SON DAKİKA
Hava Durumu

Tarihte kaç yanlış, kaç doğruyu götürür? -1-

Yazının Giriş Tarihi: 09.09.2026 15:28
Yazının Güncellenme Tarihi: 09.09.2026 15:44

Tarihte kaç yanlış, kaç doğruyu götürür? -1-

Sakallı Nureddin Paşa…

9 Eylül 1922’de İzmir’i düşman işgalinden kurtarıp şehre giren Türk ordusunun başında, 1. Ordu Kumandanı Sakallı Nureddin Paşa vardı. Onun emir ve komutası altındaki Süvari Kolordusu Kumandanı ise Fahrettin (Altay) Paşa’ydı.

O zafer gününün hatırasına Fahrettin Altay’ın ismi bugün İzmir’de birçok yerde yaşatılır. Sakallı Nureddin Paşa’nın ise esamesi pek okunmaz.

Halaskâr Gazi Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’da ateşini yaktığı Millî Mücadele sürecinde, askerlik mesleğinden istifa ettiği için İstiklal Harbi’ni resmî bir askerî rütbesi olmaksızın başlatmıştı. Bildiğiniz üzere ilerleyen dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal Paşa’ya 5 Ağustos 1921’de “Başkomutanlık” yetkisi, 19 Eylül 1921’de ise “Mareşallik” rütbesi ve “Gazi” unvanı verdi.

İşte o dönemin kalpaklı fotoğraflarından bazılarında, Mustafa Kemal Paşa’nın yanında sakalıyla dikkat çeken bir zabit (subay) vardır. Merakımın yönlendirmesiyle biraz araştırınca, “o subayın Bursalı olduğu ve ailesinin Konya havalisinden gelen Yörük-Türkmen Konyar aşiretiyle ilişkilendirildiği” bilgisine ulaştım.

Bir Yörük olarak bu bilgi, konuya ilgimi daha da artırdı.

O zabit, bugün bazı kaynaklarda ailesinin daha sonra aldığı “Konyar” soyadıyla birlikte anılan Nureddin İbrahim Paşa’ydı. Ancak burada küçük fakat önemli bir tarihî ayrıntıyı şimdiden not etmek gerekiyor:

Nureddin Paşa, 1934’te yürürlüğe giren Soyadı Kanunu’nu göremedi. Dolayısıyla hayatı boyunca “Konyar” soyadını taşımadı.

Bursa’da düzenlediğimiz bir fotoğraf sergisinde, Mustafa Kemal Paşa’nın yanındaki bu sakallı zabite ait görselleri, kendisine karşı kısa sürede oluşan sempatiyle biraz daha öne çıkaracak şekilde düzenlemiştik. Ancak bilgisine ve fikrine itibar ettiğim bir dostumuzun uyarısıyla karşılaştım. İtiraz edecek kadar bilgi sahibi olmadığımla yüzleşince, hakkında birbirinden oldukça farklı değerlendirmeler bulunan ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında Bursa Mebusu da seçilecek olan bu Paşa’yı araştırmaya koyuldum.

Karşıma, bir kesimin yere göğe sığdıramayıp övgüye boğduğu, diğer bir kesimin ise şiddetle eleştirerek neredeyse unuttuğu bir tarihî şahsiyet çıktı. Övgülerle yargıların birbirine dolandığı; kahraman mı, sıradan bir asker mi olduğuna karar vermekte zorlandığım bir yakın tarih kimliği…

Ne Bursalı olması ne de Büyük Taarruz’da görev alması, onun Mustafa Kemal Paşa’ya ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’ne muhalif isimlerin konulduğu tarih raflarındaki yerini değiştirmeye yetti.

“Sakallı” namıyla anılan Nureddin Paşa’nın, iki farklı kutup tarafından bambaşka biçimlerde değerlendirilen 58 yıllık hayatını birkaç sayfada özetlemek kolay değil. Fakat hayatındaki iyi ve kötü kalemleri, bir muhasebecinin “T” hesabındaki borç ve alacak haneleri gibi karşılıklı yazarak değerlendirmek, belki bizi daha sağlıklı bir muhakemeye yaklaştırabilir.

Makaleye başlık olan soru da tam burada ortaya çıkıyor:

Bir insanın yanlışları, doğrularının kaçını götürür?

Bir subayı değerlendirirken kazandığı muharebelerle yaptığı hataları aynı defterde toplayabilir miyiz? Yoksa bazı kalemler öylesine ağırdır ki karşı haneye ne yazılırsa yazılsın hesap kapanmaz mı?

Nureddin Paşa’nın bugün iki uçta anılmasının sebeplerinden biri de herkesin bu sorulara farklı cevaplar vermesidir.

Asıl muhasebeyi bu yazı serisinin üçüncü ve son bölümünde yapacağız. Şimdilik defterin ilk sayfasını açalım:

Nureddin Paşa’nın Osmanlı zabiti olarak geçirdiği yıllar…

Nihai hükmü şimdilik bir kenara bırakarak, yalnızca önemli kalemleri kayda geçireceğiz.

Müşir oğlunun hızlı yükselişi

Müşir İbrahim Ethem Paşa’nın oğlu olarak 17 Temmuz 1873’te Bursa’da doğdu. 1890’da girdiği Mekteb-i Fünûn-ı Harbiyye-i Şâhâne’yi 1893’te Mülâzım-ı Sânî, yani teğmen rütbesiyle piyade sınıfının otuz birincisi olarak bitirdi ve babası gibi Osmanlı ordusunun bir zabiti oldu.

Arapça, Fransızca, Almanca ve Rusça biliyordu.

Defterin alacak tarafına düşen ilk kalemler bunlar. Bu bilgiler, hakkında sıkça tekrarlanan “vasıfsız ve yalnızca himaye sayesinde yükselmiş” portresi üzerinde bir kez daha düşünmeyi gerektiriyor.

Fakat kariyerinin ilk on beş yılı, bu portreyi besleyecek malzemeyi de fazlasıyla verir.

Kurmay sınıfından olmadığı hâlde, kurmay subayların da görev yaptığı karargâhlarda bulundu. 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’nda Başkomutanlık yapan babası İbrahim Ethem Paşa’nın, Ekim 1898’den itibaren de Sultan II. Abdülhamid’in yaverliğini yaptı.

Bunların hiçbiri tek başına bir kusur sayılamaz. Ancak hepsi, Nureddin Bey’in askerî kariyerinin nasıl şekillendiğini anlamamız bakımından önemlidir. Babasının konumu ve saray çevresindeki görevleri, ona dönemin birçok subayının sahip olmadığı imkânlar sağladı.

Memleketin farklı cephelerinde Osmanlı subayları savaşırken, Nureddin Bey kariyerinin önemli bir bölümünü saray ve karargâh çevresindeki görevlerde geçirdi. Bu geçmişi, ilerleyen yıllarda kendisine yöneltilecek eleştirilerin de dayanaklarından biri olacaktı.

Üstelik rütbe basamaklarını oldukça hızlı çıktı. Bir yılda iki terfi aldığı dönemler oldu. Miralay, yani Albay rütbesine 1908’de, askerlik hayatının henüz on beşinci yılında yükseldi.

II. Meşrutiyet’in ardından, haksız veya usulsüz biçimde rütbe aldığı düşünülen subayların durumunu düzeltmek amacıyla çıkarılan Tasfiye-i Rüteb-i Askeriye Kanunu ile 19 Ağustos 1909’da rütbesi binbaşılığa indirildi.

Babasının itirazlarına rağmen 6436 numarayla İttihat ve Terakki’ye üye olması da bu tenzil-i rütbeden kurtulmasına yetmedi. Nureddin Bey’in hızlı terfileri kadar, Sultan II. Abdülhamid dönemindeki yaverlik geçmişi de yeni dönemde askerî kariyerinin tartışılan başlıklarından biri hâline gelmişti.

Rütbesinin indirilmesinin ardından Eylül 1909’da Küçükçekmece Mutasarrıflığı’na atandı. Bir müşirin oğlu ve Osmanlı zabiti, bu kez mülki idare masasının arkasına oturmuştu.

Himayeden cepheye

Şubat 1911’den itibaren XIV. Kolordu bünyesindeki kuvvetleriyle Yemen’de isyancılarla mücadele etti ve bu görevi sırasında yarbaylığa yükseldi.

Bu kez terfi, saray ve karargâh görevleri sırasında değil, Yemen’de fiilen sahada bulunduğu dönemde gelmişti.

1913’te kardeşi Yüzbaşı Şükrü Bey’in Çatalca’da şehit olduğu haberini aldı. Bunun üzerine artık son aşamasına gelmiş Balkan Savaşı’na 9. Piyade Alay Komutanı olarak katıldı.

Kardeşinin şehadetinin ardından duyduğu büyük üzüntü nedeniyle tıraş olmadı. Ömrünün sonuna kadar taşıyacağı ve tarihte kendisiyle özdeşleşecek “Sakallı” namı da böylece yüzüne yerleşti.

Babası İbrahim Ethem Paşa’nın vefat ettiği 1914 yılında Irak Cephesi’nde 4. Fırka Komutanlığı’na atandı. Bundan sonra babasının doğrudan himayesinden söz etmek mümkün değildi. Irak’ta sınanacak olan Nureddin Bey’in kendi askerî yeteneğiydi.

1915’te Irak ve Havâlisi Genel Komutanlığı ile Basra ve Bağdat Valiliği’ne getirildi.

Sınavın ilk safhası onun açısından iyi sonuçlanmadı.

Eylül 1915’te Bağdat istikametinde ilerleyen General Townshend komutasındaki İngiliz kuvvetleri karşısında Kut bölgesinden geri çekilmek zorunda kaldı. Defterin borç tarafına yazılabilecek açık askerî kalemlerden biri buydu.

Fakat sonrasında yaşananlar, alacak tarafına da önemli kayıtlar düşecekti.

Nureddin Bey, kuvvetlerini yaklaşık 150 kilometre geriye çekti. Yenilginin ardından kuvvetlerin dağılmadan ve savaşma kabiliyetini tamamen kaybetmeden geri çekilebilmesi, bundan sonra yaşanacaklar açısından belirleyici oldu.

İngiliz ilerleyişi Bağdat yakınlarındaki Selman-ı Pak’a kadar ulaştı. 22-25 Kasım 1915’te gerçekleşen muharebelerde Osmanlı kuvvetleri İngilizleri durdurdu. Townshend kuvvetleri bu kez geldikleri istikamette geri çekilerek Kut’a sığındı.

Aralık 1915’te Kut’u kuşatan Osmanlı kuvvetlerinin başında da Nureddin Bey bulunuyordu.

Kut kimin zaferiydi?

Tartışmalı olan, kuşatmayı kimin başlattığından çok, zaferin sonunda kimin hanesine yazıldığıdır.

Aralık 1915’te Bağdat’a gelen Alman Mareşali Colmar von der Goltz, 6. Ordu Komutanlığı’nı üstlendi. Nureddin Paşa ile Goltz arasında ciddi görüş ayrılıkları yaşandı.

Ocak 1916’da Nureddin Paşa görevinden alındı. Yerine Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın amcası Halil Bey getirildi.

Kut, Goltz’un ölümünden on gün sonra, 29 Nisan 1916’da teslim oldu.

Böylece meşhur Kût’ül-Amâre Zaferi Halil Bey’in adıyla özdeşleşti. Halil Bey daha sonra “Kut” soyadını aldı.

Tarih başka türlü gelişseydi ve Nureddin Paşa kuşatmanın sonuna kadar görevde kalsaydı, bu büyük zaferin bugün hangi komutanın adıyla anılacağını elbette bilemeyiz. Ancak kuşatmanın onun komutasında başlamış olması, Kût’ül-Amâre muhasebesinde Nureddin Paşa’nın hanesine kaydedilmesi gereken önemli bir ayrıntıdır.

Goltz ile yaşadığı sürtüşme ise defterde tek başına duran bir kalem olmayacaktır. Nureddin Paşa’nın ilerleyen yıllarda başka komutanlarla, Meclis’le ve Cumhuriyet döneminde yaşadığı tartışmalarda benzer bir karakter çizgisiyle yeniden karşılaşacağız.

Üçüncü bölümde cevap arayacağımız sorulardan biri de bu olacak:

Bu tavır dik başlılık mıydı, yoksa taviz vermediği ilkelerinin sonucu muydu?

Yeniden yükseliş

Ekim 1916’da Muğla ve Antalya Havalisi Komutanlığı’na, ardından Aydın merkezli XXI. Kolordunun kurucu komutanlığına atandı. 1918’de Mirliva rütbesine yükselerek “Paşa” unvanını aldı.

Mondros Mütarekesi’nin ardından Kasım 1918’de İzmir merkezli XVII. Kolordu Komutanlığı ile Aydın Vilayeti Valiliği’ne getirildi. Yaklaşık bir ay süren İstanbul görevinin ardından, Urla’da çıkan isyan üzerine 2 Şubat 1919’da Aydın Valiliği ve Aydın Bölge Komutanlığı görevine geri döndü.

Ve Nureddin Paşa’nın hayatında yeni bir sayfa açıldı.

İşgale karşı tavır

Bu görevi sırasında İzmir’le birlikte Batı Anadolu’nun Yunanistan’a verilmesine karşı çıkan İzmir Müdafaa-i Hukuk-ı Osmaniye Cemiyeti’ni açıkça desteklemekle kalmadı, şehirde bir direniş komitesi kurulmasına da ön ayak oldu.

Cemiyetin ortaya çıkışının arkasında 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi’nin yarattığı işgal tehdidi, Wilson Prensipleri etrafındaki tartışmalar ve 18 Ocak 1919’da başlayan Paris Barış Konferansı sürecinde İzmir’in Yunanistan’a bırakılacağına ilişkin giderek güçlenen emareler vardı.(*)

Cemiyete verdiği destek ve işgal devletlerinin taleplerine karşı takındığı sert tavır, İtilaf Devletlerinin Nureddin Paşa’ya yönelik tepkisini artırdı.

Bu süreçte Osmanlı Hükümeti üzerindeki İtilaf baskısı da giderek ağırlaşıyordu. Yunan ordusunun İzmir’e çıkmasından iki aydan kısa bir süre önce, 22 Mart 1919’da Nureddin Paşa’nın valilik görevine son verildi.

İşgale karşı izlediği çizgi görevini korumasına yetmemiş, aksine onu dönemin siyasî ve diplomatik baskılarının hedefindeki isimlerden biri hâline getirmişti.

Bu da defterin alacak tarafında değerlendirilmesi gereken önemli kalemlerden biridir.

Bu görev, onun Osmanlı idaresindeki son önemli aktif vazifelerinden biri oldu. İstanbul’a döndü ve bir süre kendisine yeni bir askerî veya idari görev verilmedi.

Kırk altı yılını padişaha, saraya ve Osmanlı ordusuna vermiş bir adamdı.

Şimdi padişahın hükmü geçmiyor, ordu dağılıyor, devlet çözülüyordu.

Peki, kendisini var eden dünyanın gözlerinin önünde çöktüğünü gören böyle bir asker ne yapacaktı?

Serinin ikinci bölümünde bu sorunun cevabını arayacağız.

Defter şimdilik açık kalıyor.

***

(*) Pek çok kaynak, bu direnişin gerekçesini “Sevr Antlaşması uyarınca İzmir’in Yunanistan’a verilmesi” şeklinde açıklar. Ancak bu kronolojik olarak mümkün değildir. İzmir Müdafaa-i Hukuk-ı Osmaniye Cemiyeti 1 Aralık 1918’de kurulmuş, Nureddin Paşa 22 Mart 1919’da valilik görevinden alınmıştır. Sevr Antlaşması ise 10 Ağustos 1920’de imzalanmıştır. Dolayısıyla cemiyetin kuruluşunu veya Nureddin Paşa’nın bu dönemdeki tutumunu Sevr Antlaşması’na bağlamak tarih sıralaması bakımından mümkün değildir.

Not:

Nureddin Paşa için bugün yaygın biçimde kullanılan “Konyar” soyadı, hayatı boyunca taşıdığı bir soyadı değildir. Nureddin Paşa 18 Şubat 1932’de vefat etmiş, Soyadı Kanunu ise 21 Haziran 1934’te kabul edilmiştir. “Konyar” soyadı, babasının mensup olduğu ve Bursa’nın köklü ailelerinden sayılan Konyar Türkmen aşiretinin adından hareketle, ölümünün ardından ailesi tarafından alınmıştır.

Kaynakça ve referanslar

Genelkurmay ATASE harp tarihi serileri Birinci Dünya Harbi'nde Türk Harbi: Irak-İran Cephesi),

Paşa'nın askerî sicil kaydı, Atatürk Ansiklopedisi "Nurettin Paşa (Sakallı)" maddesi,

Nurettin Paşa -Necati Fahri Taş, Atatürk Araştırma Merkezi yayınları, 2025

Mütarekede İzmir Olayları. Nail Moralı, Türk Tarih Kurumu Yayınları 2021

https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/497/Nurettin-Pa%C5%9Fa-(Sakall%C4%B1)-(1873--1932)

https://kho.msu.edu.tr/hakkinda/harbiyeli_ataturk/nutuk/16/14.html

https://tr.wikipedia.org/wiki/Sakall%C4%B1_Nureddin_Pa%C5%9Fa

https://www.biyografya.com/tr/biographies/nureddin-pasa-259b9bb5

https://dergipark.org.tr/tr/pub/aamd/article/703222

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4627040 https://orgm.meb.gov.tr/ekpssmebozel/content/magazines/flipbook/tar/millimucadeledonemi2/files/downloads/millimucadeledonemi2.pdf

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.