SON DAKİKA
Hava Durumu

Atatürk’e haksızlık etmek!

Yazının Giriş Tarihi: 12.04.2024 10:52
Yazının Güncellenme Tarihi: 12.04.2024 10:52

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Ramazan Bayramı sebebiyle bir mesaj yayımladı ve mesajında CHP'nin yerel seçim başarısına gönderme yaparak, “Cam tavanı kırdık’ diyenlerin Türk devletinin çatısını ve Türk milletinin varlığını dinamitlemesine asla fırsat verilmeyecektir. Türkiye Cumhuriyeti sandıkta kurulmamıştır. Türk tarihi sandıkta yazılmamıştır. Herkes aklını başına almalı, rüzgâr ektiği müddetçe fırtına biçeceğini unutmamalıdır" ifadelerini kullanmıştı.

CHP’ye yönelik yapılan bu açıklama bir anda gündeme oturdu. Bahçeli’nin ne demek istediği tartışılmaya başlandı. “Sandık” demek “demokrasi” demek olduğuna göre Bahçeli, “Millî Mücadelenin kazanılması demokrasi ile olmamıştır” anlamı yüklenebilen bir sözü, akabinde de “rüzgâr eken fırtına biçer” diyerek şiddet algısı oluşturan bir ifadeyi beyan etmiştir. Beni de çok rahatsız eden bu sözlerin “tarihi gerçekliği nedir?” diyerek “biraz araştırayım” dedim.

Bu yazımda önemli bulduğum hususları sizlerle paylaşmak istiyorum. Açtım inkılap tarihi ders kitabını ve Atatürk’ün Samsun’a çıkışından itibaren tekrar okumaya başladım.

Demokratik söylemlere ilk olarak 22 Haziran 1919 tarihinde yazılan Amasya Tamiminde (Genelgesi) rastladım. “Milletin istiklalini milletin azim ve kararı kurtaracaktır” diyerek ulusal egemenliğe dayanan, tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerini oluşturan ilk kuruluş belgesini Mustafa Kemal Atatürk; 9. Ordu komutanı sıfatıyla imzalamış.

Daha sonra 23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresinin ilk toplantısında Mustafa Kemal Paşa, “oy birliği” ile başkanlığa seçiliyor.

Mustafa Kemal Paşa, bu kongrede son söz olarak “mukadderata hâkim Milli iradenin ancak Anadolu'dan doğacağını ve milli iradeye müstenit bir milli şûra ve keza kuvvetini milli iradeden alacak bir hükümetin teşkilini”, ilk hedef olarak gösteriyor. Kongre tarafından başkan seçilmiş biri, yine milli iradeyi işaret ediyor. Kendisinin alacağı kararlara uymayanlara “rüzgâr eken fırtına biçer” demiyor.

4 Eylül 1919 günü Sivas Kongresi açılınca Mustafa Kemal Paşa burada da başkanlığa seçiliyor.

Kongrede demokrasiyi işaret eden çok önemli bir madde daha var. “Padişah tarafından dağıtılan Meclisi Mebusanın bir an önce toplanmasını sağlamak ve bu maksatta milletvekili seçimine hemen başlanılması kararı” alınıyor.

Sivas kongresinde yer alan üyeler seçilerek gelen temsilcilerdi. Burada gelen temsilcileri araştırırken çok önemli bir isimle karşılaştım. Sivas kongresine Bursa temsilcisi olarak katılan Osman Nuri Özpay...

“Bu ismi daha önce duyan var mı?” çok merak ediyorum. Bursa olarak maalesef değerini bilemediğimiz biri olduğu kanaatindeyim.

1878 yılında İstanbul’da doğan Osman Nuri, Bursa Erkek Lisesi mezunudur. İstanbul Üniversitesi Hukuk bölümünü bitirdikten sonra Bursa’da avukatlık yaptığı dönemde, 1908 yılında Meşrutiyet idaresinin ilan edilmesi ardından oluşturulan İl Genel Meclisi’ne üye olarak seçilmiştir. İlerleyen süreçte İl Genel Meclisinin ikinci başkanlığına yükselen Osman Nuri, bu görevini 1919 yılına kadar yürütmüştür. Kendisi o yıllarda Bursa yerelinde aktif bir konuma sahip olduğu gibi, 1918-1919 arasında o zamanki adıyla Bursa Dava Vekilleri Cemiyeti olan Bursa Barosu Başkanlığı da yapmıştır.

11 Eylül 1919 tarihinde sonuçlanan Sivas Kongresi, manda ve himaye fikrini kesin bir dille reddederek Millî Mücadele ruhunun Anadolu’nun geneline hâkim kılınmasında etkili olmuştur. Kongreden dönen Osman Nuri Bey, Bursa’da Reddi İlhak Cemiyeti tarafından düzenlenen özel bir törenle karşılanmıştır. Yunan İşgaline karşı da direniş sergileyen Osman Nuri Özpay, 1 Ocak 1920 tarihinde yapılan son Osmanlı Mebusan Meclisi seçimlerinde Bursa Milletvekili olmakla beraber Temmuz 1920’den sonra da TBMM’de Bursa milletvekili olarak yer almıştır. Bu tarihten sonra Milli Mücadelenin yasama ayağında çok önemli görevler üstlenmiştir.

Tarih 19 Mart 1920 gösterirken daha henüz İstiklal harbi başlamamış bir mermi dahi atılmamışken Mustafa Kemal Paşa imzalı bir genelge yayınlanıyor. Ben kısaca özet geçeyim ama “lütfen bu genelgenin tamamını okuyun” derim

19 Mart 1920 tarihli genelgede

-Ulusça olağanüstü yetki verilecek bir Meclis’in Ankara’da toplantıya çağrılması ve dağılmış olan milletvekillerinden Ankara’ya gelebileceklerin de bu Meclis’e katılmaları zorunlu görülmüştür.

-Seçimde, sancaklar seçim bölgesi olacaktır. Her sancaktan beş üye seçilecektir.

-Meclis üyeliğine, her parti, dernek ve toplulukça aday gösterilebileceği gibi, her kişinin de bu kutsal savaşa edimli olarak katılması için bağımsız adaylığını istediği yerden koymaya hakkı vardır.

-Seçim gizli oyla ve salt çoğunlukla yapılacak; oyları kurulun kendi içinden seçeceği iki kişi, kurul önünde sayacaklardır.

***

Yani en sade şekliyle söyleyecek olursak;

23 Nisan 1920 günü açılan TBMM’de yer alacak milletvekillerini hangi esaslarla seçileceği ve bu seçimin nasıl yapılacağına kadar bizzat Mustafa Kemal imzalı bir genelge tüm yurda yayınlanmıştır.

Atatürk, milli iradeyi ve sandığı işaret etmiştir. “Türkiye Cumhuriyeti sandıkta kurulmamıştır” sözleriyle İstiklal harbimiz süresince ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulana kadar geçen süreçte hep milli iradeyi esas alan Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik bir haksızlık edilmiş olmuyor mu?

Üstelik bunu söyleyen kişi FETÖ ya da PKK terör örgütü uzantıları olan bir yapının içinden gelen biri değil.

Atatürk ilke ve değerlerini savunduğunu söyleyen bir partinin genel Başkanı...

Konumuzla bir alakası yok ama aklıma geldi Sinan Ateş’in katilleri ve azmettirenler neden bulunmuyor?

Dikkat etmek lazım biçilen Fırtına Ateş’i harlar, sonra o yangın hepinizi yakar.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.