SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Altı Bardakta Dünya Tarihi

Yazının Giriş Tarihi: 13.06.2022 15:50
Yazının Güncellenme Tarihi: 13.06.2022 03:50

Yazar- Tom Standage

Çeviren: Ahmet Fethi, Kırmızı Kedi Yayınevi dokuzuncu baskı. Kasım-2020

Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından çıkarılan kitap, tarihi içecekler açısından inceliyor. Kitap bu açıdan Jarred Diamond’un Çelik, Tüfek ve Mikrop kitabını andırıyor.

Diamond, Dünya tarihini farklı bir bakışla inceliyor. Kıtalar arası iklim, tarım bitkileri ve evcilleştirilen hayvanlar arasındaki farkları da gözeten bir bakış açısıyla insanların tarım toplumuna ve yerleşik hayata geçmesini inceliyor. Tarım toplumuna geçişten sonraki seviye metalin bulunması ve işlenmesiydi. Demiri bulanlar tunca, çeliği bulanlar demire üstün geldiler. Topu ve tüfeği bulanlar hepsini egemenlik altına aldılar.

Medeniyetler arası farkı belirleyen çok önemli bir unsur da insanların mikroba dayanıklılığıydı. Amerika kıtasındaki hakların sonunu nezle, grip ve çiçek mikropları getirdi. Avrupa’dan daha gelişmiş şehirlerde yaşayan Orta ve Güney Amerika’daki yerli imparatorlukları, krallıkları kısa zamanda çöktü. Kısa bir sürede yerli nüfusun yüzde 2-3’ü hayatta kaldı.

Tom Standage, yazdığı “Altı Bardakta Dünya Tarihi” kitabında insanoğlunun suyun dışında içtiği yaşamsal sıvıların penceresinden bir dünya tarihi yazmış. Yazar, sırasıyla bira, şarap, damıtık içkiler, kahve, çay ve Cola-Cola’yı incelemiş.

“Bereketli Hilal”de MÖ 10 bin civarında yabani tahıl toplanmaya başlanmıştı. İnsanlar tahıl ekip biçmeye başladıktan sonra toplayıcılık ve yarı göçebelikten yerleşik hayata geçmişlerdir. Böylece kentler kurulmuş, dinler doğmuştur. İhtiyaç fazlası tahıl devletlerin kurulmasının yolunu açmıştır. Tahıllar vergi ve ticari mal olmuştur. Tapınaklar kurulmuş, rahip krallardan krallara geçilmiş ve Antik Çağ imparatorlukları doğmuştur.

Tahıl üretiminin artması bira üretimini başlatmıştır. Ürettikleri birayı kayda geçiren MÖ 4 binlerde Sümerliler olmuştur. Antik Mısır’da birayla ilgili kayıtların MÖ 2 bin 650’ye tarihlenir. Biranın Çin ve Güney Amerika’da da üretildiği biliniyor.

***

MÖ 870 yılında Asur İmparatoru II. Asurnasirpal 70 bin kişinin katıldığı bir ziyafet verir. İmparator beş bini yabancı olan misafirlerine 10 bin küp biranın yanı sıra uzak bölgelerden getirttiği 10 bin tulum şarabı da ikram eder.

Şarap üretimi için kurulan bağlar kısa zamanda tüm Akdeniz kıyılarını sarar. “Bereketli Hilal”de biranın üstüne çıkar. Şarap ülkeler arası bir ticari metaya dönüşür. Kısa bir sürede Greklerin ve Romalıların milli içkisi olur.

Üretim yaygınlaşınca bira ve şarap köleler dahil herkesin içeceği bir içki haline geldi. İçkilerin ilk kadehleri tanrı/tanrılara ikram edilmek için yere dökülürdü.

Daha ilk çağlarda yaşayan halklar şarabın mikropları öldürdüğünü bildikleri için başta yaraları dezenfekte etmek için tedavi amacıyla kullandılar. Romalılar şarap üretimini bir bilim haline getirdiler. Farklı bölgelerde üretilen şarapların, mahzenlerde bekletilen şarapların farklı lezzette olduğunu keşfettiler.

***

Daha sonra Araplar damıtılmış içkiyi keşfettiler. Önce şarabı damıttılar (Aynı metotla rakıyı buldular).

“Şarap bir benmari kullanılarak damıtılabilir ve gül suyu renginde bir şey çıkar ortaya” (Ebu Yusuf bin İshak el-Sabbah el-Kindi, MS 801-873, Güzel Koku ve Damıtık Sıvılar Kimyası Kitabı).

Avrupalılar şarabı damıtarak Brendi denilen bir içki elde ettiler. Brendi, şaraptan daha uzun süre bozulmadan kalabiliyordu. Alkol derecesi daha yüksek olan brendi, para yerine geçmeye başladı.

Damıtık içkilerin üretimi ve tüketimi Amerika’nın keşfinden sonra patlama yaptı. İspanyollar, Kanarya adalarında şeker kamışı üretmeye başlamışlardı. Adadaki şeker kamışı tarlalarında ve fabrikalarında iki bin köle çalışıyordu.

Karayip adalarından Barbados adasında şeker kamışı yetiştirilmeye başladı. Daha sonra şeker kamışı melasından “Köpek öldüren” adını verdikleri bir içki, “Rom” üretildi.

Kuzey Amerika’ya yerleşen koloniciler, yaşadıkları şarap sıkıntısını rom üreterek aştılar. Üretim için gerekli melas Karayip adalarından getiriliyordu. Rom üretimi kısa bir zaman sonra sanayi üretimi haline geldi.

1763 yılında İngiltere ve Fransa arasında bir dünya savaşı başladı. Savaş Avrupa, Kuzey Amerika, Karayip adaları ve Hindistan’da yapıldı. Savaş, Fransa’nın mağlubiyeti ile sona erdi. Fransa, Kanada ve Hindistan’dan çekildi. Sömürgelerinin çoğu İngilizlerin eline geçti.

Savaş İngiltere’ye ağır bir mali yük getirmişti. İngiltere, bu mali yükün bir bölümünü Kuzey Amerika’daki kolonilerden tahsil etmek istedi. 1764 yılında şeker, 1765’te damga vergisi, 1767 yılında yeni vergiler ve 177e’te çay vergisi kondu. Çay vergisi Amerikan kolonilerinin bağımsızlığına giden yolu açtı. “İngiliz Parlamentosu’nda temsil edilmiyoruz o zaman bu vergi niye?” diye karşı çıkıldı. 1773 yılında Boston limanına gelen üç gemideki çaylar denize döküldü. Olaylar sürdü ve 1775 yılında bağımsızlık savaşı başladı (1775-1783).

Savaş, şeker kamışı melasının teminini aksatınca, iç bölgelere melas nakli büyük bir maliyet umuruydu. Başta Prensilvanya olmak üzere iç bölgelere göç eden İskoçya ve İrlanda kökenliler tahıldan viski üretmeye başladılar. Viski kısa sürede ABD’nin milli içkisi oldu.

Rom, köle ticaretinde kısa sürede brendinin yerini aldı. Viski ise Amerikan yerlilerine kısa bir sürede boyun eğdirdi.

***

Gemiciliğin gelişmesi sömürgeciliği başlattı. Avrupa’ya değişik besinler ve içkiler geldi. Bunlardan birisi de kahvedir.

Kahve, önce Yemen üzerinden İstanbul’a geldi. İstanbul, Osmanlı liman ve kentlerinde kahveyle tanışan Avrupalılar kahveyi ülkelerine götürdüler.

Kahve tutulunca, kahvehanelerin açılmasını sağladı. Önce Venedik’te kahvehane açıldı. 1652’de Londra’da bir kahvehane açıldı. Kahve çabucak benimsendi ve kısa sürede yüzlerce kahvehane açıldı.

Londra’daki kahveler kısa süre meslek erbaplarına göre ayrıldı. Bazı kahveler bilim adamları, sanatçıların toplandığı merkezlere dönüştü. Üniversiteli gençler bu kahvelere gelip, bilim adamlarını dinliyorlardı.

Osmanlılardan farklı olarak Londra’da güçlü bir tüccar sınıfı vardı. Sigorta şirketleri, finans kurumları ve halka açık şirketler kahvelerde kuruldu. Bu kahveler, o dönemin internet ağı haline dönüştü.

Kahve tüketimi artınca yetiştirilecek yeni alanlar arandı. Hollandalıların sömürgesine dönüşen Cava Adası’nın Batavya bölgesinde kahve yetiştirmeye başladılar. Fransızlar ise Batı Hint adalarından Martinik’te kahve yetiştirdiler.

Hollandalılar daha sonra Güney Amerika’daki Surinam’da kahve yetiştirdiler. Ancak kahve üretiminin merkezi Portekiz sömürgesi olan Brezilya oldu. Tabi ki milyonlarca kölenin emeğiyle. Güney Amerika’da kahve üretimi köle ticaretini zirveye çıkardı.

***

Çay ve İngiliz İmparatorluğu

1768 yılında su çarkıyla iplik eğirme fabrikasının devreye girmesi tekstilde büyük çığır açtı. Çok sayıda işçinin çalıştığı bu fabrikalarda çalışanlar çay içiyorlardı. Çay, bir yandan işçilere zindelik veriyordu, diğer yandan da kahve gibi ritüeli yoktu.

1773’te Sir George Mac Cartney tarafından “güneşin batmadığı bu geniş imparatorluk” ifadesi kullanıldı. ABD’yi kaybeden İngiltere, Kanada, Hindistan, Avusturalya ve Yeni Zelanda’yı sömürge imparatorluğuna kattı. Doğu Asya ticaretini elinde tutan Hollanda savaşla alt edildi. Bu imparatorluk “ÇAY” ticareti ile daha da güçlendi.

Bu dönemde İngiliz Doğu Hint kumpanyası 18. Aşırın ortalarından itibaren Hindistan’a hâkim oldu. Fiili bir sömürge yönetimi kuran kumpanyanın bir ordusu vardı.

Çay, makineleşme çağının başında İngiliz toplumunun tüketimine sunuldu. Yapımı kolay olduğu için kısa bir sürede İngilizlerin milli içkisi haline geldi. Kısa bir sürede asiller ve kraliyet ailesi tarafından benimsendi ve meşhur “5 çayı” ritüeli doğdu.

Çay, İngiltere’ye Çin İmparatorluğu’ndan geliyordu. Kısa bir sürede Çin’in esas ihraç ürünü oldu ve ipek ticaretini geride bıraktı.

Avrupa’ya çay ilk defa 1610 yılında bir Hollanda gemisi tarafından getirildi. 1630’da Fransa, 1650’de ise İngiltere’ye ulaştı. Önce sağlık amacıyla kullanılan bir içecek oldu. Çay ithali kısa sürede kaçak gelenler hariç 11 bin tona ulaştı.

İngiliz sarayına çayı İngiliz Kralı II. Charles’in eşi, Portekiz Kralı IV. Joaa’nın kızı Bragançalı Catherine soktu. Gelen çay miktarı arttıkça fiyatlar hızla düştü.

İngiltere’nin Doğu Asya ile ticaretinin önünde tek engel olan Hollanda bir dizi savaş sonunda yenildi (1784) ve Hollanda Doğu Hint Kumpanyası 1795 yılında dağıldı.

Kahvehanelere kadınlar giremiyordu. 1717 yılında bir girişimci Londra’daki kahvesinin yanında kadınlara yönelik bir çay satış yeri açtı. Bu dükkânlarda kadınlar çay içebiliyordu. Kısa bir sürede kadınların ve erkeklerin bir araya geldiği çay bahçeleri Londra’yı sardı.

Başlangıçta çaya soğuk bakan tıp çevreleri daha sonra çayı tedavi edici bir bitki olarak gördüler. Bunda doğruluk payı çoktu. Neticede kaynamış su ve çay bitkisi.  Çay kullanımı arttıkça başta dizanteri olmak üzere suyla bulaşan salgın hastalıklar yok denecek kadar azaldı.

Çay ticareti İngiliz Doğu Hint Kumpanyasının tekelindeydi. Çay ticaretinde rakip olan Hollandalı Doğu Hint Kumpanyasının dağıldı. 1763-66 yılları arasında süren savaşın sonunda Fransa’da etkisiz hale getirildi. Savaşın sonunda Kuzey Amerika’daki kolonilere yüklenen vergilerin üstüne çaya da vergi konulunca koloniler isyan ettiler ve Fransa desteği ile bağımsızlığını elde ettiler.

İngiliz Doğu Hint Kumpanyası zaman içinde Hint İmparatorluğu’nu ele geçirdi.

Adam Smith’in teorileri doğrultusunda kumpanyanın ticaret tekeli Çin hariç olmak üzere kaldırıldı.

Kumpanyanın Çin ile yaptığı ticaret sürekli açık veriyordu. Çinliler Avrupa’da üretilen mallara ilgi göstermiyordu. Diğer yandan Çin’de afyon tüketimi halk arasında her geçen gün yayılıyordu. Çin’e Hindistan’dan afyon getiriliyordu. Kumpanya kısa sürede afyon satışıyla dengeyi sağladı. 1828’den itibaren kumpanyanın afyon satışı çay ithalini geçti.

Çin hükümeti afyon ithali üzerinde denetim kurmak ve kaçak afyon ticaretini önlemek istedi. 1838 yılında Kanton’daki afyon depoları yakıldı. İngilizler kovuldu.

İngilizlerin buna tepkisi savaş oldu. 1839-42 yılları arasındaki savaş tarihe I. Afyon Savaşı olarak geçti. Savaş Çin’in yüz kızartıcı bir antlaşma yapmasıyla son buldu. Bu savaş Çin İmparatorluğu’nun sömürgeleştirme sürecini başlattı. Antlaşmayla afyon ticareti serbest bırakıldı. Hongkong İngiltere’ye bırakıldı.

Çin esas darbeyi, kumpanyanın 1834 yılında Hindistan’ın Assam bölgesinde çay üretmeye başlamasıyla yedi. 1870’lerde çaylar makinelerle işlenmeye başlayınca üretim maliyetleri Çin çayından çok aşağılara düştü. Çin’den çay ithali hızla düştü ve bu Çin için ekonomik yıkım oldu.

Doğu Hint Kumpanyasının 1857 yılında Hindistan’daki Bengal ordusu isyan etti. İsyan kumpanyasının sonunu getirdi. İsyan tüm Hindistan’ı sardı. İsyan kanla bastırıldı. İsyanı bastıran İngilizler, 1958’de son Babur İmparatoru II. Bahadır Şah tahtan indirildi, çocukları idam edildi. Timur hanedanına son veren İngilizler Hindistan’ı İngiliz İmparatorluğu’na kattılar.

***

Yazar kitabın sonunda Coca Cola’nın öyküsünü anlatıyor. Amerika’nın yükselişiyle Coca Cola dünyanın her tarafında boy gösterdi (Buna Mc Donalds’ı da eklemek gerek). Cola kısa zamanda ABD emperyalizminin temsilcisi oldu.

1984 yılında Los Angeles şehrinde yapılan olimpiyatlardan 12 yıl sonra Coca-Cola’nın başkenti Atlanta’da olimpiyat düzenlendi. Olimpiyatlara talip olan birçok milli devleti geride bırakarak oyunların başkentinde yapılmasını sağlayan Coca-Cola, devletler üstü bir güç olduğunu bütün dünyaya gösterdi.

Kitaptan, 1990’ların başında MÖ  bin 800 yılına ait bir tarifle şerbetçi otu içermeyen bir bira üretildi. Şerbetçi otu içermeyen Antik Çağ’dan kalma iki bira günümüzde üretilmektedir. İlki Danimarka-Norveç ve İngiltere Kralı olan Kral Canute adıyla İngiltere üretiliyor. Diğeri ise Fin halkının birası olan Sahti günümüzde de üretiliyor.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..