SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Bir şeyler yapmak lazım!

Yazının Giriş Tarihi: 29.01.2022 18:41
Yazının Güncellenme Tarihi: 29.01.2022 06:41

Geçenlerde elime Prof. Dr. Ertuğrul Köroğlu’nun genel yayın yönetmenliğini yaptığı "Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı DSM-5” isimli kitabı geçti.

HYB Yayıncılık’tan çıkan 2015 baskılı kitapta kişilik bozuklukları ele alınıyor. Bir uzman hekim değilim, bir gazeteciyim hatırlatmasıyla bu kitaptan edindiğim bilgilere göre;

Kişilik bozuklukları kümeler halinde 3 tip olarak özetleniyor.

“Birinci Küme”de; garip ve sıra dışı davranışlar sergileyen paranoid, şizoid ve şizotipal şeklindeki 3 tip, “İkinci Küme”de; dramatik, duygusal ve dürtüsel tavırlar sergileyen histriyonik, borderline, narsisistik ve antisosyal şeklindeki 4 tip ve “Üçüncü Küme”de; kaygılı, korkulu ve toplum içinde yanlış anlaşılmaktan veya yanlış yapmaktan korkanlar olarak anlatılan obsesif-kompulsif, çekingen ve bağımlı şeklindeki 3 tip yer alıyor…

Belki de günlük hayattaki diyaloglarımdan veya iyice çığrından çıkan sosyal medyadaki hallerimizin etkisinden olsa gerek dikkatimi çeken tipler şöyle:

Paranoid, şizotipal, histriyonik, narsisistik ve antisosyal…

***

Paranoid kişilik bozukluğunda temel özellik kuşkuculuk ve başkalarına güvensizlik. Örneğin bir konu hakkında yorum yapmaktan kaçınırlar. Çünkü söylediklerinin aleyhine delil olarak kullanılacağını, telefon konuşmalarının da dinlendiği hissine kapılırlar.

Şizotipal kişilik bozukluğunda tuhaf konuşma ve aykırı giyim tarzı öne çıkar. Kuşkuculukları ve garip tavırları gibi, kültürel değere aykırı inanış ve fikirleriyle öne çıkarlar. Sihir, büyü ve batıl inançları söz konusudur. Gerçekte var olmayan kişilerden mesaj aldıklarını iddia ederler.

Histrionik kişilik bozukluğunda başkalarının takdirini kazanma inancı hakimdir. Dış görünüm onlar için çok önemlidir. Sanki hayat bir sahne ve bütün ışıkların üzerine çevrili olduğu baş rol oyuncusu gibidirler. İlgi çekmek için büyük mücadele veriler. Kimlik duyguları zayıftır ve ortama göre hareket etmeyi severler.

Narsisistik kişilik bozukluğunda yaygın bir üstünlük ve değerli olma, kendini beğenme duygusu hakimdir. Beğenilme bir gereksinimdir ve empati yani kendilerini başkalarının yerine koyma düşüncesi hiç yoktur. Çok önemli olduğu duygusu, sınırsız başarı, güç üzerine hayaller gibi kendi çıkarına göre hareket etme, küstah-kendini beğenmiş davranış ve konuşmalar, başkalarını kıskanma ya da başkalarının kendini kıskandığına inanma duygusu hakimdir.

Antisosyal kişilik bozukluğunda hukuk tanımamazlık, yalan söyleme, davranışlara limit koyamama gibi sonunu düşünmeme, yineleyen kavga-saldırganlık, insanların güvenliğini umursamama, yaptıklarından vicdan azabı çekmeme yani sorumsuzluk hissi ve bir işi sabırla sonuca götürememe/istikrarsız tavırlar öne çıkmaktadır…

***

Bu memlekette günlük hayatta yaşadığımız veya haber bültenlerine yansıyan olaylara bakınca;

Toplumun genelinde bir güvensizlik duygusu hâkim ve artık her şeyden şüphe eder olduk. TV yarışma programlarına bile konu olan aykırı giyim tarzımız da ortada… Hep beğenilmek isteniyoruz. Hatta bu duyguyu sosyal medyada zirveye taşıyoruz. Uçan kaçanla, gördüğü rüyayla, Challenger uzay mekiğinin vidalarını düşürenlerle ne hale geldiğimizi anlatmaya gerek yok. Yasaları delmek, kanunları hiçe saymak ise artık bir yetenek olarak algılanıyor.  

Kendimizi beğenmişliğimizi yani Narsisistik hallerimizi de yakın zamanda yaşadığımız bir örnekle anlatayım:

Sanatçı Bülent Ersoy, Anıtkabir’i ziyaret ediyor. Hava yağmurlu. Tekerlekli sandalyedeki Bülent Ersoy’a o sırada bir subay ıslanmasın diye şemsiye tutunca, olay memleket meselesi haline geliyor. Üstüne emekli bir general diyor ki “Efendim şemsiyeyi bir sivil memur tutmalıydı…”

Gerçi bu narsisistik duruma kısa adı SAVDES-SEN olan Savunma, Büro ve Destek Hizmetleri Sendikası Genel Başkanı Tuncay Cengiz, “Devlet Memurları şemsiye değil, kalem tutar” şeklinde net bir cevap vermiş ve eklemiş:

“Devlet terbiyesi almış tüm memurlar, mal varlığını Mehmetçik Vakfına bağışlamış bir sanatçıya bırakın şemsiye tutmayı, onu sırtında bile taşıyabilir. Sivil memurları aşağılayıcı açıklamayı kabul edebilmek mümkün değil…”

***

Özetle sınıfsız ve imtiyazsız bir devlet olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde toplumun geldiği/getirildiği hale bakın Allah aşkına…

Dedim ya bir gazeteci olarak okuduklarımdan bu sonucu çıkardım ya da böyle yorumladım…

Elbette ki konunun uzmanlarının durumu tahlil etmesi daha doğru.

Lakin 2 ay önce İstanbul Ataşehir’de;

Can Göktuğ Boz'un sokakta durduk yere hiç tanımadığı dünyalar güzeli kardeşimiz Başak Cengiz'i samuray kılıcıyla doğramasının ardından, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bir kez daha gündeme getirdiği Ruh Sağlığı Yasası bir ihtiyaç gibi duruyor.

Gerçekten de;

Hiç olmaması gereken kadın cinayetleri, intiharlar, cinsel istismar ve taciz olayları, toplumsal şiddet gibi hayvanlara karşı uygulanan şiddet ve bağımlılığın 10 yaşa kadar inmesi Türkiye’nin ruhsal olarak geldiği yeri anlatmaya yetmiyor mu?

O yüzden bir şeyler yapmamız ve acilen bir yerden başlamamız gerekiyor!

***

Dip Not:

Türkiye’de iktidarlarla birlikte sendikaların yandaşlık nöbeti değişiyor. Şimdilerde ise SAVDES-SEN ile “bağımsız ve devletçi” tanımıyla yeni ve olması gereken bir sendika anlayışını işitir olduk.

“Parti değil, vatan millet ve bayrak ilkemiz” diyen SAVDES-SEN Genel Başkanı Tuncay Cengiz’i dikkatle takip etmenizi öneriyorum.

Kapılarını kamuda 52 iş kolunda 282 bin memura açan SAVDES-SEN Yönetimi, “2023’te toplu sözleşme masasına, kamu çalışanları adına bugüne kadar her görüşmede memuru ezdiren üç konfederasyon değil biz oturacağız” diyor.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..