SON DAKİKA
Hava Durumu

Güven kaybolursa!

Yazının Giriş Tarihi: 26.10.2026 11:55
Yazının Güncellenme Tarihi: 26.10.2026 12:17

Varsa çevrenizde güvenilecek birisi!

Sizsiniz o zaman son dönemin en şanslı kişisi.

Etrafınızda "geleceğini bildiğiniz birisi" varsa, ona sımsıkı sarılın.

Dostluklar "yara" aldı, arkadaşın yerini "para" aldı.

"Fon" mevzusu "güvensizliği" daha da körükledi.

"Fon" gündemde olunca, memleketi "don" vurdu!

Güven kayboldu, gelecek karardı.

Bakın ihtiyaç duyduğumuz para, bulunur.

Açlık, giderilir.

Rızkı, Allah verir.

Yoksulluk, ayıp değil.

Peki ya güven?

Kaybolursa; para gelmez, karın doymaz, Allah yardım etmez, fakirlik kader olur.

Sanık adalete, mağdur hukuka, millet devlete, asıl vekile güvenmiyorsa, vicdan cüzdanla sarhoş olmuşsa hâkimin verdiği karar sanığı, devletin aldığı önlem milleti mutlu etmeyecektir.

Bu tablo karşısında tek çare var:

Güvenin yeniden tesis edilmesi.

Ki güvenin temel taşı adalettir.

Evet;

Adalet, ille de adalet!

Suçlu cezalandırılmalı, mağdurun hakkı aranmalı, hırsıza had bildirilmeli, arsız ifşa edilmelidir.

Mağrur olanlar mağdur ediyorsa; Allaha havale edilmemeli, hukuk çalıştırılmalıdır.

Üstünlerin hukuku korunursa, hukukun üstünlüğü yara alır ve güven kaybolur.

***

İşte size tarihten bir örnek:

Mekke'deki Kureyş kabilesini oluşturan on önemli koldan biri olan Mahzumoğullarından soylu ve itibarlı bir kadın hırsızlık yapmıştır.

Kabilenin ileri gelenleri, suçun üstünün örtülmesi ve cezanın uygulanmaması için Hz. Muhammed’in çok sevdiği Üsâme bin Zeyd’i aracı olarak göndermiştir. Hz. Peygamber bu duruma çok öfkelenmiş, rengi değişmiş ve "Allah’ın koyduğu cezalardan birinin uygulanmaması için aracılık mı yapıyorsun?" buyurmuştur. Ardından ayağa kalkarak hutbe irat etmiş ve şöyle demiştir:

“Sizden öncekiler, ileri gelenlerden biri hırsızlık yaptığı zaman onu cezalandırmadıkları, zayıf biri hırsızlık yaptığı zaman ise ona hemen had tatbik ettikleri için helak oldular. Bana gelince, nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, şayet Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı muhakkak elini keserdim.”

Yani;

Adalet mekanizması işlerken kişinin soyu, makamı, serveti veya nüfuzu asla bir ayrıcalık sebebi olamaz.

En üst kademedeki yöneticinin yakınları bile suç işlese, sıradan bir vatandaşla aynı muameleyi görmelidir.

Yönetici ve karar verici konumda olanların, en yakınları dahi olsa kararlarında tamamen tarafsız ve objektif olmaları gerekir.

Aksi takdirde;

“Adalet mülkün (devletin/düzenin) temelidir” sözü, yalnızca mahkeme salonlarının duvarlarını süsleyen bir vecizeden ibaret kalır.

Çünkü adaletin kişiye, makama veya nüfuza göre değiştiği bir yerde hukukun üstünlüğünden değil, üstünlerin hukukundan söz edilir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.