Memlekette mütemadiyen bir aydın, siyasetçi, sanatçı, gazeteci, sporcu, Bulgaristan Türklerinden; Bulgar Türkü(!) diye bahsediyor.
Her ne kadar bizimkiler elmaya “armut” demek için kullansa da iki kavramın da gerçekliği var ama…
İşte sorun bu ama da!
Bir kere daha, evet bir kere daha bu işin ‘ama’sını izah edelim…
Ve Bulgar Türkeri’nden başlayalım;
Bulgarlar, geniş Türkistan coğrafyasının en kalabalık Türk kitlelerinden olan Ogurlar’ın bakiyeleridir. Ogurlar ise Türkçe’nin doğu ve batı lehçeleri arasındaki “z-r” ses değişiminden dolayı bu isimle adlandırılan Oğuzlardır. (Ogur=Oğuz)
Yani Bulgarların ataları Ogurlar’dır…
Bulgar adının ortaya çıkışı ile ilgili yaygın anlatıya göre bu kelime; Atilla ve oğullarının ardından Orta Avrupa’dan, doğuya doğru çekilen Hun artıkları ile Karadeniz’in batısında ve kuzeyinde bulunan Ogurların karışımını anlatmak için kullanılan “Bulgamak/karışmak” fiilinden türemiştir.
Kafkasya’dan Karadeniz’in kuzeyi ve Tuna’ya kadar olan bölgelerde yerleşen Bulgar Türkleri, üç önemli siyasi teşekkül meydana getirdi. Büyük Bulgar Devleti ve onun devamı olarak görülen Tuna Bulgar Devleti ile İdil Volga Bulgar Devleti.
İslamiyet’i ilk kabul eden Türk Devleti de olan İdil Volga Bulgarları, inşa ettikleri camiler, medreseler, hanlar, hamamlarla başkentleri Bulgar Şehri’ni bölgenin en önemli ilim, kültür ve ticari merkezlerinden birisi haline getirdiler.
Neredeyse İdil Volga Bulgarlarının İslamiyet’i kabul etmesiyle eş zamanlı olarak Tuna Bulgarları da kitleler halinde Hristiyan oldu.
Bu durum bir dizi değişikliği de beraberinde getirdi. Hristiyan Slav isimleri Alan Türkler, Bulgar dili yerine Slavcayı ve Kiril alfabesini kullanmaya başladı.
Tuna Havzası’na yönelik Ogur göçlerinin kesintiye uğramasının da etkisiyle Bulgar Türkleri, kalabalık Slav kitleleri arasında kimliklerini kaybederek asimle oldu.
Bir Türk Devleti, Slav Bulgar Devleti’ne dönüşürken, aynı zamanda bugünkü Bulgaristan Devleti’nin de temelleri atıldı. İşte bu günkü “Bulgaristan” ifadesi o günkü Bulgar Türkeri’nin en önemli mirasıdır.
İşte Bulgar Türklerinin kısa hikayesi bu…
***
Gelelim Bulgaristan Türkeri’ne;
Bulgaristan Türkleri; yakın tarihimizin en büyük kırılma noktalarından birisi olan ‘Büyük Bozgun’ olarak adlandırılan 93 Harbi’nden (1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı) akabinde 500 yıllık bir aradan sonra Slav Bulgar Devleti’nin yeniden kurulmasıyla ortaya çıkan bir kavram.
O güne kadar;
Osmanlı Devleti’nin 14. yüzyılın ikinci yarısında itibaren bölgeye yerleştirdiği akıncılar, konar göçerler, yürükler, Evladı Fatihanlar, Rumeli Gazileri olarak adlandırılanlar artık Bulgaristan Türkü olmuştu.
Zaten ne olduysa ondan sonra oldu
93 Harbi’nden Balkan Savaşlarına, 1951’den 1984’te yüzbinlerce Bulgaristan Türkü katledildi, yüz binlercesi vatanlarından koparılarak sürgün edildi.
Yetmedi;
Arazilerine el konuldu, okulları kapatıldı, camileri yıkıldı, vakıflarına el konuldu, gazeteleri kapatıldı, ülkeden kovuldular…
Bu kadar mı?
Tabi ki değil!
İsimleri değiştirildi, dilleri, ibadetleri yasaklandı. Kimlikleri yok sayıldı. Dahası Türk ve Müslüman olarak ölmek bile yasaklandı…
Bunları; Bulgar Prensleri, Bulgar Kralları, Bulgar Faşistleri, Bulgar Komünistleri yaptı…
Bulgaristan’da 111 yıl (1878-1989) boyunca yönetimler değişti, rejimler değişti, isimler değişti ama Türkleri yok sayma veya yok etme çabası neredeyse hiç değişmedi…
Değişmeyen bir diğer şey de Türk’ün azmi inancı ve var olma mücadelesi oldu…
Türk’ün yaşadığı her zulüm ve mezalimin yapan kral da olsa, komünist de olsa önünde hep bir Bulgar sıfatı oldu…
Hal böyle iken 111 yıl boyunca Türk ve Bulgar’ı, ancak siyah ile beyaz, ölüm ile yaşam kadar özdeşleştirebilen Bulgar olmadan Türk kalabilmek için canından malından ailesinden ve vatanından olan bu insanlara “Bulgar Türkü” diyebilen aklı evvel;
Hayatın boyunca Bulgaristan Türkleri senin için öğrenilecek merak edilecek bir konu olmamış olabilirsin,
Hayatında hiç Bulgaristan Türkü tanımamış, buna gerek duymamış da olabilirsin.
Tüm bunlara rağmen bu konuda konuşasın veya kalem oynatsın da gelmiş olabilir…
Be ey müptezel-i evvel!
Hiç değilse bilgi kaynağın sosyal medyaya veya yazılarını yazdırdığın o yapay taşerona sorsaydın da;
Bulgar Türk’ü yerine Bulgaristan Türk’ü deseydin olmaz mıydı?
‘Biz de sana “cahil, teneke ve tatlı su aydını” demeseydik olmaz mıydı?’ diye düşünürken bir anda Trump’ı turpla protesto ettiğin gözümün önüne gelince,
Çok da uzatmaya gerek olamadığına kani oldum!
***
Bu yazının duası:
Ha bir de sehven kendiliğinden Bulgar Türkü yazan bazı puşt klavyeler (bir teşbih söz konusu değil bildiğiniz düpedüz klavye işte) varmış, onlardan da hepimizi korusun Mevla’m…
***
Bu yazının tavsiyesi;
*Geza Feher- Bulgar Türkleri, Ankara: TTK,1999
* İbrahim Kafesoğlu- Türk Mili Kültürü. İstanbul: Ötüken Yayınevi, 2000
* Bilal Şimşir- Bulgaristan Türkleri. Ankara: Bilgi Yayınevi,1986
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Rıdvan TÜMENOĞLU
Bulgar Türkü-Bulgaristan Türkü ve Turp!
Memlekette mütemadiyen bir aydın, siyasetçi, sanatçı, gazeteci, sporcu, Bulgaristan Türklerinden; Bulgar Türkü(!) diye bahsediyor.
Her ne kadar bizimkiler elmaya “armut” demek için kullansa da iki kavramın da gerçekliği var ama…
İşte sorun bu ama da!
Bir kere daha, evet bir kere daha bu işin ‘ama’sını izah edelim…
Ve Bulgar Türkeri’nden başlayalım;
Bulgarlar, geniş Türkistan coğrafyasının en kalabalık Türk kitlelerinden olan Ogurlar’ın bakiyeleridir. Ogurlar ise Türkçe’nin doğu ve batı lehçeleri arasındaki “z-r” ses değişiminden dolayı bu isimle adlandırılan Oğuzlardır. (Ogur=Oğuz)
Yani Bulgarların ataları Ogurlar’dır…
Bulgar adının ortaya çıkışı ile ilgili yaygın anlatıya göre bu kelime; Atilla ve oğullarının ardından Orta Avrupa’dan, doğuya doğru çekilen Hun artıkları ile Karadeniz’in batısında ve kuzeyinde bulunan Ogurların karışımını anlatmak için kullanılan “Bulgamak/karışmak” fiilinden türemiştir.
Kafkasya’dan Karadeniz’in kuzeyi ve Tuna’ya kadar olan bölgelerde yerleşen Bulgar Türkleri, üç önemli siyasi teşekkül meydana getirdi. Büyük Bulgar Devleti ve onun devamı olarak görülen Tuna Bulgar Devleti ile İdil Volga Bulgar Devleti.
İslamiyet’i ilk kabul eden Türk Devleti de olan İdil Volga Bulgarları, inşa ettikleri camiler, medreseler, hanlar, hamamlarla başkentleri Bulgar Şehri’ni bölgenin en önemli ilim, kültür ve ticari merkezlerinden birisi haline getirdiler.
Neredeyse İdil Volga Bulgarlarının İslamiyet’i kabul etmesiyle eş zamanlı olarak Tuna Bulgarları da kitleler halinde Hristiyan oldu.
Bu durum bir dizi değişikliği de beraberinde getirdi. Hristiyan Slav isimleri Alan Türkler, Bulgar dili yerine Slavcayı ve Kiril alfabesini kullanmaya başladı.
Tuna Havzası’na yönelik Ogur göçlerinin kesintiye uğramasının da etkisiyle Bulgar Türkleri, kalabalık Slav kitleleri arasında kimliklerini kaybederek asimle oldu.
Bir Türk Devleti, Slav Bulgar Devleti’ne dönüşürken, aynı zamanda bugünkü Bulgaristan Devleti’nin de temelleri atıldı. İşte bu günkü “Bulgaristan” ifadesi o günkü Bulgar Türkeri’nin en önemli mirasıdır.
İşte Bulgar Türklerinin kısa hikayesi bu…
***
Gelelim Bulgaristan Türkeri’ne;
Bulgaristan Türkleri; yakın tarihimizin en büyük kırılma noktalarından birisi olan ‘Büyük Bozgun’ olarak adlandırılan 93 Harbi’nden (1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı) akabinde 500 yıllık bir aradan sonra Slav Bulgar Devleti’nin yeniden kurulmasıyla ortaya çıkan bir kavram.
O güne kadar;
Osmanlı Devleti’nin 14. yüzyılın ikinci yarısında itibaren bölgeye yerleştirdiği akıncılar, konar göçerler, yürükler, Evladı Fatihanlar, Rumeli Gazileri olarak adlandırılanlar artık Bulgaristan Türkü olmuştu.
Zaten ne olduysa ondan sonra oldu
93 Harbi’nden Balkan Savaşlarına, 1951’den 1984’te yüzbinlerce Bulgaristan Türkü katledildi, yüz binlercesi vatanlarından koparılarak sürgün edildi.
Yetmedi;
Arazilerine el konuldu, okulları kapatıldı, camileri yıkıldı, vakıflarına el konuldu, gazeteleri kapatıldı, ülkeden kovuldular…
Bu kadar mı?
Tabi ki değil!
İsimleri değiştirildi, dilleri, ibadetleri yasaklandı. Kimlikleri yok sayıldı. Dahası Türk ve Müslüman olarak ölmek bile yasaklandı…
Bunları; Bulgar Prensleri, Bulgar Kralları, Bulgar Faşistleri, Bulgar Komünistleri yaptı…
Bulgaristan’da 111 yıl (1878-1989) boyunca yönetimler değişti, rejimler değişti, isimler değişti ama Türkleri yok sayma veya yok etme çabası neredeyse hiç değişmedi…
Değişmeyen bir diğer şey de Türk’ün azmi inancı ve var olma mücadelesi oldu…
Türk’ün yaşadığı her zulüm ve mezalimin yapan kral da olsa, komünist de olsa önünde hep bir Bulgar sıfatı oldu…
Hal böyle iken 111 yıl boyunca Türk ve Bulgar’ı, ancak siyah ile beyaz, ölüm ile yaşam kadar özdeşleştirebilen Bulgar olmadan Türk kalabilmek için canından malından ailesinden ve vatanından olan bu insanlara “Bulgar Türkü” diyebilen aklı evvel;
Hayatın boyunca Bulgaristan Türkleri senin için öğrenilecek merak edilecek bir konu olmamış olabilirsin,
Hayatında hiç Bulgaristan Türkü tanımamış, buna gerek duymamış da olabilirsin.
Tüm bunlara rağmen bu konuda konuşasın veya kalem oynatsın da gelmiş olabilir…
Be ey müptezel-i evvel!
Hiç değilse bilgi kaynağın sosyal medyaya veya yazılarını yazdırdığın o yapay taşerona sorsaydın da;
Bulgar Türk’ü yerine Bulgaristan Türk’ü deseydin olmaz mıydı?
‘Biz de sana “cahil, teneke ve tatlı su aydını” demeseydik olmaz mıydı?’ diye düşünürken bir anda Trump’ı turpla protesto ettiğin gözümün önüne gelince,
Çok da uzatmaya gerek olamadığına kani oldum!
***
Bu yazının duası:
Ha bir de sehven kendiliğinden Bulgar Türkü yazan bazı puşt klavyeler (bir teşbih söz konusu değil bildiğiniz düpedüz klavye işte) varmış, onlardan da hepimizi korusun Mevla’m…
***
Bu yazının tavsiyesi;
*Geza Feher- Bulgar Türkleri, Ankara: TTK,1999
* İbrahim Kafesoğlu- Türk Mili Kültürü. İstanbul: Ötüken Yayınevi, 2000
* Bilal Şimşir- Bulgaristan Türkleri. Ankara: Bilgi Yayınevi,1986