Aracımın muayenesi için TÜVTÜRK'ün Nilüfer istasyonundayım.
Öncelikle istasyonda görev yapan başta yetkilileri olmak üzere tüm personeli tebrik ediyorum.
Nezaketleri, ciddiyetleri ve hassasiyetleri takdire şayan…
Bu duygularla; 2 nolu araç muayene kanalında sıramı beklerken, 4 nolu kanala bir araç geldi.
Sarsıldım, üzüldüm, dünü hatırladım.
Günün fotoğrafını çektim ve bu yazıyı kaleme almak için klavyenin tuşlarına dokunurken, “tuş olduğumu” hissettim.
“Nereden nereye!” şeklinde mırıldandım!
1990'lı yıllarda TSE'nin başında bir adam vardı. Hayallerini bizimle paylaşıyordu.
Kalitenin Türkiye'deki mihmandarı, Avrupa’daki söz sahibi, Türk Cumhuriyetlerindeki etkin gücü bu adamın Uluslararası Standardizasyon Teşkilatında da sözü dinleniyordu.
Fenni muayene görevinin Kara Yolları Genel Müdürlüğü’nden alınıp, TSE'ye verilmesi için stratejiler geliştiriyor, TSE'nin bu yönde alt yapısını hazırlıyor ve Türkiye genelinde "Araç Muayene İstasyonları" kurmak için araziler satın alıyor veya tahsis edilmesini sağlıyordu.
Örneğin Bursa'da, Organize Sanayi Bölgesinde şu an ki mevcut arazi bunun için alınmıştı.
Özetle bu adam, TSE'yi ayağa kaldırıp şahlandıran adamdı.
Sonra...
Bu adam, yani TSE'nin efsane başkanı görevden ayrılınca, araç muayene işlemi özelleştirildi.
TSE, düzenlenen ihaleye girmedi/alınmadı/sokulmadı...
İhaleye;
Girmedi mi?
Alınmadı mı?
Sokulmadı mı?
Şimdi biz; bu sorulara cevap olarak verilen şehir efsanesi türünden cevapları bir kenara bırakalım ve sonuca bakalım:
Türkiye'de tüm motorlu araçların muayenesi, TÜV tarafından, yerli işbirlikçi firmalar birlikte yapılıyor.
Yani, kaymak TÜV'e gidiyor, yağ, pas, kir, Türk'e kalıyor.
Eğer, TSE'nin efsanevi başkanı Mehmet Yılmaz Arıyörük, kurumun başkanlığına devam etseydi, eminim ki; bugün, araç muayene işlemini TSE yapıyor olacaktı.
***
Tekrar yazının başına dönecek olursam;
4 nolu istasyonda muayene için sıraya giren araç TSE’ye aitti.
O yüzden geçmişe gittim, üzüldüm.
Milli Ses Ver Projesini hatırladım, efsane başkanın vizyonuna bir kez daha hayran oldum ve utandım!
Evet, utandım!
Onun vizyonunu gerçekleştiremediğimiz için utandım.
TSE varken, yabancıya giden milyar dolarlar nedeniyle utandım.
Konunun ciddiyetini, kalitenin önemini, standardın değerini, araç muayenedeki teslimiyeti, kalitesizlikteki maliyeti, bürokrasideki ihaneti; devlet ricaline tam olarak anlatamadığımız için utandım.
Standardizasyon alanında tüm dünyada küresel istilalar olurken, incik boncukla uğraşan sözde arkadaşlarımızın, TÜV'ün bu hakimiyetine teslim oluşlarından dolayı utandım.
Utanması gerekenlerin utanmadığı bir ortamda bulunduğum için utandım.
Bir gün; efsane başkanımızın vizyonunun ve Milli Ses Ver Projesinin bir başlığı olan "Milli Belgelendirme Sistemi"nin hayata geçmesi dileği,
Temiz kalitenin yeniden ayağa kalkması, TSE'nin sahalara inmesi, "TSE varken; yancıya, yabancıya, yalancıya gerek yoktur" anlayışının her yere hâkim olması duası
Ve TÜVTÜRK'ün, Türk kısmının titreyerek kendine dönmesi arzusu ile diyorum ki:
TSE varken TÜV'e gerek yok!
Düşünün "TSETÜRK" harika olmaz mı?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mustafa KARAMAN
Yakışanı TSETÜRK!
Aracımın muayenesi için TÜVTÜRK'ün Nilüfer istasyonundayım.
Öncelikle istasyonda görev yapan başta yetkilileri olmak üzere tüm personeli tebrik ediyorum.
Nezaketleri, ciddiyetleri ve hassasiyetleri takdire şayan…
Bu duygularla; 2 nolu araç muayene kanalında sıramı beklerken, 4 nolu kanala bir araç geldi.
Sarsıldım, üzüldüm, dünü hatırladım.
Günün fotoğrafını çektim ve bu yazıyı kaleme almak için klavyenin tuşlarına dokunurken, “tuş olduğumu” hissettim.
“Nereden nereye!” şeklinde mırıldandım!
1990'lı yıllarda TSE'nin başında bir adam vardı. Hayallerini bizimle paylaşıyordu.
Kalitenin Türkiye'deki mihmandarı, Avrupa’daki söz sahibi, Türk Cumhuriyetlerindeki etkin gücü bu adamın Uluslararası Standardizasyon Teşkilatında da sözü dinleniyordu.
Fenni muayene görevinin Kara Yolları Genel Müdürlüğü’nden alınıp, TSE'ye verilmesi için stratejiler geliştiriyor, TSE'nin bu yönde alt yapısını hazırlıyor ve Türkiye genelinde "Araç Muayene İstasyonları" kurmak için araziler satın alıyor veya tahsis edilmesini sağlıyordu.
Örneğin Bursa'da, Organize Sanayi Bölgesinde şu an ki mevcut arazi bunun için alınmıştı.
Özetle bu adam, TSE'yi ayağa kaldırıp şahlandıran adamdı.
Sonra...
Bu adam, yani TSE'nin efsane başkanı görevden ayrılınca, araç muayene işlemi özelleştirildi.
TSE, düzenlenen ihaleye girmedi/alınmadı/sokulmadı...
İhaleye;
Girmedi mi?
Alınmadı mı?
Sokulmadı mı?
Şimdi biz; bu sorulara cevap olarak verilen şehir efsanesi türünden cevapları bir kenara bırakalım ve sonuca bakalım:
Türkiye'de tüm motorlu araçların muayenesi, TÜV tarafından, yerli işbirlikçi firmalar birlikte yapılıyor.
Yani, kaymak TÜV'e gidiyor, yağ, pas, kir, Türk'e kalıyor.
Eğer, TSE'nin efsanevi başkanı Mehmet Yılmaz Arıyörük, kurumun başkanlığına devam etseydi, eminim ki; bugün, araç muayene işlemini TSE yapıyor olacaktı.
***
Tekrar yazının başına dönecek olursam;
4 nolu istasyonda muayene için sıraya giren araç TSE’ye aitti.
O yüzden geçmişe gittim, üzüldüm.
Milli Ses Ver Projesini hatırladım, efsane başkanın vizyonuna bir kez daha hayran oldum ve utandım!
Evet, utandım!
Onun vizyonunu gerçekleştiremediğimiz için utandım.
TSE varken, yabancıya giden milyar dolarlar nedeniyle utandım.
Konunun ciddiyetini, kalitenin önemini, standardın değerini, araç muayenedeki teslimiyeti, kalitesizlikteki maliyeti, bürokrasideki ihaneti; devlet ricaline tam olarak anlatamadığımız için utandım.
Standardizasyon alanında tüm dünyada küresel istilalar olurken, incik boncukla uğraşan sözde arkadaşlarımızın, TÜV'ün bu hakimiyetine teslim oluşlarından dolayı utandım.
Utanması gerekenlerin utanmadığı bir ortamda bulunduğum için utandım.
Bir gün; efsane başkanımızın vizyonunun ve Milli Ses Ver Projesinin bir başlığı olan "Milli Belgelendirme Sistemi"nin hayata geçmesi dileği,
Temiz kalitenin yeniden ayağa kalkması, TSE'nin sahalara inmesi, "TSE varken; yancıya, yabancıya, yalancıya gerek yoktur" anlayışının her yere hâkim olması duası
Ve TÜVTÜRK'ün, Türk kısmının titreyerek kendine dönmesi arzusu ile diyorum ki:
TSE varken TÜV'e gerek yok!
Düşünün "TSETÜRK" harika olmaz mı?