“Diline” kelimesiyle “kötü söz ve yalan söyleme, ağzından çıkana dikkat et, kalp kırma”,
“Beline” kelimesiyle de “nefsine hâkim ol, kimsenin namusuna/ırzına göz dikme ve sadık bir yaşam sür” uyarısı yapılır.
Hacı Bektaş-ı Veli felsefesine dayandırılan bu öğüt, Türk Töresinde iyiliği ve adaleti esas alan “güzel insan” olmanın “altın kuralını” teşkil eder.
Bu atasözünün orijinali ise “İline, diline, beline sahip ol” şeklindedir.
Orijinalindeki “İl” kelimesiyle “devlet”, “dil” kelimesiyle “Türkçe” ve “bel” kelimesiyle de “soy/nesil” kastedilir. Yani orijinali ile topluma “devletine, Türkçene ve çocuklarına sahip çık” uyarısı yapılır.
***
Töresi böyle olan bir milletin “Anadolu coğrafyasındaki hali nasıldır?” sorusuna cevap aramaya kalktığınızda ise sizi şöyle bir tablo karşılıyor:
“Haramla geçinip, ağzından çıkanlara dikkat etmeyenlerin ve de nefsine yenik düşenlerin pençesinde kıvranan bir devlet, Türkçesi dahil olmak üzere öz kültüründen uzaklaştırılan bir millet ve ihmal edilen/başkalarının sürdüğü tarla haline getirilen yeni nesiller…”
Ne kadar acı değil mi?
Türkiye gibi bir ülkede;
Eline, diline, beline sahip olamayanların yani “Defoluların” seçilip, özellikle bürokrasi ve siyasette “etkin makamlara” getirilmesi”, “tesadüf” kelimesiyle geçiştirilemez.
Manzara ortada;
Defoları nedeniyle rüyalarında bile göremeyecekleri makamlara yükseltilenler, zamanla kullanışlı bir aparat haline geliyorlar. Kimi dış kaynaklı burslarla okutuldu, kimi zafiyetlerinin esiri oldu ve nihayetinde günü geldiğinde diyet borçlarını “devleti, milleti ve yarınların teminatı olan yeni nesilleri” gözden çıkararak ödediler, ödemeye de devam ediyorlar!
***
Çok uzatmayacağım;
Son yıllarda sıkça dillendirilen “Teknokrasi” diye bir kavram var!
“Yeni Dünya Düzeni”nin yönetim şekli olan teknokrasinin özet tanımı, “Siyasi partilerin ve politikacıların yerini büyük teknoloji şirketlerinin ve algoritmaların alması” şeklinde yapılır. “Geleneksel ulus devletleri sonlandıran, dini inançları, vatan ve millet kavramlarını yok sayan tamamen şirketlerin ve teknolojik yapıların belirleyici olduğu totaliter bir küresel idari düzeni” ifade eder.
Anlaşılan o ki;
Memleketin başına bela olan ve de bir türlü başımızdan defedemediğimiz bu defolular, teknokrasinin “amelesi” olarak, çeşit çeşit tuzaklarla hafriyat çukuruna düşürdükleri ulus devletimizi, milli kültürümüzü ve yeni nesillerimizi betonla örtmenin uğraşını vermeye devam ediyor!
İşbirlikçileriyle birlikte bakalım başarabilecekler mi?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İbrahim ÖGE
Defolular, defolur mu?
“Eline, diline, beline sahip ol!”
Bu atasözü; rahmetli babamın, çocukluk ve gençlik çağlarımızda sıkça yaptığı uyarılardan biriydi.
Atasözündeki “Eline” kelimesiyle “hırsızlık yapma, başkasının hakkını gasp etme, kimseye zarar verme, ekmeğini helalinden kazan”,
“Diline” kelimesiyle “kötü söz ve yalan söyleme, ağzından çıkana dikkat et, kalp kırma”,
“Beline” kelimesiyle de “nefsine hâkim ol, kimsenin namusuna/ırzına göz dikme ve sadık bir yaşam sür” uyarısı yapılır.
Hacı Bektaş-ı Veli felsefesine dayandırılan bu öğüt, Türk Töresinde iyiliği ve adaleti esas alan “güzel insan” olmanın “altın kuralını” teşkil eder.
Bu atasözünün orijinali ise “İline, diline, beline sahip ol” şeklindedir.
Orijinalindeki “İl” kelimesiyle “devlet”, “dil” kelimesiyle “Türkçe” ve “bel” kelimesiyle de “soy/nesil” kastedilir. Yani orijinali ile topluma “devletine, Türkçene ve çocuklarına sahip çık” uyarısı yapılır.
***
Töresi böyle olan bir milletin “Anadolu coğrafyasındaki hali nasıldır?” sorusuna cevap aramaya kalktığınızda ise sizi şöyle bir tablo karşılıyor:
“Haramla geçinip, ağzından çıkanlara dikkat etmeyenlerin ve de nefsine yenik düşenlerin pençesinde kıvranan bir devlet, Türkçesi dahil olmak üzere öz kültüründen uzaklaştırılan bir millet ve ihmal edilen/başkalarının sürdüğü tarla haline getirilen yeni nesiller…”
Ne kadar acı değil mi?
Türkiye gibi bir ülkede;
Eline, diline, beline sahip olamayanların yani “Defoluların” seçilip, özellikle bürokrasi ve siyasette “etkin makamlara” getirilmesi”, “tesadüf” kelimesiyle geçiştirilemez.
Manzara ortada;
Defoları nedeniyle rüyalarında bile göremeyecekleri makamlara yükseltilenler, zamanla kullanışlı bir aparat haline geliyorlar. Kimi dış kaynaklı burslarla okutuldu, kimi zafiyetlerinin esiri oldu ve nihayetinde günü geldiğinde diyet borçlarını “devleti, milleti ve yarınların teminatı olan yeni nesilleri” gözden çıkararak ödediler, ödemeye de devam ediyorlar!
***
Çok uzatmayacağım;
Son yıllarda sıkça dillendirilen “Teknokrasi” diye bir kavram var!
“Yeni Dünya Düzeni”nin yönetim şekli olan teknokrasinin özet tanımı, “Siyasi partilerin ve politikacıların yerini büyük teknoloji şirketlerinin ve algoritmaların alması” şeklinde yapılır. “Geleneksel ulus devletleri sonlandıran, dini inançları, vatan ve millet kavramlarını yok sayan tamamen şirketlerin ve teknolojik yapıların belirleyici olduğu totaliter bir küresel idari düzeni” ifade eder.
Anlaşılan o ki;
Memleketin başına bela olan ve de bir türlü başımızdan defedemediğimiz bu defolular, teknokrasinin “amelesi” olarak, çeşit çeşit tuzaklarla hafriyat çukuruna düşürdükleri ulus devletimizi, milli kültürümüzü ve yeni nesillerimizi betonla örtmenin uğraşını vermeye devam ediyor!
İşbirlikçileriyle birlikte bakalım başarabilecekler mi?