Kökü “törü” olan, zamanla “Törük-Türük” ve en nihayetinde “Türk” şekline dönüşen kelimenin ilk anlamı “türemiş, yaratılmış, insan”dır.
Türk kelimesine;
Fransız Doğu bilimci Louis Bazin "var olmuş, şekil kazanmış",
Rus tarihçi W. Barthold “kanunla düzenlenmiş”,
Doğu bilimci Arminius Vambery “çoğalmak, türemek”,
Alman Türkolog G. Doerfer “devletine bağlı”,
Ziya Gökalp “töreli, kanun hukuk sahibi”,
Kaşgarlı Mahmud "gençlik çağının ortası, gelişmiş, olgunlaşmış",
Macar bilgini G. Nemeth ise "güç, kuvvet" anlamını vermiştir.
Ayrıca Türk kelimesi;
Çin kaynaklarında “miğfer/tulga”,
İran kaynaklarında “güzel insan”,
Uygur metinlerinde de "güçlü, kuvvetli yiğit" anlamında geçer.
***
Kaşgarlı Mahmud, Dîvânu Lugâti't-Türk’te “Türk” denilen insanın hasletlerini şu şekilde sıralar:
“Güzel huylu, saygılı, doğayla uyumlu, misafirperver, hoşgörülü, mert, sözünde duran, merhametli, alçak gönüllü, adaletli, iyilik üzere olan, ahde vefalı, dürüst, kararlı ve azimli…”
Yusuf Has Hacib de Kutadgu Bilig’de töreli Türk’ün erdemini; “doğruluk/adalet (könilik), iyilik, faydalılık ve insanlık” temellerine dayandırır.
Ve bir Türk’ün/insanın değerini belirleyen ölçütün “kendi menfaatini bir kenara bırakıp başkalarına faydalı olma ve insanlığa insanlıkla karşılık vermesi” olduğunu savunur…
Türk kelimesinin, yalnızca bir soyun değil, bir yürüyüşün, bir hafızanın ve asırlar öncesinden gelen “adalet ve iyilik üzere bir ruhun/ilkesel duruşun” adı olduğunu unutanlar;
Adı Türk, dili Türk, rengi Türk, marşı Türk, bayrağı Türk bir ülkede yaşıyor, her şey oluyorlar da bir Türk olmayı, yani ilk anlamıyla “insan” olmayı, şu güzelim ülkeye vatandaş olmayı beceremiyorlar.
Memleketin her çeşit nimetinden istifade edip çeşit çeşit maske ve kıyafetlerle “büyük insan” edasıyla ortalıkta dolaşıyorlar. Kimi sözüm ona aydın, kimi siyasetçi, kimi sanatçı, kimi gazeteci…
Hatta bunlar arasında “din” maskesiyle etnik ırkçılık yapmayı meslek edinenlerden biri geçenlerde büyük konuşmuş:
“Türk bayrağının adı değişmeli!”
Eee, Türk’ün kurduğu bu ülkede, Türk kelimesi anlamından, Türk de hasletlerinden ve erdemlerinden uzaklaştırılınca bu türden cümleleri duymamız gayet normal…
Özetle;
Ziya Gökalp’in de vurguladığı gibi ırk, at ve köpeklerde olur.
Dolayısıyla dört harften oluşan “kadim” Türk kelimesine, tek başına bir “ırk” anlamı yüklemek; onu asırlar boyunca taşıdığı ortak ülkü ve hafızadan koparıp dar bir kalıba hapsetmek olur.
Binlerce yıllık tarihi, devlet geleneğini ve medeniyet tasavvurunu görmezden gelmek olur. Çağlardan süzülüp gelen bir nehrin yönünü yalnızca bir damlada aramak olur. Bir çınarın köklerini inkâr edip yalnızca gövdesine bakmak kadar eksik bir bakış olur.
Hadi bu yazıyı Elçibey’den bağlayalım:
“‘Türk değilim’ diyene karşı sakın ısrar etmeyin. Allah’ın bahşettiği şerefi istemeyen şerefsize biz zorla şeref verecek değiliz…”
Ne Mutlu Türk’üm (insanım) Diyebilene!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İbrahim ÖGE
Her şey olursunuz da!
Kökü “törü” olan, zamanla “Törük-Türük” ve en nihayetinde “Türk” şekline dönüşen kelimenin ilk anlamı “türemiş, yaratılmış, insan”dır.
Türk kelimesine;
Fransız Doğu bilimci Louis Bazin "var olmuş, şekil kazanmış",
Rus tarihçi W. Barthold “kanunla düzenlenmiş”,
Doğu bilimci Arminius Vambery “çoğalmak, türemek”,
Alman Türkolog G. Doerfer “devletine bağlı”,
Ziya Gökalp “töreli, kanun hukuk sahibi”,
Kaşgarlı Mahmud "gençlik çağının ortası, gelişmiş, olgunlaşmış",
Macar bilgini G. Nemeth ise "güç, kuvvet" anlamını vermiştir.
Ayrıca Türk kelimesi;
Çin kaynaklarında “miğfer/tulga”,
İran kaynaklarında “güzel insan”,
Uygur metinlerinde de "güçlü, kuvvetli yiğit" anlamında geçer.
***
Kaşgarlı Mahmud, Dîvânu Lugâti't-Türk’te “Türk” denilen insanın hasletlerini şu şekilde sıralar:
“Güzel huylu, saygılı, doğayla uyumlu, misafirperver, hoşgörülü, mert, sözünde duran, merhametli, alçak gönüllü, adaletli, iyilik üzere olan, ahde vefalı, dürüst, kararlı ve azimli…”
Yusuf Has Hacib de Kutadgu Bilig’de töreli Türk’ün erdemini; “doğruluk/adalet (könilik), iyilik, faydalılık ve insanlık” temellerine dayandırır.
Ve bir Türk’ün/insanın değerini belirleyen ölçütün “kendi menfaatini bir kenara bırakıp başkalarına faydalı olma ve insanlığa insanlıkla karşılık vermesi” olduğunu savunur…
Türk kelimesinin, yalnızca bir soyun değil, bir yürüyüşün, bir hafızanın ve asırlar öncesinden gelen “adalet ve iyilik üzere bir ruhun/ilkesel duruşun” adı olduğunu unutanlar;
Adı Türk, dili Türk, rengi Türk, marşı Türk, bayrağı Türk bir ülkede yaşıyor, her şey oluyorlar da bir Türk olmayı, yani ilk anlamıyla “insan” olmayı, şu güzelim ülkeye vatandaş olmayı beceremiyorlar.
Memleketin her çeşit nimetinden istifade edip çeşit çeşit maske ve kıyafetlerle “büyük insan” edasıyla ortalıkta dolaşıyorlar. Kimi sözüm ona aydın, kimi siyasetçi, kimi sanatçı, kimi gazeteci…
Hatta bunlar arasında “din” maskesiyle etnik ırkçılık yapmayı meslek edinenlerden biri geçenlerde büyük konuşmuş:
“Türk bayrağının adı değişmeli!”
Eee, Türk’ün kurduğu bu ülkede, Türk kelimesi anlamından, Türk de hasletlerinden ve erdemlerinden uzaklaştırılınca bu türden cümleleri duymamız gayet normal…
Özetle;
Ziya Gökalp’in de vurguladığı gibi ırk, at ve köpeklerde olur.
Dolayısıyla dört harften oluşan “kadim” Türk kelimesine, tek başına bir “ırk” anlamı yüklemek; onu asırlar boyunca taşıdığı ortak ülkü ve hafızadan koparıp dar bir kalıba hapsetmek olur.
Binlerce yıllık tarihi, devlet geleneğini ve medeniyet tasavvurunu görmezden gelmek olur. Çağlardan süzülüp gelen bir nehrin yönünü yalnızca bir damlada aramak olur. Bir çınarın köklerini inkâr edip yalnızca gövdesine bakmak kadar eksik bir bakış olur.
Hadi bu yazıyı Elçibey’den bağlayalım:
“‘Türk değilim’ diyene karşı sakın ısrar etmeyin. Allah’ın bahşettiği şerefi istemeyen şerefsize biz zorla şeref verecek değiliz…”
Ne Mutlu Türk’üm (insanım) Diyebilene!