7 Kasım 1909-10 Temmuz 1975 tarihleri arasında yaşayan Nurettin Topçu, eğitim ve düşünce tarihimizin Cumhuriyet döneminde yetişen en önemli şahsiyetlerinden biridir. Çoğunluğu ahlâk ve eğitim konusuyla ilgili olan yirmi kadar eserin sahibi olan “Topçu kimdir?” sualine; bendenize göre verilecek cevap şöyledir:
“Nurettin Topçu,
Hz. Âdem ile kurulan ‘esma’ mahallesinde ikâmet eden,
Hz. Muhammed’le açılan ‘kalb’ şemsiyesiyle gölgelenen,
Hz. İnsanın feyiz ve bereketli ‘sofra’larından beslenen,
“Üveysî mevhibeler”le zenginleşen,
‘Melâmî mahviyetlerle derinleşen’ bir yirminci yüzyıl” dervişidir.
Devam ediyoruz:
“Materyalizmin çok güçlü esen rüzgârlarına,
Kapitalizmin her şeyi kırıp geçiren dalgalarına,
Sekülerizmin dünyayı alt üst eden tsunamilerine kafa tutan”bir muallimdir.
Sorunuza, yazımızın başlığına göre cevap verilirse “bu yabancı ve insanoğlunun ruhunu esas almayan sistemlerin mimarlarını ve gönüllü yerli işbirlikçilerini, kitabın tam ortasından konuşarak topa tutan” bir isyankârdır.
Bu makamda Mehmet Akif’in o meşhur beytini hatırlayabilirsiniz:
Adam aldırma da geç git diyemem aldırırım
Çiğnerim, çiğnenirim hakkı tutar kaldırırım…
***
Soruyu, “Bugün için Topçu külliyatı bize ne söylüyor?” şeklinde yöneltirseniz cevabımız şöyle olur:
1. İlk işimiz ilk bakmamız gereken kurum mekteptir. Mektebi ayakta tutan öğretmendir. Bu çatı altında dünyanın ilim irfan felsefe ve sanat aleminin dehalarıyla genç insanlar buluşturulmalı ve o “pınar”lardan kana kana su içmelerinin bütün yolları açık tutulmalıdır.
2. Millî kültürümüz için Alpaslan'dan, Yıldırım’dan Fatih’e, Mevlânâ’dan, Yunus Emre’den Mehmet Âkif'ten Hüseyin Avni Ulaş’a "Millet Mistikleri" rehber olarak yolumuzu aydınlatmalıdır.
3. Gönül terbiyesini esas alan “Tasavvuf” dünyası sıradan bir vatandaşı da bir sanatkâr ve düşünürü de tatmin edebilecek imkân ve derinliklere sahip olan bir hazine olduğu bilinmelidir.
4. Tasavvufî hayat ve düşünce ülkemizin şartlarında mahkemelere düşmeden, yaygara koparmadan kâinata anlatılabilir, susuzluğunu gidermek isteyen insanlara sunulabilir.
5. Tekkelerin kapatılması, tasavvufî eğitimin yasaklanması ile maalesef sonuna kadar açılan gösteriş, istismar ve cehalet kapları bu muhteşem hayatı tehdit eden en öldürücü silahtır.
6. İhlas ve samimiyetle ekilen her "tohum", er-geç biter, neşvü nema bulur, çiçek açar meyve verir. Maddi menfaat, gösteriş ve şöhret için yapılanlar ise bir müddet sonra çürüyüp yok olur gider.
7. İlim insanlarının faydalı eserler vermeleri, uyuşuk beyinleri hürmet, merhamet ve mahabbetle uyandırmaları için üniversite çatısı altında bulunmaları şart, titr taşımaları gerekli değildir.
8. Batı kültürüne sahip olduğu halde Doğulu olmak/kalmak mümkündür. Doğulu olduğu halde bütün insanlara hitap edebilecek bir yol ve hikmet dili yakalamak mümkündür.
9. Tasavvufî ahlâk ve düşüncenin imkânları, yeni vasıta ve yorumları da kullanarak "gönülden gönüle yol vardır" ilkesi doğrultusunda topluma sunulabilir.
10. Son madde olarak mütefekkirimizin meşhur cümlelerini tekrar edelim:
“Yarınki Türkiye’nin kurucuları, yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül verecek, sabırlı ve azimli, lâkin gösterişsiz ve nümayişsiz çalışan, ruh cephesinin maden işçileri olacaklardır. Bu ruh amelesinin ilk ve esaslı işi, insan yetiştirmektir. Hünerleri hep fedakârlık olan bu hizmet ehli gençler, hizmetlerinin mükâfatını da hizmet ettikleri insanlardan beklemiyecekler, sonsuzluğa sundukları eserin sesinin akislerini yine sonsuzluktan dinleyeceklerdir.”
“Yarınki Türkiye” isimli eserinin 14 Mayıs 1961 tarihli önsözü “Anadolu’nun kurtuluş savaşı ruh cephesinde henüz yapılmadı” diye başlıyor ve şöyle neticeleniyor:
“Yarınki Türkiye’nin kurucuları millet ve cemaat uğrunda fedakârlıklar kabullenenlerin artık bulunmadığı cemiyetimizde, muhtelif simada insanları şahıslarında birleştireceklerdir. Onlarda Yunus Yavuzla birleşecek, Sinan Akif’e uzanacak, Ebu Hanife Hüseyin Avni’yi tebrik edecektir. Ve onların eseri olacak Yarınki Türkiye şu temellerin üstünde kurulacak:
Anadolu’nun toprağından kaynayan bir kan, cemaat için harcanan emek, bin yıllık bir tarih, otoriteli bir devlet ve ebedî olduğuna inanmış bir ruh…”
***
Hiç değilse vefatının 51. yılında “bir eserini okumalıyım” diyorsanız “Varolmak” ile besmeleyi çekebilirsiniz. “Önce hayatı ile ilgili bilgi edineyim” diyorsanız, TDV İslâm Ansiklopedisi’nde İsmail Kara tarafından kaleme alınan “Topçu” maddesini okuyabilirsiniz.
Yolunuz açık olsun!
***
Vefat yıldönümünde O’nu, Hocası Celaleddin Ökten, mürşidi Abdülaziz Bekkine başta olmak üzere hayran olduğu bütün büyüklerimizi tekrar rahmetle anıyoruz.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Prof. Dr. Mustafa KARA
Topçu Kimi Topa Tutuyor?
7 Kasım 1909-10 Temmuz 1975 tarihleri arasında yaşayan Nurettin Topçu, eğitim ve düşünce tarihimizin Cumhuriyet döneminde yetişen en önemli şahsiyetlerinden biridir. Çoğunluğu ahlâk ve eğitim konusuyla ilgili olan yirmi kadar eserin sahibi olan “Topçu kimdir?” sualine; bendenize göre verilecek cevap şöyledir:
“Nurettin Topçu,
Hz. Âdem ile kurulan ‘esma’ mahallesinde ikâmet eden,
Hz. Muhammed’le açılan ‘kalb’ şemsiyesiyle gölgelenen,
Hz. İnsanın feyiz ve bereketli ‘sofra’larından beslenen,
“Üveysî mevhibeler”le zenginleşen,
‘Melâmî mahviyetlerle derinleşen’ bir yirminci yüzyıl” dervişidir.
Devam ediyoruz:
“Materyalizmin çok güçlü esen rüzgârlarına,
Kapitalizmin her şeyi kırıp geçiren dalgalarına,
Sekülerizmin dünyayı alt üst eden tsunamilerine kafa tutan” bir muallimdir.
Sorunuza, yazımızın başlığına göre cevap verilirse “bu yabancı ve insanoğlunun ruhunu esas almayan sistemlerin mimarlarını ve gönüllü yerli işbirlikçilerini, kitabın tam ortasından konuşarak topa tutan” bir isyankârdır.
Bu makamda Mehmet Akif’in o meşhur beytini hatırlayabilirsiniz:
Adam aldırma da geç git diyemem aldırırım
Çiğnerim, çiğnenirim hakkı tutar kaldırırım…
***
1. İlk işimiz ilk bakmamız gereken kurum mekteptir. Mektebi ayakta tutan öğretmendir. Bu çatı altında dünyanın ilim irfan felsefe ve sanat aleminin dehalarıyla genç insanlar buluşturulmalı ve o “pınar”lardan kana kana su içmelerinin bütün yolları açık tutulmalıdır.
2. Millî kültürümüz için Alpaslan'dan, Yıldırım’dan Fatih’e, Mevlânâ’dan, Yunus Emre’den Mehmet Âkif'ten Hüseyin Avni Ulaş’a "Millet Mistikleri" rehber olarak yolumuzu aydınlatmalıdır.
3. Gönül terbiyesini esas alan “Tasavvuf” dünyası sıradan bir vatandaşı da bir sanatkâr ve düşünürü de tatmin edebilecek imkân ve derinliklere sahip olan bir hazine olduğu bilinmelidir.
4. Tasavvufî hayat ve düşünce ülkemizin şartlarında mahkemelere düşmeden, yaygara koparmadan kâinata anlatılabilir, susuzluğunu gidermek isteyen insanlara sunulabilir.
5. Tekkelerin kapatılması, tasavvufî eğitimin yasaklanması ile maalesef sonuna kadar açılan gösteriş, istismar ve cehalet kapları bu muhteşem hayatı tehdit eden en öldürücü silahtır.
6. İhlas ve samimiyetle ekilen her "tohum", er-geç biter, neşvü nema bulur, çiçek açar meyve verir. Maddi menfaat, gösteriş ve şöhret için yapılanlar ise bir müddet sonra çürüyüp yok olur gider.
7. İlim insanlarının faydalı eserler vermeleri, uyuşuk beyinleri hürmet, merhamet ve mahabbetle uyandırmaları için üniversite çatısı altında bulunmaları şart, titr taşımaları gerekli değildir.
8. Batı kültürüne sahip olduğu halde Doğulu olmak/kalmak mümkündür. Doğulu olduğu halde bütün insanlara hitap edebilecek bir yol ve hikmet dili yakalamak mümkündür.
9. Tasavvufî ahlâk ve düşüncenin imkânları, yeni vasıta ve yorumları da kullanarak "gönülden gönüle yol vardır" ilkesi doğrultusunda topluma sunulabilir.
10. Son madde olarak mütefekkirimizin meşhur cümlelerini tekrar edelim:
“Yarınki Türkiye’nin kurucuları, yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül verecek, sabırlı ve azimli, lâkin gösterişsiz ve nümayişsiz çalışan, ruh cephesinin maden işçileri olacaklardır. Bu ruh amelesinin ilk ve esaslı işi, insan yetiştirmektir. Hünerleri hep fedakârlık olan bu hizmet ehli gençler, hizmetlerinin mükâfatını da hizmet ettikleri insanlardan beklemiyecekler, sonsuzluğa sundukları eserin sesinin akislerini yine sonsuzluktan dinleyeceklerdir.”
“Yarınki Türkiye” isimli eserinin 14 Mayıs 1961 tarihli önsözü “Anadolu’nun kurtuluş savaşı ruh cephesinde henüz yapılmadı” diye başlıyor ve şöyle neticeleniyor:
“Yarınki Türkiye’nin kurucuları millet ve cemaat uğrunda fedakârlıklar kabullenenlerin artık bulunmadığı cemiyetimizde, muhtelif simada insanları şahıslarında birleştireceklerdir. Onlarda Yunus Yavuzla birleşecek, Sinan Akif’e uzanacak, Ebu Hanife Hüseyin Avni’yi tebrik edecektir. Ve onların eseri olacak Yarınki Türkiye şu temellerin üstünde kurulacak:
Anadolu’nun toprağından kaynayan bir kan, cemaat için harcanan emek, bin yıllık bir tarih, otoriteli bir devlet ve ebedî olduğuna inanmış bir ruh…”
***
Hiç değilse vefatının 51. yılında “bir eserini okumalıyım” diyorsanız “Varolmak” ile besmeleyi çekebilirsiniz. “Önce hayatı ile ilgili bilgi edineyim” diyorsanız, TDV İslâm Ansiklopedisi’nde İsmail Kara tarafından kaleme alınan “Topçu” maddesini okuyabilirsiniz.
Yolunuz açık olsun!
***
Vefat yıldönümünde O’nu, Hocası Celaleddin Ökten, mürşidi Abdülaziz Bekkine başta olmak üzere hayran olduğu bütün büyüklerimizi tekrar rahmetle anıyoruz.