SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Kur’an’da aklıselim sahibi karakter örneği

Yazının Giriş Tarihi: 10.07.2022 22:27
Yazının Güncellenme Tarihi: 10.07.2022 10:27

Sevgili okur…

Öncelikle bayramınızı en içten dileklerimle saygı ve sevgi ile kutluyorum.

***

Furkan suresinin 63-74. ayetlerinde Yüce Allah, aklıselim sahibi, Müslüman, mümin, takva sahibi, salih kişilerde bulunan doğru kişilik oluşturacak eylemlerden kişilerin yapacağı davranışlarla yapmayacağı davranışları özetleyerek (şeytani değil) bir “rahmani kişilik” tipi çizmektedir. 63-67’den oluşan beş ayette olumlu; 68-74. ayetlerde ise olumsuz davranışlar açıklanmaktadır.

I-) İDEAL İNSAN TİPİ: RAHMAN’IN KULLARI

1. Rahmani Kişilik İçin Yapılması Gereken Davranışlar

63Ve Rahman’ın; yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah’ın kulları öyle kimselerdir ki onlar, yeryüzünde alçak gönüllülükle yürürler ve cahil kimseler kendilerine lâf attığı zaman “Selâm!” derler.”

64Rahman’ın kulları, Rablerine teslimiyet göstererek ve kulluk görevlerini yerine getirerek gecelerler.”

65,66Ve Rahman’ın kulları, “Rabbimiz! Cehennem azabını bizden sav! Doğrusu onun azabı daimî bir değişim ve yıkıma uğramaktır. Orası cidden ne kötü bir karargâh, ne kötü bir ikametgâhtır!” derler.”

67Ve Rahman’ın kulları, infakta bulunduklarında olması gereken harcamayı eksiltmezler ve nafakalandırdıkları kişilere geçim sıkıntısı çektirmezler.  ve onların bu iki tutum arasındaki infakları, sağlam /adil olandır /ayakta tutan şeydir.” (Furkân/ 63-67)

Furkân/63’den önceki ayetlerde Allah’ın sonsuz cömertliğinden yararlanmaları için insanlara açık çağrılar yapılmış ve sunulan bu olanaklara sırt çevirenlerin varlığından söz edilmişti. 63–74. ayetlerinde ise, bu çağrıya uyarak Rahman’a kul olanların sahip oldukları nitelikler belirtilmekte, böylece herkesin örnek alması gereken ideal insan tipi tanımlanmaktadır:

Yeryüzünde yürürken böbürlenerek değil tevazu ile yürürler.

Rahman’ın kullarının yürüyüşleri onların; yumuşak huylu, güzel ahlâklı, doğru düşünceli aklıselim sahibi olduklarını belli edecek şekilde, alçakgönüllülük ile olmalıdır. Büyüklenerek yürümek ise zalimlere has şeytanı bir davranıştır.

Ve yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Şüphesiz ki sen asla yeri yaramazsın ve boyca dağlara erişemezsin.” (İsrâ/37)

Ve insanlara avurdunu şişirme, suratını asma ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Şüphesiz ki Allah, bütün övünen ve kuruntu edenleri sevmez.” (Lokmân/18)  

Firavun bozuntularının yürüyüşleri ise Kıyamet suresinde şöyle belirtilmiştir:

31Fakat o, ne onayladı, ne destekledi. 32Fakat o, yalanladı ve geri durdu. 33Sonra da gerine gerine yakınlarına gitti.”  (Kıyâmet/31–33)      

2. Rahman’ın Kulları Cahile /Cehalete Bulaşmazlar

 

Cahil kimseler sataştıklarında onlara uymaz, sadeceselâm!” deyip geçerler.”

Ayette “cahiller” olarak nitelenenler, okuma yazma bilmeyen ve öğretim görmemişler değil, kaba ve küstah kişilerdir. Rahman’ın kulları, kendilerine kaba ve küstahça davranan cahillerle karşılaştıklarında onlara esenlik dileyip yollarına devam ederler ve bu kişilere karşı ne kin beslerler, ne de hınç duyarlar.

Cehalet: Türkçede “bilgisizlik” anlamında kullanılan bu sözcüğün Arapçası “cehl, cehalet”tir.[1] Kur’an’da türevleriyle birlikte 24 kez geçer.

Kur’an’daki kavramlar konusunda büyük bir otorite kabul edilen Ragıb el-İsfehanî, “cehl” sözcüğüne, Kur’an’a dayanarak üç anlam vermiştir:

Birinci anlam: Nefsin bilgiden boş olmasıdır.

İkinci anlam: Gerçeğin dışında bir şeye inanmaktır.

Üçüncü anlam: Bir konuda yapılması gerekenin veya hakkın tersini yapmaktır.[2] Bu anlamlara göre, İslâm’ın kastettiği cahillik (bilmezlik), kişinin okuryazar olmaması veya fizik, kimya, tarih, coğrafya gibi konularda bilgili olmaması değil, kişinin gerçeğin dışında bir şeye inanması, hakkın aksini yapmasıdır. Nitekim Kur’an, kendinden önceki dönemin inanç ve davranışlarına (atalar dinine) saplanıp kalmaya “cehalet” demiş, Allah’ın Elçisi Muhammed (a.s) de cehaletten kurtarmak için insanlara fizik, kimya ve benzeri şeyleri değil, gerçeği, gerçeğe inanmayı ve gerçeği yaşamayı öğretmiştir.[3]

Kur’an’ın kendisinden önceki dönemin inanç ve davranışlarını cehalet olarak nitelemesinin istisnası, o dönemdeki toplumlarda yaşamış olup da gerçeği görmüş ve sadece Allah’a kul olmuş kimselerdir. Bu kimseler Kur’an’da övgüyle anılmışlardır:

52Sözden (vahiyden/Kur’an’dan) önce kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler; onlar, Söz’e (vahye/Kur’an’a) de inanırlar.”

53Ve onlara o Söz (vahy/Kur’an) okunduğu zaman onlar, “Biz, ona inandık. Şüphesiz o, Rabbimizden gelen gerçektir. Kesinlikle biz, ondan önce Müslüman olanlardıkdediler.”

54İşte onlar; sabrettikleri için onların ödülleri iki kez verilecektir. Ve onlar kötülüğü iyilikle savarlar ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden harcamada bulunurlar.”

55Ve onlar, boş söz işittikleri zaman, ondan yüz çevirirler ve “Bizim işlerimiz yalnızca bizim için, sizin işleriniz de yalnızca sizin içindir. Size selâm olsun! Biz cahilleri aramıyoruzderler.” (Kasas/52–55)      

Hepsi bir değildirler. Kitap Ehli içinde doğruluk üzere bulunan bir önderli topluluk vardır ki onlar, gecenin saatlerinde boyun eğip teslimiyet göstererek Allah’ın ayetlerini okurlar. Allah’a ve ahret gününe inanırlar, herkesçe iyi kabul edilen şeyleri emrederler, herkesçe kötülüğü kabul edilen şeylerden vazgeçirmeye çalışırlar, hayırlarda da birbirleriyle yarışırlar. Ve işte onlar, iyi insanlardandırlar.” (Âl-i İmran/113,114)  

Şüphesiz ki Kitap Ehlinden, Allah’a inananlar, size indirilene ve kendilerine indirilene –Allah’a samimiyetle saygı duyanlar olarak– inananlar da vardır. Onlar, Allah’ın ayetlerini az bir değere değişmezler. İşte onlar, ücretleri Rableri katında olanlardır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.” (Âl-i İmran/ 199)

Fakat bu Yahudileşenlerden bilgide derinleşmiş olanlar ve iman edenler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler. Onlar, salâtı ikame eden (malî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluşturan, ayakta tutan), vergiyi veren, Allah’a ve ahret gününe iman edenlerdir. İşte onlar, Bizim büyük bir ödül vereceklerimizdir.” (Nisa/162)[4]   

 

3. Rahman’ın Kulları’nın Diğer Özellikleri

Rablerine secdeler ve kıyamlar ederek gecelerler

Bu ifade ile Rahman’ın kullarının şımarmadığına dikkat çekilmektedir. Allah’ın kendilerine veliy olduğunu bildirmesine ve cehennem ateşinin onlara dokunmayacağını vaat etmesine rağmen, bu kimselerin kulluktan şaşmadıkları ve Rablerine bağlılıklarını daima sürdürdükleri bildirilmektedir.[5]

Onların yanları, yan gelip yattıkları yerlerden uzaklaşır; onlar keyfetmezler, onlar korku ve ümit içinde Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan bağışlarlar.” (Secde/ 16)      

Şüphesiz Allah’ın koruması altına girmiş kişiler, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri almış olarak bahçelerde ve pınarlardadırlar. Şüphesiz onlar, bundan önce iyilik-güzellik üretenler idiler. Onlar geceleyin pek az uyurlardı. Onlar, seherlerde bağışlanma dilerlerdi ve onların mallarında isteyen ve isteyemeyen için bir hak vardı.” (Zariyat/15,19)       

Ya da gece saatlerinde kalkan, boyun eğip teslimiyet göstererek, dikelerek, ahretten çekinerek daima saygıda duran ve Rabbinin rahmetini uman o kimse, öyle yapmayan gibi midir? De ki: “Hiç bilen kimseler ve bilmeyen kimseler eşit olur mu?” Kesinlikle sadece temiz akıl sahibi olanlar öğüt alırlar/gereği gibi düşünürler.” (Zümer/ 9)    

De ki: “Size bundan daha hayırlı olanı bildireyim mi? Allah’ın koruması altına girmiş; “Rabbimiz! Şüphesiz biz inandık, artık bizim suçlarımızı bağışla ve bizi Ateş’in azabından koru!” diyen, sabreden; direnç gösteren, doğru olan, sürekli saygıda duran, Allah yolunda harcamada bulunan ve seherlerde bağışlanma dileyen kişiler için Rablerinin katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve Allah’tan hoşnutluk vardır. Ve Allah, kulları en iyi görendir.” (Âl-i İmran/15- 17) 

Cehennem korkusu için dua ederler.

Cehennemden korkma ve cehennem azabından korunmakla ilgili Kur’an’da yüzlerce ayet mevcut olup Rahman’ın kulları bu ayetlere uygun davranırlar.

İnfakta bulunduklarında olması gereken harcamayı eksiltmezler ve nafakalandırdıkları kişilere geçim sıkıntısı çektirmezler.

Yakınlık sahibine; yurtlarından çıkarılan fakirlere, yoksula ve yolda kalmışa da hakkını ver. Ve yersiz /kötülüğe harcama yapma. –Şüphesiz yersiz /kötülüğe harcama yapanlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.– (İsra/26,27)       

II-) İDEAL İNSAN TİPİ: RAHMAN’IN KULLARI

1. Rahmani Kişilik İçin Yapılmaması Gereken Davranışlar

68-71Ve işte Rahman’ın kulları, Allah ile beraber başka bir ilâha yalvarmazlar. Allah’ın haram ettiği canı öldürmezler. –Ancak hak ile öldürürler.– Zina da etmezler. –Ve kim bunları yaparsa, zaman kaybıyla /hayırda ağırda almayla /zarar ile /kusur ile karşılaşır. Kıyamet günü azabı kat kat olur ve orada, alçaltılarak sürekli olarak kalır. Ancak tevbe eden, iman eden ve sâlihi işleyenler bunun dışındadır. İşte Allah, onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. Ve her kim tevbe eder ve sâlihi işlerse, kesinlikle o, tevbesi kabul edilmiş olarak Allah’a döner.–”

72Ve Rahman’ın kulları, yalan yere tanıklık etmezler, boş bir şeye rastladıkları zaman saygın bir şekilde geçerler.”

73Ve Rahman’ın kulları, kendilerine Rablerinin alâmetleri /göstergeleri hatırlatıldığında ise, onlar üzerine sağırca ve körce davranmazlar.”

74Ve Rahman’ın kulları, “Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve bizden sonraki kuşaklarımızdan göz aydınlığı olacak kimseler bağışla. Ve bizi Allah’ın koruması altına girmiş kişilere önder kıl!” derler.” (Furkân/ 68-74)

Bu ayetlerde Yüce Allah, tövbenin dışında Müslümanın yapmaması gereken davranışları şöyle sıralamaktadır:

( a ) Onlar, Allah’tan başkasına asla tapmazlar.

Rahman’ın kulları Kur’an’ın tevhit ve şirk ile ilgili yüzlerce ayetine uygun davranırlar. Allah ile birlikte başka bir tanrıya yalvarmamak, tapınmamak ve kulluk etmemek, “şirk koşmamak” anlamına gelmektedir. Eğer her kadın erkek mümin kesinlikle tevhit inancına bağlı kalsaydı, gizli ve açık manada şirke düşmeseydi, böyle bir ifade ile karşılaşmayacaktı. Kendini Allah’ın kulu olarak gören bazı kişiler, Allah ile beraber başka tanrılara yalvarmakta, onların şeytani buyruklarına boyun eğmektedirler (bkz. Yûsuf/106). Türbelere gidip yalvarmaları, azizleri, ölüleri, tarikat şeyhlerini (onlar velidir, veliler Allah gibidir, diyenleri) aracı koşup Allah’tan bir şey ya da ahrette onlardan şefaat ummaları tam anlamıyla şirk koşmaktır.

Demek ki Rahman’ın kulları öncelikle ve özellikle imanına şirk (zulüm) bulaştırmayan (bkz. En’âm/82) kişidir. İşte Yüce Allah bu özelliğe sahip kadın-erkek mümin kişiyi tanımlamaktadır.

( b ) “Haksız yere cana kıymazlar.

Biz, buna yaşam hakkına dokunmamak da diyebiliriz. Yüzyıllar önce Kur’an, canlıların yaşam hakkı olduğunu ve bu hakkın dokunulmazlığını gündeme getirmektedir.[6]

Ayette “haksız yere” ifadesi ile kısas ve savaşta öldürmeler istisna edilmiştir. Kısas ile ve savaş şartlarında cana kıymak Allah’ın emirlerinden olup birer kulluk görevidir.

Ayette en büyük günah (zulm) şirk; ikinci sırada ise cana kıymak gelmektedir.

( c ) “Zina etmezler.

Rahman’ın kullarının yapmayacakları şeylerden biri de zina fiilidir. Bu kötü fiil yüzlerce sosyal felâketin nedenidir.

Ayette şirkin yasaklanması inanç âlemini, insan öldürmemek kadın-erkek her insana saygıyı, zina yapmamak da cinsel ahlakı düzenlemektedir. Kim bu üç eylemi veya onlardan birini yapanın durumunun ne olacağı da çok açıktır:

Kim bunu yaparsa cezasını bulur.” Aslında şirk ve kötü eylemleri yaparken, kişiler kendi cehennem ateşini tutuşturmaktadır.

Furkân/68’in sonu ile 69. ayetin tamamı, eğitim açısından caydırıcı niteliğe sahiptirler. Cezanın önceden belirlenip ilan edilmesi, eğitim amaçlıdır. Hangi davranışın karşılığının ne olacağını bilmek, insanda bir davranış bilinci oluşturmaktadır. [7] Hukukun eğitime uzanan boyutu kendini burada göstermektedir.   

Şirk koşan, insan öldüren, zina eden, yani bu eylemlerden birini yapan kişi için çıkış /kurtuluş yolu nedir?

2. Kötü Eylemler Sözle Giderilemez

Ancak tövbe eden, iman eden ve sâlihi işleyenler bunun dışındadır. İşte Allah, onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. Ve her kim tövbe eder ve sâlihi işlerse, kesinlikle o, tevbesi kabul edilmiş olarak Allah’a döner.–”

Kötülük bir eylem sonucunda ortaya çıktığına göre, onunla mücadele edip onu ortadan kaldıracak olan da ancak bir eylem olabilir. Bu da iman ve iyiyi/salih’i yaşama geçirirken, yapılan eylemin kendisidir. Kötü eylemi sözle gideremezsiniz;[8] onu ancak karşıt eylemle ortadan kaldırabilirsiniz. Onun içindir ki Yüe Allah, tövbenin ardından iman ve iyi ameli birlikte eylem olarak şart koşmaktadır.

( a ) “Yalan şahitliği etmezler.”

Günlük yaşamlarında ve mahkemede gerçek dışı bir beyanda bulunmadıkları gibi, yalanı doğru çıkaracak şekilde bir davranışa da yeltenmezler. Yani, yalana, sahtekârlığa, kötülüğe seyirci kalmazlar.

Yalana tanıklık etmenin” ne anlama geldiği ilgili bir ayette şöyle açıklanıyor:

“Ey iman etmiş kimseler! Kendiniz, ana-babanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, Allah için tanıklık eden kimseler olarak hakkaniyeti tümden ayakta tutanlar /gözetenler olun. İster zengin olsun, ister fakir olsun, bilin ki Allah, ikisine de daha yakındır. Artık adaleti yerine getirebilmek için boş-iğreti arzunuza uymayın. Eğer eğip bükerseniz veya geri durursanız, biliniz ki şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Nisâ/135)

 “Yalana tanıklık etmez” demek, “kendisi, ana-babası ve yakın akrabası bile olsa doğruyu söyler” demektir. Mülkün/devletin temeli olan adaleti her zaman ve zeminde ayakta tutmak için kim olursa olsun, hangi şartlar altında bulunursa bulunsun doğru söyleyen ve adaleti gerçekleştiren kişi, Allah’ın /Rahman’ın kulu olmaktadır. Yalan yere tanıklık, şeytani bir davranıştır, Rahman’ın kulunun asla yapmayacağı bir eylemdir.

( b ) “İftira, yalan ve boş sözlerin konuşulduğu yerlerde durmazlar.

Arapçada “lağv” sözcüğü, kişinin amacına ulaşmasında yararı olmayan her türlü boş ve anlamsız şeyleri içine alır ve bu arada yalanı, gıybeti, çekişmeyi, çekiştirmeyi, iğrenç şarkıları, müstehcen fıkraları ve benzeri şeyleri de kapsar.[9] İşte, Rahman’ın kullarılağv”a rastladıklarında onlara iltifat etmezler ve kendilerine herhangi bir pislik bulaşacakmışçasına oradan uzaklaşırlar.

Basit dünya hayatında hiç bulaşmadıkları “lağv”, cennette ise Rahman’ın kullarının karşısına hiç çıkmayacaktır:

Orada, kendisinde boş söz, saçmalama ve günaha sokma olmayan bir kadehi kapışırlar.” (Tûr/23)  

Orada boş söz, saçmalama ve günaha sokan şeyleri işitmezler.” (Vâkıa’/25)     

Kesinlikle Allah’ın koruması altına girmiş kişiler için, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden; Rahman’dan bir karşılık ve yeterli bir bağış olarak korunaklar /kurtuluş mekânları; sulak bağlar-bahçeler, üzümler, hepsi bir seviyede tomurcuklar; çiçek bahçeleri, dolu dolu su kapları vardır. Onlar, orada boş bir söz ve yalan duymazlar. –Onlar, O’nun huzurunda söz söylemeye güç yetiremezler.– (Nebe’/31-35-37)

Kişiler de var ki, o gün nimetler içindedirler, çalışmaları için hoşnutturlar, yüksek bir cennettedirler, orada boş bir söz işitmezler. Orada akan bir kaynak vardır; orada yükseltilmiş divanlar, konulmuş kadehler, dizilmiş yastıklar, yayılmış halılar vardır.” (Ğâşiye/8-11-16)

Mümin kişi, neyin yararsız, neyin ilkesiz, düzeysiz, neyin boş ve neyin şeytani, neyin bâtıl, yani gerçek dışı olduğunun eğitimini ilahi mantığı ve kendi bütünlüğü içinde Kur’an’dan Kur’anca öğrenen kişidir. Bu eğitimi almış kadın-erkek, derhal şu hareketi yapacaktır: Onlar “onurlu bir şekilde geçip giderler”. Şerefle, onurla, ilkesiz, düzeysiz ve boş şeyden geçip gitmek, onu elinin tersiyle itmek erdem dolu bir davranıştır. Sözde değil, özde ve içtenlikle yapılan eylemsel bir davranıştır.

3. Rahman’ın Kulları Aklıselim’le Hareket Ederler

( a ) “Allah’ın ayetlerine karşı çok duyarlı davranırlar.

Rahman’ın kulları, kendilerine uyarı için Allah’ın ayetleri okunduğunda ona karşı kör ve sağırlar gibi davranmazlar. Ayetlerin mesajlarına kulaklarını kapamazlar ve bakıp görmeleri istenen ayetleri görmezden gelmezler.

Hiç şüphesiz müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperen, O’nun ayetleri kendilerine okunduğu zaman, iman açısından güç kazanan ve yalnızca Rablerine sonucu havale eden, salâtı ikame eden (malî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumlarını oluşturan, ayakta tutan) ve Bizim kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir. İşte bunlar, gerçekten inananların ta kendisidir. Onlara Rableri katında dereceler, bağışlama ve saygın bir rızık vardır.” (Enfal/2-4)

Artık Kur’an’a sağır ve kör olarak üşüşmenin zamanı değildir. Kur’an’ın içeriğini, mesajını, öğüdünü Kur’an’dan Kur’anca ilahi mantığı ve kendi bütünlüğü içinde iyice ve derinden öğrenip insanlığa öğretmenin ilk buyruk gereği “İKRA’ /öğren, öğret” olan rahmani çalışmanın zamanıdır. Duymayan görmeyen kişinin bir nesneye  yaklaşımı gibi Kur’an’a yaklaşılmaz. Onu, indirildiği dilde anlamadan okumakla hiç yapılamaz. Artık kulaklardan ağırlıklar, gözlerden perdeler sökülüp atılmalıdır. Mahşerde şu ayette geçtiği üzere Allah’ın Son Elçisi Saygıdeğer Muhammed’in (a.s) sitemine/şikâyetine muhatap olmamak için de bu ana dilde “İKRA’ /öğren, öğretme” işi gereklidir:

Elçi de: “Ey Rabbim! Hiç şüphesiz benim toplumum şu Kur’an’ı mehcur /terk edilmiş bir şey edindiler” dedi.” (Furkân/30)

( b ) “Rabblerinden iyi eş ve hayırlı evlat dileğinde bulunurlar.”  

Furkan/65. ayette Rahman’ın kullarının kendi kurtuluşları, 74. ayette de eşleri ve çocukları için dua edişleri bildirilmektedir. Görülüyor ki, gerçek müminler bencil değildirler; aynı zamanda çevrelerindeki insanların kurtulmaları ve saygın kişiler olmaları için de Allah’a dua etmektedirler.

( c ) “Allah’tan kendilerinin muttakilere önder yapılmasını dilerler.”

Furkan/74. ayetteki bu ifadede çok ince bir nokta vardır. Rahman’ın kulları, toplumlara yöneticilik veya siyasal liderlik için değil, muttakilere önderlik etmek için dua etmektedirler. Bunun anlamı, “Takva, dindarlık ve salihatı işlemede üst olalım, yani muttakilere rehberlik edelim ki, dünyada fazilet ve takvanın yayılmasında öncüler olalım” demektir.

İşte Rahman’ın kulları, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamlarında, orada sonsuz olarak kalıcı kimseler olarak ödüllendirilecekler, orada hürmet ve selâmla karşılanacaklardır. –Orası ne güzel bir karargâh ve ne güzel bir ikametgâhtır!–” (Furkan/75,76)

Furkan/ 63–74. ayetlerde üstün nitelikleri sayılıp dökülen Rahman’ın kullarının ahretteki konumları da bu ayetlerde açıklanmaktadır. Bu kişilerin sonları, birçok ayette farklı anlatımlarla dile getirilmiştir:

Peki, şüphesiz Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, kör olan kimse gibi midir? Şüphesiz ancak kavrama yetenekleri olan kişiler;

Allah’a verdiği sözleri yerine getiren ve antlaşmayı bozmayan,

Allah’ın birleştirilmesini istediği şeyi; iman ve ameli birleştiren,

Rablerine saygıyla, sevgiyle, bilgiyle ürperti duyan ve hesabın kötülüğünden korkan kişiler,

Rablerinin rızasını kazanmak arzusuyla sabretmiş,

Salâtı ikame etmiş (malî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluşturmuş, ayakta tutmuş),

Kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık Allah yolunda harcamış

Ve çirkinlikleri güzelliklerle ortadan kaldıran kişiler öğüt alıp düşünürler. İşte onlar, bu yurdun âkıbeti; adn cennetleri kendilerinin olanlardır. Onlar, atalarından, eşlerinden ve soylarından sâlih olanlar Adn cennetlerine gireceklerdir. Görevli güçler /haberci ayetler de her kapıdan yanlarına girerler: “Sabretmiş olduğunuz şeylere karşılık size selâm olsun! Bu yurdun sonu ne güzeldir!” (Ra’d/19–24)[10]      

Furkân/63/74’e kadar olan davranışları yerine getiren, o değerleri yaşam biçimi edinenler, “Allah’tan kendilerinin muttakilere önder yapılmasını isteyebilirler. Bunların önderlik ettiği toplum da şeytani olmaktan uzaklaşır, rahmanileşir. Esas ve ideal olan, özlenen de bu değil midir?

Kaynakça

[1] İbn MANZUR, Lisânü’l-Arab; c.2, s.246 “C-h-l” mad.

[2] Râgıb el-İSFEHÂNÎ, el-Müfredat; “C-h-l” mad.

[3] Kur’an’da cehaleti tanıtan ayetler şunlardır: A’râf/138, 199; Hud/29, 46; Neml/55; Ahkâf/23; En’âm/35, 54, 111; Bakara/67, 273; Yusuf/33, 89; Zümer/64; Kasas/55; Ahzab/33, 72; Nisa/17; Nahl/119; Hucurat/6; Âl-i İmran/154; Maide/50; Fetih/26.

[4] Bu konuda ayrıca şu ayetlere de bakılabilir: A’râf/159; Maide/82–84; En’âm/114; Ra’d/36; İsra/107–109; Ahkaf/10; Ankebut/47 ve Bakara/121.

[5] Hakkı YILMAZ, Tebyinü’l-Kur’an /İşte Kur’an, 2015, c.2, s.657-662.

[6], [7], [8] Bayraktar BAYRAKLI, Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur’an Tefsiri, c.13, s.545-547, 551.

[9] Râgıb el-İSFEHÂNÎ, el-Müfredat, “L-ğ-v” mad.

[10] Ayrıca bkz. Ahzab/43-44; Hud/108; Nisâ/147.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..