Varlığı kanıtlanabilen, nesnel, gözlemlenebilir ve doğrulanabilir her türlü durum hakkında tarihi ve dönemi hakkındaki yanılgıyı ifade eder. Bu yanılgı kavramları ve bakış açılarını da kapsar.
Akademik tanımla “olgu, dil ve zihinsel (yaklaşım)” olmak üzere üç türü vardır.
Bu üç türden Zihinsel Anakronizm; “Geçmişte yaşanmış olayları, kişileri veya gelenekleri günümüzün değer yargıları, modern teoriler veya ahlak anlayışıyla yorumlamak suretiyle tarih yazımında sıklıkla düşülen bir hata” şeklinde tanımlanır.
Her hata düzeltilebilir. Her hatadan dönülebilir!
Lakin zihinsel anakronizm; yeni bir kimlik ve rejim inşası için kasıtlı başvurulan yönteme/silaha dönüştürülürse artık masum bir metodolojik hata olmaktan çıkar. Tarihi ideolojik bir meşruiyet zeminine, geçmişi ise bugünün siyasi ihtiyaçlarına göre şekillendirilen esnek bir propaganda malzemesine dönüştürür. Bu aşamadan sonra tarih, "ne olduğu" ile değil, "yeni rejimin neye ihtiyaç duyduğu" ile ilgilenir. Toplumsal hafıza kasıtlı olarak yeniden yazılarak, geçmişin aktörleri bugünün rollerini oynamaya zorlanır ve bu durum toplumun kendi gerçeğiyle sağlıklı bir bağ kurmasını imkânsız hale getirir.
***
Bunu neden anlattım;
Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi’nin AK Parti Grup Sözcüsü Avukat Ahmet Alperen Aydın’ın, bir fotoğraf karesinden hareketle İsmet İnönü’yü hedef alan sözlerinden ötürü…
Bursa’nın yeni çöp depolama/ayrıştırma sahasının yeri konusunda yaşanan tartışmalar sırasında ne gereği varsa Aydın, teklife karşı çıkan CHP’li üyelere şu minvalde bir cümle sarf etti:
“Yunanlıların Bursa işgali sırasında Yunan Başbakanı Venezilos’un oğlu Sofoklis Osmangazi Türbesi’nde fotoğraf çektirmiştir. Bu küstahlığı yapmıştı. Fakat aradan geçen birkaç sene sonra ikinci genel başkanınız İsmet İnönü eşini Venezilos’un koluna taktı mı? Takmadı mı?”
Anlaşılan o ki Sayın Aydın da hukukçu kimliğine rağmen anakronizmin kurbanlarından biri olmuş.
Aydın’ı kınayan, hakkında suç duyurusunda bulunan ve sosyal medyadan tepki gösterenlerin açıklamalarına da şöyle bir göz attım. Ama kimse Aydın’a “İsmet İnönü, eşini Venezilos’un koluna taktı mı? Takmadı mı?” sualini sorduran fotoğrafın hikayesini yani gerçeği anlatmadı.
Haliyle iş başa düştü.
Biliyorsunuz; Lozan Antlaşması sonrası Türk-Yunan ilişkileri 1928 yılına kadar ciddi bir gerilim yaşadı. Gerilime neden olan konular ise “mübadele, mübadillerin geride bıraktığı mallar ve Fener Rum Patriğinin seçimi” gibi başlıklardı. Hele Yunanistan'da 1925'te yönetimi bir darbe ile ele geçiren General Pangolos'un izlediği Türk karşıtı politikalar iki ülkeyi yeniden savaşın eşiğine getirdi. Ta ki 29 Ağustos 1926'da General Yeoryos Kondilis'in karşı darbeyle Lozan'ı tanımayan Megali İdea'nın sıkı taraftarı Mossolini hayranı, İngiltere aşığı Pangolos dönemine son vermesine kadar. Karşı darbeyle yeniden görevine dönen Cumhurbaşkanı Kunduriotis’le birlikte tıkanan diplomatik görüşmeler yeniden başladı. Ancak iki ülke arasındaki "güven tesisi", Eleftherios Venizelos'un 1928 yılında millî birlik hükûmetiyle iktidara gelmesiyle inşa edilmeye başlandı. Venizelos, Avrupa ve ülkesinde yaptığı konuşmalarda geçmişte Anadolu'ya asker çıkararak büyük hata yaptıklarını, iki ülke arasında kalıcı barış ve dostluk istediğini dile getirdi. Hatta 30 Ağustos 1928'de Başbakan İsmet İnönü'ye gönderdiği mektupta; “Türk topraklarında gözlerinin olmadığını benzer yaklaşımın Türkiye tarafından da sergilenmesinden duyduğu memnuniyeti” dile getirdi. İsmet Paşa da bu mektuba, 27 Eylül 1928'de “Türk Devleti'nin iyi niyetini” vurguladığı bir metinle cevap verdi.
Tam bu süreçte yaşanan 1929 ekonomi bunalımı, Benito Mussolini İtalya'sının Akdeniz ve Balkanlara yönelik talep ve beklentileri, iki ülkeyi daha da yakınlaştırdı. Nitekim diplomatik açıdan önem taşıyan ilk ciddi adım, 10 Haziran 1930'da Ankara'da imzalanan antlaşma ile atıldı. “Mübadelenin uygulamasına ilişkin sıkıntıları giderme” amacı taşıyan antlaşmanın imzalandığı gün İsmet Paşa, Eleftherios Venizelos'u Türkiye'ye davet etti.
***
Daveti kabul eden Venizelos'un Türkiye ziyareti 27-30 Ekim 1930 tarihleri arasında gerçekleşti. Eleftherios-Elena Venizelos çifti, Ankara'da 29 Ekim 1930 Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kapsamında Atatürk'ün ev sahipliğinde düzenlenen baloya da katıldı.
Hatta Cumhuriyet Balosu'nda çekilen yukardaki fotoğrafta Atatürk'ün koluna giren hanımefendi Yunanistan Başbakanı'nın eşi Elena Venizelos idi. Çünkü Osmanlı'nın "ad hoc" diplomasisini terk edip, III. Selim’le birlikte uygulamaya başladığı “Batı tipi diplomasi” protokolün gereği böyle idi. Yani konuk devlet başkanının eşi, ev sahibi ülke devlet başkanının koluna, konuk devlet başkanının koluna da ev sahibi ülke başkanının eşi veya kızının girmesi batı tipi diplomatik protokolün bir gereği idi.
Devam edelim;
Türkiye'den ayrılırken oldukça mutlu olan Venizelos, İsmet Paşa'yı da Yunanistan'a davet etti. İsmet Paşa da bu davete 3-6 Ekim 1931 tarihinde gerçekleştirilen ziyaretiyle karşılık verdi. Devlet erkanıyla birlikte İsmet Paşa ve Mevhibe Hanım’ın İstanbul'dan bindiği Ege Vapuru, 3 Ekim 1931 günü Pire Limanı'na demir attığında Eleftherios-Elena Venizelos çifti tarafından karşılandı. Şehrin ve limanın dört bir yanı Türk bayraklarıyla süslenmiş halde, büyük bir coşkuyla karşılanan İsmet Paşa ve Mevhibe Hanım, halkın sevgi gösterileri arasında kendilerini bekleyen makam otomobiline hareket ederken de Yunanistan'ın da kullandığı, Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne miras batı tipi diplomatik protokol kuralları uygulandı. Venizelos'un koluna Mevhibe Hanım, hemen arkalarından onları izleyen İsmet Paşa'nın koluna da Elena Hanım girdi.
Yukarıdaki fotoğrafa dikkatle bakacak olursanız, Venizelos'un sol omuzun hemen arkasında kısmen başı gözüken, İsmet Paşa’nın koluna giren kadının Elena Hanım’dan başkası olmadığını anlayacaksınız.
1815'teki Viyana Kongresi'nden sonra tüm Avrupa'nın uyguladığı, 1839'daki Tanzimat Fermanı sonrası Osmanlı Devleti'nin de uyguladığı Batı tipi diplomatik protokolde "kola girme" uygulamasının gerekçesi ise konuk devlet adamıyla eşinin kendi arasındaki sohbetini engellemek.
***
Sayın Ahmet Alperen Aydın;
Bu kadar izahı basit bir meselede olduğu gibi, somut arşiv belgelerini inkâr edip gerçekleri yalan ve iftiralarla bağlamından koparmak ve de geçmişi bugünün değerleriyle yargılama hatasına düşmek, toplumsal barış ve huzura vurulan en büyük darbedir.
Keşke o gün; bırakın Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılışını; Meclis kürsüsünden söz alıp da Lozan’a aykırı bir şekilde daha yeni Batı Trakya'daki Kardere, Mehrikoz ve Hasanlar köylerindeki üç Türk ilkokulunu kapatma kararı alan Yunanistan’ı kınayabilseydiniz?
Türk kimliğini değiştirmeye ve geleceğimizi yok etmeye yönelik bir dizi kararla, Doğu Makedonya ve Trakya’da 210 olan Türk okulu sayısını 83'e düşüren Yunanistan’a laf söyleyeceğinize, Yunanistan’ı dize getiren arkasında koca bir tarih yatan İsmet Paşa’ya laf söylüyorsunuz!
Emin olun İsmet Paşa yaşasaydı, Yunanistan böyle bir kararı alamazdı.
Bırakın bu yalan ve iftiraların arkasına sığınarak siyaset yapmayı!
Ayıptır, çirkindir…
***
Sanıyorum İsmet Paşa'nın Yunanistan ziyaretine ilişkin küçük bir ayrıntıyı daha paylaşmam gerekiyor:
İsmet Paşa’nın Atina ziyareti öncesi Ermeni Taşnak Komitesi, 1915 tehcirinde imzası bulunan Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın emrinde Erkan-ı Harp yani Genelkurmay'da Harekât Şubesi Müdürü olarak görev yapan İsmet Paşa'yı da bir suikastla ortadan kaldırma kararı aldı. Bu iş için görevlendirilen tetikçi Hrant Canikyan, İskenderiye'den Atina'ya hareket ettiği sırada Türkiye, Yunanistan'la istihbarat paylaşımı yaptı. Yunan polisi de tetikçinin peşine takılınca, eylemini Atina'da gerçekleştiremeyeceğini anlayan Canikyan Köstence'ye geçti. Suikastı; İsmet Paşa başkanlığındaki Türk Heyeti'nin Yunanistan'dan sonra ziyaret edeceği Macaristan’ın Peşte şehrinde gerçekleştirme kararı aldı. Lakin bindiği vapurda pasaport kontrolü sırasında heyecanlanan Canikyan, yakalanacağını anlayınca kaçarak girdiği geminin tuvaletinde intihar etti.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İbrahim ÖGE
O fotoğrafın hikayesi!
Genel tarifiyle “anakronizm”;
Varlığı kanıtlanabilen, nesnel, gözlemlenebilir ve doğrulanabilir her türlü durum hakkında tarihi ve dönemi hakkındaki yanılgıyı ifade eder. Bu yanılgı kavramları ve bakış açılarını da kapsar.
Akademik tanımla “olgu, dil ve zihinsel (yaklaşım)” olmak üzere üç türü vardır.
Bu üç türden Zihinsel Anakronizm; “Geçmişte yaşanmış olayları, kişileri veya gelenekleri günümüzün değer yargıları, modern teoriler veya ahlak anlayışıyla yorumlamak suretiyle tarih yazımında sıklıkla düşülen bir hata” şeklinde tanımlanır.
Her hata düzeltilebilir. Her hatadan dönülebilir!
Lakin zihinsel anakronizm; yeni bir kimlik ve rejim inşası için kasıtlı başvurulan yönteme/silaha dönüştürülürse artık masum bir metodolojik hata olmaktan çıkar. Tarihi ideolojik bir meşruiyet zeminine, geçmişi ise bugünün siyasi ihtiyaçlarına göre şekillendirilen esnek bir propaganda malzemesine dönüştürür. Bu aşamadan sonra tarih, "ne olduğu" ile değil, "yeni rejimin neye ihtiyaç duyduğu" ile ilgilenir. Toplumsal hafıza kasıtlı olarak yeniden yazılarak, geçmişin aktörleri bugünün rollerini oynamaya zorlanır ve bu durum toplumun kendi gerçeğiyle sağlıklı bir bağ kurmasını imkânsız hale getirir.
***
Bunu neden anlattım;
Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi’nin AK Parti Grup Sözcüsü Avukat Ahmet Alperen Aydın’ın, bir fotoğraf karesinden hareketle İsmet İnönü’yü hedef alan sözlerinden ötürü…
Bursa’nın yeni çöp depolama/ayrıştırma sahasının yeri konusunda yaşanan tartışmalar sırasında ne gereği varsa Aydın, teklife karşı çıkan CHP’li üyelere şu minvalde bir cümle sarf etti:
“Yunanlıların Bursa işgali sırasında Yunan Başbakanı Venezilos’un oğlu Sofoklis Osmangazi Türbesi’nde fotoğraf çektirmiştir. Bu küstahlığı yapmıştı. Fakat aradan geçen birkaç sene sonra ikinci genel başkanınız İsmet İnönü eşini Venezilos’un koluna taktı mı? Takmadı mı?”
Anlaşılan o ki Sayın Aydın da hukukçu kimliğine rağmen anakronizmin kurbanlarından biri olmuş.
Aydın’ı kınayan, hakkında suç duyurusunda bulunan ve sosyal medyadan tepki gösterenlerin açıklamalarına da şöyle bir göz attım. Ama kimse Aydın’a “İsmet İnönü, eşini Venezilos’un koluna taktı mı? Takmadı mı?” sualini sorduran fotoğrafın hikayesini yani gerçeği anlatmadı.
Haliyle iş başa düştü.
Biliyorsunuz; Lozan Antlaşması sonrası Türk-Yunan ilişkileri 1928 yılına kadar ciddi bir gerilim yaşadı. Gerilime neden olan konular ise “mübadele, mübadillerin geride bıraktığı mallar ve Fener Rum Patriğinin seçimi” gibi başlıklardı. Hele Yunanistan'da 1925'te yönetimi bir darbe ile ele geçiren General Pangolos'un izlediği Türk karşıtı politikalar iki ülkeyi yeniden savaşın eşiğine getirdi. Ta ki 29 Ağustos 1926'da General Yeoryos Kondilis'in karşı darbeyle Lozan'ı tanımayan Megali İdea'nın sıkı taraftarı Mossolini hayranı, İngiltere aşığı Pangolos dönemine son vermesine kadar. Karşı darbeyle yeniden görevine dönen Cumhurbaşkanı Kunduriotis’le birlikte tıkanan diplomatik görüşmeler yeniden başladı. Ancak iki ülke arasındaki "güven tesisi", Eleftherios Venizelos'un 1928 yılında millî birlik hükûmetiyle iktidara gelmesiyle inşa edilmeye başlandı. Venizelos, Avrupa ve ülkesinde yaptığı konuşmalarda geçmişte Anadolu'ya asker çıkararak büyük hata yaptıklarını, iki ülke arasında kalıcı barış ve dostluk istediğini dile getirdi. Hatta 30 Ağustos 1928'de Başbakan İsmet İnönü'ye gönderdiği mektupta; “Türk topraklarında gözlerinin olmadığını benzer yaklaşımın Türkiye tarafından da sergilenmesinden duyduğu memnuniyeti” dile getirdi. İsmet Paşa da bu mektuba, 27 Eylül 1928'de “Türk Devleti'nin iyi niyetini” vurguladığı bir metinle cevap verdi.
Tam bu süreçte yaşanan 1929 ekonomi bunalımı, Benito Mussolini İtalya'sının Akdeniz ve Balkanlara yönelik talep ve beklentileri, iki ülkeyi daha da yakınlaştırdı. Nitekim diplomatik açıdan önem taşıyan ilk ciddi adım, 10 Haziran 1930'da Ankara'da imzalanan antlaşma ile atıldı. “Mübadelenin uygulamasına ilişkin sıkıntıları giderme” amacı taşıyan antlaşmanın imzalandığı gün İsmet Paşa, Eleftherios Venizelos'u Türkiye'ye davet etti.
***
Daveti kabul eden Venizelos'un Türkiye ziyareti 27-30 Ekim 1930 tarihleri arasında gerçekleşti. Eleftherios-Elena Venizelos çifti, Ankara'da 29 Ekim 1930 Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kapsamında Atatürk'ün ev sahipliğinde düzenlenen baloya da katıldı.
Hatta Cumhuriyet Balosu'nda çekilen yukardaki fotoğrafta Atatürk'ün koluna giren hanımefendi Yunanistan Başbakanı'nın eşi Elena Venizelos idi. Çünkü Osmanlı'nın "ad hoc" diplomasisini terk edip, III. Selim’le birlikte uygulamaya başladığı “Batı tipi diplomasi” protokolün gereği böyle idi. Yani konuk devlet başkanının eşi, ev sahibi ülke devlet başkanının koluna, konuk devlet başkanının koluna da ev sahibi ülke başkanının eşi veya kızının girmesi batı tipi diplomatik protokolün bir gereği idi.
Devam edelim;
Türkiye'den ayrılırken oldukça mutlu olan Venizelos, İsmet Paşa'yı da Yunanistan'a davet etti. İsmet Paşa da bu davete 3-6 Ekim 1931 tarihinde gerçekleştirilen ziyaretiyle karşılık verdi. Devlet erkanıyla birlikte İsmet Paşa ve Mevhibe Hanım’ın İstanbul'dan bindiği Ege Vapuru, 3 Ekim 1931 günü Pire Limanı'na demir attığında Eleftherios-Elena Venizelos çifti tarafından karşılandı. Şehrin ve limanın dört bir yanı Türk bayraklarıyla süslenmiş halde, büyük bir coşkuyla karşılanan İsmet Paşa ve Mevhibe Hanım, halkın sevgi gösterileri arasında kendilerini bekleyen makam otomobiline hareket ederken de Yunanistan'ın da kullandığı, Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne miras batı tipi diplomatik protokol kuralları uygulandı. Venizelos'un koluna Mevhibe Hanım, hemen arkalarından onları izleyen İsmet Paşa'nın koluna da Elena Hanım girdi.
Yukarıdaki fotoğrafa dikkatle bakacak olursanız, Venizelos'un sol omuzun hemen arkasında kısmen başı gözüken, İsmet Paşa’nın koluna giren kadının Elena Hanım’dan başkası olmadığını anlayacaksınız.
1815'teki Viyana Kongresi'nden sonra tüm Avrupa'nın uyguladığı, 1839'daki Tanzimat Fermanı sonrası Osmanlı Devleti'nin de uyguladığı Batı tipi diplomatik protokolde "kola girme" uygulamasının gerekçesi ise konuk devlet adamıyla eşinin kendi arasındaki sohbetini engellemek.
***
Sayın Ahmet Alperen Aydın;
Bu kadar izahı basit bir meselede olduğu gibi, somut arşiv belgelerini inkâr edip gerçekleri yalan ve iftiralarla bağlamından koparmak ve de geçmişi bugünün değerleriyle yargılama hatasına düşmek, toplumsal barış ve huzura vurulan en büyük darbedir.
Keşke o gün; bırakın Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılışını; Meclis kürsüsünden söz alıp da Lozan’a aykırı bir şekilde daha yeni Batı Trakya'daki Kardere, Mehrikoz ve Hasanlar köylerindeki üç Türk ilkokulunu kapatma kararı alan Yunanistan’ı kınayabilseydiniz?
Türk kimliğini değiştirmeye ve geleceğimizi yok etmeye yönelik bir dizi kararla, Doğu Makedonya ve Trakya’da 210 olan Türk okulu sayısını 83'e düşüren Yunanistan’a laf söyleyeceğinize, Yunanistan’ı dize getiren arkasında koca bir tarih yatan İsmet Paşa’ya laf söylüyorsunuz!
Emin olun İsmet Paşa yaşasaydı, Yunanistan böyle bir kararı alamazdı.
Bırakın bu yalan ve iftiraların arkasına sığınarak siyaset yapmayı!
Ayıptır, çirkindir…
***
Sanıyorum İsmet Paşa'nın Yunanistan ziyaretine ilişkin küçük bir ayrıntıyı daha paylaşmam gerekiyor:
İsmet Paşa’nın Atina ziyareti öncesi Ermeni Taşnak Komitesi, 1915 tehcirinde imzası bulunan Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın emrinde Erkan-ı Harp yani Genelkurmay'da Harekât Şubesi Müdürü olarak görev yapan İsmet Paşa'yı da bir suikastla ortadan kaldırma kararı aldı. Bu iş için görevlendirilen tetikçi Hrant Canikyan, İskenderiye'den Atina'ya hareket ettiği sırada Türkiye, Yunanistan'la istihbarat paylaşımı yaptı. Yunan polisi de tetikçinin peşine takılınca, eylemini Atina'da gerçekleştiremeyeceğini anlayan Canikyan Köstence'ye geçti. Suikastı; İsmet Paşa başkanlığındaki Türk Heyeti'nin Yunanistan'dan sonra ziyaret edeceği Macaristan’ın Peşte şehrinde gerçekleştirme kararı aldı. Lakin bindiği vapurda pasaport kontrolü sırasında heyecanlanan Canikyan, yakalanacağını anlayınca kaçarak girdiği geminin tuvaletinde intihar etti.