiz olaylara götürüyor. Korkularımızı ne kadar çok sahiplenirsek, korktuğumuz her şeyi yaşarız. Korku aklınıza geldiği an, zihninizin size oynadığı yersiz bir oyun gibi düşünün onu. Korkuya teslim olduğunuzda yalan söyleyeceksiniz, kapasitenizin altında hareket edeceksiniz, korktuğunuzu yaşayacaksınız. Değer mi? Bize bahşedilen akıl en büyük nimet. Yaşadığımız her şey, düşüncelerimizin birer yansıması. En nihayetinde karşılaştığımız sorunlar, gelişmemiz için bir lütuf. Yaşayamadıklarımız ve sahip olamadıklarımız yüzünden durmadan korku enerjisinde isyan etmektense sabır, gayret, sevgi ve merhametle istemeyi bilmek lazım.

Bu yolun doğru ya da yanlış olması önemli değil.  Önemli olan bu yolun benim yolum olması ve içinde “bana iyi gelenin, sizlere de iyi gelmesi hissi barındırması”…

Biraz korku hayatta kalmak için gereklidir, fazlası ise insanı hayattan ve hayallerinden koparmak için son derece tehlikelidir.

Sevgiyle kalın…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.