SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Kur’an’da cürüm nedir, kimler mücrimdir?

Yazının Giriş Tarihi: 26.12.2021 08:45
Yazının Güncellenme Tarihi: 26.12.2021 09:07

Kişi, iblis egemen benliğindeki fücûra (şerre, şeytanlığa, tuğyâna) olan yeteneğinde potansiyel olarak bulunan ortak koşma (şirk), küfür, inkâr, nifak /ikiyüzlülük, zulüm, fesatlık, firavunluk ve dayatmacılık gibi suç unsurlarını aktifleştirir, yaşam biçimi hâline getirirse bunların her biri “suç /cürüm” oluşturur. Bu oluşan her suç eylemini kişilik dokusu haline getirenler ise müşrik, kâfir, münafık, zalim, müfsit, firavun, despot şeklinde nitelendirilir. Bunların biri ya da birkaçı veya tümünü işleyen kişiye Kur’an dilinde “mücrim /suçlu” denir. Bu suçlar, öncelikle Allah’a, Elçisine, vahiylerden oluşan Kur’an’a ve insana, topluma ve insanlığa karşı bilinçle işlenir. Tarih boyunca görülen bu türlerdeki cürmün /suçun ve suçluların /mücrimlerin kimler olduğu Kur’an’dan Kur’anca açıklamak bu yazının konusudur.  

1. Sözlük Anlamı
Asıl anlamı, “ağaçtan meyveyi olgunlaşmadan önce kesmek, koparmak” anlamındaki “cürm” sözcüğünden türemiş bir isim olan mücrim, “suç, cinayet, yalan, vb. her türlü çirkin, zulüm ve günah olan söz, fiil ve davranışları işleyen kimseye” denir.[1]
Mücrim sözcüğünün de içinde olduğu “C-r-m” fiili tüm türevleriyle birlikte Kur’an’da 66 kez geçer.[2]
Sözlükte “kesmek; günah ve suç işlemek” anlamlarındaki “cürm” kökünden türemiş olan mücrim sözcüğü “ağır günah işleyen kişi” demektir. Ebü’l-Bekâ el-Kefevî, genelde “günah” anlamına gelen çeşitli kavramları açıklarken cürmü “ağır günah” ve mücrimi “kâfir” diye nitelemiştir.[3] 
Kur’an’da yer alan mücrimler ifadesi ile esasen “inkârcılar” kastedilmektedir. Mücrimler /suçlular sözcüğü Kur’an’da tekil ve çoğul şeklindeki kullanımlarıyla 52 ayette yer almıştır.[4] 
Bu ayetlerin tümünde mücrimler “şükür etmeyenler, iman edenlere gülenler, Kur’an’dan kuşku duyanlar, Fir’avun’a yardımcı olanlar, hakkı gerçekleştirmeyenler, Allah’a karşı yalan uyduranlar, Allah’ın ayetlerini yalanlayanlar, insanları yoldan çıkaranlar, Allah’ın ayetlerine karşı büyüklük taslayanlar, imandan sonra küfre dönenler, elçi uyarmasına rağmen cinsel sapıklıktan vazgeçmeyenler, toplumda bozgunculuk yapanlar”[5] olarak nitelenmişlerdir. Bu niteliklerinden, mücrimlerin /suçluların daima inkârcı, yalanlayıcı bir kitle olduğu; bu suçları inançsızlıkları yüzünden işledikleri anlaşılmaktadır.
İçinde yer aldığı ayetlerden anlaşılacağı üzere mücrim, iman esaslarını ve bunların gerektirdiği davranış kurallarını ihlâl eden, dolayısıyla ebediyen cehennemde kalmaya mahkûm edilecek olan âsi ve günahkâr kişidir. Müfessir E.Muhammed Hamdi Yazır, Kalem/ 35’deki kullanıma bakarak ‘mücrim’ sözcüğünü ‘müslim’in kelimesinin çelişiği /zıddı olarak gösterir. Mücrim ve kâfirlerin cürmün kötü olduğunu bildiklerini, kendilerine yapılan kötülüğe hiddetlendikleri halde aynı kötülüğü işlemekte sakınca görmediklerini, cürmü arzularına göre yorumladıklarını ve işledikleri suçları cürüm saymayıp helâl kabul ettiklerini belirtir. Ayrıca mücrimlerin ahreti inkâr ettiklerini, böylece vicdanlarının üzerine perde çektiklerini ünlü eserinde ifade eder.[6]

2. Kur’an’a Göre Neler Cürüm, Kimler Mücrimdir?
Kur’an’da mücrim sözcüğü ikisi tekil (Tâ-Hâ/ 74; Meâric/ 11), diğerleri çoğul (mücrimûn, mücrimîn) şeklinde (örneğin, Enfâl/8; Yûnus/ 17; İbrâhîm/ 49) olmak üzere elli iki kez geçmektedir. Bir ayette mastar halinde (Hûd/ 35), sekiz ayette de (örneğin, Mâide/ 2, 8; Mutaffifîn/ 29) değişik fiil kalıpları yer almaktadır. Bu ayetlerin çoğunda mücrim kavramı, dinî manada “en büyük suçu işleyenler konumunda bulunan kâfirlere” işaret etmektedir. Bunların içinde Allah’ın Elçileri’ne ve müminlere zulmedenler, inananlar karşısında kibirlenip onları aşağılayan ve alaya alanlar (örneğin, Yûnus/ 13, 75; Hicr/ 12; Câsiye/ 31), Allah’a şirk koşanlar (Rûm/ 12-13) ve münafık olanlar da (Tevbe/ 65-66) vardır. Ayrıca Allah’ın ayetlerini yalanlamak da mücrimlikle nitelendirilmiştir (A‘râf/ 40; Yûnus/ 17; Secde/ 22). Buradaki “âyetler” sözcüğü, “ilâhî kitaplardaki bölümler” manasında olabileceği gibi “tabii nesneler ve doğanın işleyişinde gözlenen mükemmellik” anlamına da gelebilir. 
Mücrim kavramı bazı ayetlerde dinin temel ilkelerinden “nübüvvet ve ahret inancını benimsemekten kaçınanları” ifade eder (örneğin, En‘âm/ 147; Neml/ 66-69). Hz. Lût’un kavminden iman etmeyenler de insan onuruyla bağdaşmayan “aşırı derecede çirkin fiili” (fâhişe) işledikleri için mücrim olarak anılmıştır (A‘râf/ 84; Hicr/ 58; Zâriyât/ 32).[7] 
Müddessir/ 38-48’de beyan edildiğine göre ahret yaşamında cennettekiler, cehennemdeki mücrimlere kendilerini yakıcı ateşe sevkeden davranışlarının ne olduğunu soracak, onlar da şu cevabı verecektir: 
“Her benliğini bulmuş kimse –sağın yaranı hariç– kazancının karşılığında bir rehindir.
“Sağın yaranı, bahçelerdedirler. Suçlulardan soruşur dururlar: “Sizi Sekar’a sürükleyen nedir?” Suçlular:
-“Biz, salâtçılardan (mali yönden ve zihinsel açıdan destek verenlerden; toplumu aydınlatmaya çalışanlardan) değildik, 
- Miskini de yiyeceklendirmiyorduk; 
- İşsiz güçsüze de kendi ekmeğini kazanacak fırsat ve imkân vermiyorduk. 
- Ve biz boşa uğraşanlarla beraber boşa uğraşırdık. 
- Ve de biz, tartışılmaz ve karşı çıkılmaz olan ölüm, kıyamet bize gelene kadar Din Günü'nü yalanlıyorduk” dediler.” 
“Artık onlara yardımcıların, kayırıcıların yardımı, kayırması yarar sağlamaz.”

3. Mücrim Sözüğünün Kur’an’daki Kullanımları
* Müslümanlar ve mücrimler /günahkârlar bir değildir.  
“Şüphesiz ki Allah’ın koruması altına girmiş kişiler için Rableri yanında nimetleri bol cennetler vardır. Ya artık, Müslümanları (el-Müslimîn) günahkârlar (el-mücrimîn) gibi yapar mıyız?” (Kalem/ 34-35)

* Allah’ın ayetlerine karşı kibirlenip onları yalanlayanlar ve bu nedenle kendilerine gök kapılarının açılmayacağı ve sonunda cehenneme gidecek olanlar.
“Ayetlerimizi yalanlayan ve onlara karşı büyüklenen şu kimselere, işte onlara göğün kapıları açılmayacak ve deve /halat iğne deliğinden geçmedikçe onlar cennete girmeyeceklerdir. Biz suçluları (el-mücrimîn) işte böyle cezalandırırız. Onlar için cehennemden yataklar, üstlerinden de örtüler vardır. Ve Biz, zalimleri (ez-zâlimîn) işte böyle cezalandırırız.” (A‘râf/ 40-41)

* Allah’ın Elçilerini, hakkı, ayetleri, ahreti, cehennemi yalanlamak cürüm, bu eylemleri yapan mücrimdir. 
“Kuşkusuz Allah’ın koruması altına girmiş kimseler gölgeler, pınarlar ve canlarının çektiği meyveler içindedirler. –“İşlemiş olduğunuz şeylere karşılık afiyetle yiyin, için; keyfinize bakın!”– İşte Biz güzel davrananları böyle karşılıklandırırız. O gün, yalanlayanların (li’l-mükezzibîn) vay hâline!” (Mürselât/ 41-45)
“Ve cennet ashabı ateş ashabına, “Biz, Rabbimizin bize vaat ettiğini gerçek bulduk. Peki, siz Rabbinizin size vaat ettiğini gerçek buldunuz mu?” diye seslendiler. Onlar, “Evet” dediler. Aralarında bir duyurucu, şüphesiz ki Allah’ın dışlamasının /rahmetinden yoksun bırakmasının, Allah’ın yolundan geri çevirip yolun eğri-büğrüsünü isteyen ve ahreti bilerek reddeden zalimlerin (ez-zâlimîn) üstüne olacağını duyurdu.” (A‘râf/ 44-44)
“Artık eğer seni yalanladılarsa, hemen de ki: “Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. Ve O’nun azabı suçlular toplumundan (el-kavmi’l-mücrimîn)) geri çevrilmez.” (En’âm/ 147)
“İşte bu, suçluların (el-mücrimûn) yalanladığı cehennemdir. Onlar, onunla kaynar su arasında dolaşır dururlar.” (Rahmân/ 43-44)

* Homoseksüellik gibi cinsel sapıklığı işleyip uyanlara aldırmayıp ondan vazgeçmeyenler ve temiz insanların toplumda yaşamasına tahammül edemeyenler.
“Ant olsun ki Biz Lût’u da elçi olarak gönderdik. Hani o, toplumuna demişti ki: “Siz, sizden önce âlemlerden hiç birinin yapmadığı iğrençliği mi yapıyorsunuz? Gerçekten ve kesinlikle siz, cinsellikte kadınlardan aşağı olan erkeklere şehvetle gidiyorsunuz. Aslında siz gerçeği eksik gösteren bir toplumsunuz.”
“Ve toplumunun cevabı yalnızca, “Onları kentinizden çıkarın, çünkü onlar, fazla temizlenen insanlarmış!” demek oldu.”
“Bunun üzerine Biz de onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısını kurtarmadık; o, geride kalanlardan; düşünce bakımından günâhkar toplumla beraber olanlardan idi. Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Bak bakalım günahkârların (el-mücrimîn) sonu nasıl oldu!” (A‘râf/ 80-84)

* Toplumu gruplara ayırıp bazısını tutup diğerlerini ezen, sömüren, köleleştiren ve iktidarının devamı için çocukları öldüren ve insanlara inanç özgürlüğü tanımayanlar.
“Sonunda bütün etkili bilginler, “Musa ile Harun’un Rabbine iman ettik” demek suretiyle boyunlarını uzatıp teslim olmuş durumda bırakıldılar.”
“Firavun: “Ben size izin vermezden önce mi ona iman ettiniz? Şüphesiz o, size etkili bilgi öğreten büyüğünüzdür. Ant olsun ki sözleşmelerden; taahhütlerden ilişkinizi keseceğim ve kesinlikle hepinizi  rahat ortamdan; kentteki işinizden, memuriyetinizden çıkarıp hurma tarlalarında tarım işçiliği yaptıracağım, taş ocaklarında çalıştıracağım, zorlu işlerde çalıştırarak yağınızı çıkaracağım; iliğinizi sömüreceğim. Ve hangimizin azap yönünden daha şiddetli ve daha kalıcı olduğunu kesinlikle bileceksiniz” dedi.”
“Etkili bilginler: “Bize gelen bu açık kanıtlar ve bizi yoktan yaratana karşı asla seni üstün tutmayız. Ne hüküm vereceksen hadi ver! Sen, ancak bu iğreti dünya hayatına hükmedersin. Şüphesiz biz, hatalarımıza ve bizi etkili bilgiden zorladığın şeye karşı, bizi bağışlasın diye Rabbimize iman ettik. Ve Allah daha hayırlı ve daha kalıcıdır” dediler.” 
“Gerçek şu ki, her kim Rabbine suçlu olarak (mücrimen) varırsa, şüphesiz ki ona cehennem vardır. Orada ölmez ve dirilmez.” (Tâ-Hâ/ 70-74)
“Şüphesiz ki Firavun, yeryüzünde yüceldi ve idaresi altındaki insanları grup grup yaptı; onlardan bir grubu güçsüzleştirmek istiyor; bunların oğullarını boğazlıyor; eğitimsiz, öğretimsiz bırakıp niteliksiz bir kitle oluşturarak güçsüzleştiriyor, kadınlarını da utanca boğuyordu. Şüphesiz ki o, bozgunculardan (el-müfsidîn) idi.” (Kasas/ 4)

* Servetinin kaynağında Allah’ın olduğunu inkâr edip onu kendisinin kazandığını söyleyip iyilik yapmaktan kaçınan ve insanlara gösteriş yapanlar da mücrimdir.
“Şüphesiz Karun, Musa’nın toplumundan idi de, onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, şüphesiz onun anahtarları güçlü kuvvetli bir topluluğa ağır gelirdi. Bir zaman toplumu ona demişti ki: “Şımarma! Şüphesiz ki Allah şımarıkları sevmez. Ve Allah’ın sana verdiği şeylerde ahret yurdunu iste. Dünyadan da nasibini unutma! Allah’ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun. Ve yeryüzünde bozgunculuğu isteme. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.”
“Karun, “Bu servet, bana ancak kendimdeki bilgi sayesinde verildi” dedi. Bilmez miydi ki Allah, kendinden önceki nesillerden, ondan daha güçlü, ondan daha çok taraftarı, birikimi olan kimseleri kesinlikle değişime /yıkıma uğratmıştı. –Ve bu günahkârlar (el-mücrimûn), diğerlerinin günahlarından sorumlu tutulmaz.–” 
“Derken Karun, süs, görkem içinde toplumunun karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyen kimseler, “Keşke Karun’a verilen gibi bizim de olsaydı! Şüphesiz ki o Karun, çok büyük bir nasip sahibidir” dediler.” (Kasas/ 76-78-79)
“Gerçek şu ki, her kim Rabbine suçlu olarak (mücrimen) varırsa, şüphesiz ki ona cehennem vardır. Orada ölmez ve dirilmez.” (Tâ-Hâ/ 74)
Bu (Tâ-Hâ/ 74.) ayete baktığımızda, orada geçen mücrim /günahkâr, yani suçlu kişinin önceki ayetlerde de geçtiğini görürüz. Oradaki suçlu kişi veya kişi¬ler Firavun ve çevresindekilerdir. Firavun’un özelliklerine bakarsak suç¬luyu tanımlamış oluruz. Kendini tanrı yerine koyup bu yolla Allah’a şirk koşan Firavun ve onun gibilerin tümü mücrimlerdir.[8]

* İnsanları yoldan çıkaranlar mücrimdir.
“Onlar, onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki: “Vallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içinde idik. Çünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk. Ve bizi yalnızca o günahkârlar (el-mücrimûn) saptırdı. Artık bizim için yardımcılardan, torpilcilerden hiçbir kimse ve candan bir yardımcı, yol gösterici, koruyucu yakın yoktur. Ah keşke bizim için bir geri dönüş olsaydı da biz de müminlerden olsaydık!” (Şu’arâ/ 96-99-102)

* Ayetlere ve imana karşı büyüklenenler, Allah Elçileriyle alay ederek onlara düşmanlık yapanler mücrim kişilerdir.
“Ve işte böyle, Biz her peygamber için günahkârlardan (el-mücrimîn) bir düşman kılmışızdır. Ve yol gösteren ve yardımcı olarak Rabbin yeter.” (Furkân/ 31)
“Sonra bunların arkasından Musa ve Harun’u ayetlerimizle /alâmetlerimizle /göstergelerimizle Firavun’a ve ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar büyüklendiler ve günahkâr bir toplum (kavmen mücrimîn) oldular.” (Yûnus/ 75)
“Ve onlara herhangi bir elçi gelmeye görsün, kesinlikle onunla alay ederlerdi. Böylece Biz Kur’an’ı, suçluların (el-mücrimîn) kalplerine sokarız.” (Hicr/11-12)
“Şu kâfirler; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetmiş olan şu kimselere gelince de, “Peki size ayetlerim okunmadı mı da siz büyüklük tasladınız ve günah işleyen bir toplum (kavmen mücrimîn) oldunuz? Ve ‘Allah’ın sözü kesinlikle gerçektir; ve kıyamet anına gelince, onda kuşku yoktur’ denildiğinde, ‘Kıyamet anının ne olduğunu bilmiyoruz, yalnızca biz, sadece zannediyoruz, kesin bir bilgi edinmiş değiliz’ dediniz.” (Câsiye/ 31-32)

* Şer, suç, günah ve zulüm gibi eylemlere yönlendirenler mücrimlerdir.
“Şuayb: “Ey toplumum! Hiç düşündünüz mü? Şayet ben, Rabbimden bir delil üzerinde bulunuyorsam ve şayet O, bana Kendi katından güzel bir rızık ihsan etmişse!? Ve Ben, size karşı çıkmakla sizi menettiğim şeylere kendim düşmek istemiyorum. Ben, sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmeyi istiyorum. Başarıya ulaşabilmem de ancak Allah iledir. Ben, yalnızca O’na işin sonucunu havale ettim ve ancak O’na yönelirim. Ve ey toplumum! Bana karşı gelmeniz (la yecrimenneküm şikakî) sakın sizi, Nuh toplumunun veya Hud toplumunun veya Sâlih toplumunun başlarına gelen musibetler gibi bir musibete uğratmasın. Ve Lût toplumu sizden pek uzak değildir. Ve Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin. Şüphesiz ki, benim Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir” dedi.” (Hud/ 88-89-90)
“Ve “iyi adam”lık ve Allah’ın koruması altına girme üzerinde yardımlaşın, zaman kaybına neden olan şeyler /hayırda ağırda alma /zarar verme /kusur oluşturma ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Ve Allah’ın koruması altına girin. Hiç şüphesiz Allah, azabı /kovuşturması çok çetin olandır.” (Mâide/ 2)
“Ey iman etmiş kişiler! Allah için, hakkaniyeti ayakta tutan tanıklar olunuz. Ve bir topluma olan kininiz (vela yecrimenneküm şeneânü kavmin), sizi adaletsizlik yapmaya sürüklemesin. Adaletli olun, adaletli olmak, Allah’ın koruması altına girmeye daha yakındır. Allah’ın koruması altına girin. Şüphesiz Allah, yaptıklarınıza haberdardır.” (Mâide/ 8)

* Allah’a karşı yalan uyduran veya O’nun ayetlerini yalanlayanlar da mücrimdir.
“Öyleyse Allah’ın aleyhine bir yalanı uyduran veya O’nun ayetlerini /alâmetlerini /göstergelerini yalanlayan kişiden daha yanlış; kendi zararlarına iş yapan kim olabilir? Hiç şüphesiz bu günahkârlar (el-mücrimûn) kurtuluşa eremezler.” (Yûnus/ 17)
“Ve onlara bir ayet geldiği zaman, “Allah’ın elçilerine verilen gibi bize de verilmedikçe asla inanmayacağız” dediler. Allah elçilik görevini nereye vereceğini daha iyi bilir. Suç işleyenlere (ellezîne ecramû), çevirdikleri hilelerinden dolayı Allah katında bir aşağılık ve çetin bir azap dokunacaktır.” (En’âm/ 124)

* Allah’tan ve Kur’an’dan yüz çevirmek cürüm, bunu yapan mücrimdir.
“Âd toplumuna da kardeşleri Hud’u elçi gönderdik. O, dedi ki: “Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka ilâh yok. Siz uydurmacılardan başka bir şey değilsiniz. Ey toplumum! Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak beni yoktan yaratan üzerinedir. Hâlâ akıllanmayacak mısınız? Ey toplumum! Rabbinizden bağışlanma isteyin, sonra O’na tevbe edin ki, üzerinize gökten bol bol göndersin ve sizi kuvvetinize kuvvet katarak çoğaltsın. Ve günahkârlar (el-mücrimîn) olarak sırt çevirmeyin.” (Hûd/ 50-52)
“Ve Rabbinin ayetleriyle kendisi öğütlendirilen, sonra onlardan mesafeli duran kimseden daha yanlış; kendi zararına iş yapan kimdir? Şüphesiz Biz, günahkârları (el-mücrimîn) yakalayıp cezalandırarak adaleti sağlayanlarız.” (Secde/ 22)

* Toplumlarda bozgunculuk yapan liderler aslında kendi kendilerini de aldatmaktadırlar.
“Ve Biz böylece, her kentte ileri gelenleri, orada hileler çevirsinler diye oranın suçluları (mücrimîhâ) yaptık. Hâlbuki bunlar, kötülüğü yalnızca kendilerine yapıyorlar da farkına varmıyorlar.” (En‘âm/ 123)

* Suç işlemek cürüm, suç işleyen mücrimdir.
“De ki: “Siz, bizim yaptığımız günahlardan /suçlardan (ecramnâ) sorumlu tutulmazsınız. Biz de sizin yapıp durduklarınızdan sorumlu olmayız.” (Sebe’/ 25)

* Kur’an’dan şüphe edip, onun Allah Elçisi tarafından uydurulduğunu söyleyenler de mücrimdir.
“Kendisinde şüphe olmayan bu kitabın indirilişi, âlemlerin Rabbindendir.”
“Yoksa onlar, “Onu kendisi uydurdu” mu diyorlar. Tam tersi Kur’an, kılavuzlandıkları doğru yola ulaşırlar diye, senden evvel kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan toplumu uyarasın diye Rabbinden gelen gerçektir.” (Secde/ 2-3)

* Kulak, göz ve belleğini amaçlarına uygun bir şekilde kullanıp gerçeğe iman etmeyen ve şükretmeyenler mücrimlerdir.
“Ki O, oluşturduğu her şeyi en güzel yapan ve insanı oluşturmaya bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden, basbayağı bir sudan yapmıştır. Sonra onu düzeltip bir biçime soktu ve onu bilgilendirdi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Sahip olduğunuz nimetlerin karşılığını ne de az ödüyorsunuz?” (Secde/ 7-9)
Mücrimlerin az şükretmesinden kasıt hiç şükretmemeleridir. Buradaki şükrün olmamasının anlamları arasında inanmamak da vardır.

* Öldükten sonra dirilmeyi, yani Allah’a kavuşmayı inkâr edenler de mücrimdir.
“Ve onlar: “Biz, yeryüzünün içinde kaybolduğumuzda mı, gerçekten biz mi yeni bir oluşturuluşta olacağız?” dediler. Aslında onlar, Rablerine kavuşmayı; O’nun huzuruna varmayı bilerek reddeden /inanmayan kimselerdir.” (Secde/ 10)
“Suçluları (el-mürimûn), Rablerinin huzurunda başları öne eğilmiş olarak: “Ey Rabbimiz! Gördük ve dinledik, şimdi bizi geri çevir de sâlih bir amel işleyelim, biz artık kesin bir şekilde inanıyoruz” derlerken bir görsen!” (Secde/ 12)

* Kendini tanrı yerine koyup bu yolla Allah’a şirk koşan mücrimdir.
“Sonra da Firavun, yalanladı ve karşı geldi. Sonra çabucak arka döndü. Sonra toplayıp seslendi de: “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi.” (Nâzi‘ât/ 21-24)

* Kendilerine deliller getiren Allah Elçilerini dinlemeyip günaha ve inkâra dalanlar mücrimlerdir.
“Ve ant olsun ki Biz, senden önce birtakım elçileri toplumlarına gönderdik de, onlar onlara, apaçık delilleri getirdiler. Sonra Biz, günah işleyen kimseleri (ecramû) yakalayıp cezalandırarak adaleti sağladık. Müminlere yardım da, Bizim üzerimize bir hak idi.” (Rûm/ 47)

* İnanç farkından dolayı, iman edenlerle alay edip, onları küçümseyerek kitapları, makaleleri ve medyası ile gülenler de mücrimlerdir.
“Şüphesiz suç işleyen o kimseler (ecramû), inanan kimselerden bir kısmına /elçilere gülüyorlardı. Onlara uğradıkları zaman da birbirlerine kaş-göz işareti yapıyorlardı. Kendi yakınlarına döndükleri zaman da zevklenenler olarak dönüyorlardı. Ve müminlerin bir kısmını /elçileri gördükleri zaman; “Şüphesiz işte bunlar, kesinlikle sapıklardır” diyorlardı.” (Mutaffifîn/ 29-32). 

* İman ettikten sonra tekrar inkâra dönenler mücrimdir.
“Özür dilemeyin, siz “İman ettik” dedikten sonra kesinlikle küfrettiniz; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddettiniz. Sizden bir kısmını affetsek bile, şüphesiz kendileri günah işleyen kimseler (el-mücrimîn) oldukları için azaplandıracağız.” (Tevbe/ 66)

* Hakkı /Gerçeği istemeyenler mücrimdir. Küfür, şirk, nifak, inkâr ve zulüm cürüm; kâfir, müşrik, münafık, münkir, zalim mücrimdir.
“Ve Biz ayetleri işte böyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz. Ve suçluların yolu (el-mükezzibîn) ortaya konsun /sana belli olsun diye.” (En’âm/11)
“Ve hani Allah, size, iki tâifeden birinin kesinlikle sizin olacağını vaat ediyordu. Siz ise şanı ve şerefi olmayan şeyin /çapulun kendinizin olmasını istiyordunuz. Allah da kelimeleriyle hakkı yerine oturtmak ve suçluların (el-mücrimûn) hoşuna gitmese de gerçeği ortaya çıkarmak ve bâtılı yok etmek için kâfirlerin; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedenlerin arkasını kesmek; hak dini geliştirmek istiyordu.” (Enfâl/7-8)

* Firavun ile tayfası, Allah’a ve Elçilerine karşı çıkarak helâk olan toplumlar mücrimler olduğu gibi, benzer eylemleri yapan birey ve toplumlar da mücrimdir 
“Ve ant olsun ki sizden önceki kuşakları, şirk koşarak, küfrederek yanlış yaptıkları zaman değişime /yıkıma uğrattık. Ve onların elçileri açık belgeler ile gelmişlerdi. Zaten onlar inanacak değillerdi. İşte günahkârlar topluluğunu (el-kavme’l-mücrimîn) Biz böyle cezalandırırız.” (Yûnus/ 13)
“Onlar ortaya atınca da Musa, “Sizin getirdiğiniz şey bir göz boyama /aldatmacadır. Şüphesiz, Allah onun boş ve asılsızlığını ortaya çıkaracaktır. Şüphe yok ki, Allah kargaşacıların işini düzeltmez. Ve Allah, günahkârların /suçluların (el-mücrimûn) hoşuna gitmese de hakkı, Kendi kelimeleriyle ortaya koyup gerçekleştirir” dedi.” (Yûnus/ 81-82)
“İşte sizden önceki devirlerden “bakıyye” (söz, eser, erdem) sahipleri; akıllı insanlar, Kitap Ehli, yeryüzünde bozgunculuktan vazgeçirmeye çalışsalardı! Fakat onların içinden kurtardığımız pek az kimse bunu yaptı. Allah’ın ortağı olduğunu kabullenerek, Allah’ın ilahlığını ve rabliğini bilerek reddederek yanlış; kendi zararlarına iş yapan o kişiler ise, şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve suçlular (el-mücrimîn) oldular.” (Hûd/ 116)
İşte Kur’an’da cürüm /suç ve suçlu /mücrim denen kişilerin davranış şekilleri, inanç /yaşam biçimleri böyledir. Bunlar şeytanı tanrı şerri /şeytanlığı din edinenlerdir. Bunlar Allah’la aldatmayı iş, meslek, yaşam biçimi edinenlerdir.

Kaynakça
[1] Doç.Dr. İsmail KARAAGÖZ, “Mücrim”, Ankara, 2006, Dinî Kavramlar Sözlüğü (Kitabı içinde), DİB Yayını, s.484.
[2] M. Fuad ABDÜLBÂKÎ, el-Mu’cemü’l-Müfehres, “C-r-m” md.
[3] Ebü’l-Bekâ el-KEFEVÎ, el-Külliyyât, s.40-41; krş. İbn MANZUR, Lisânü’l-‘Arab, “C-r-m” md.; Râgıb el-İSFEHÂNÎ, el-Müfredât, “C-r-m” md.
[4] M. Fuad ABDÜLBÂKÎ, el-Mu’cemü’l-Müfehres, “C-r-m” md.
[5] Hakkı YILMAZ, Tebyinü’l-Kur’an /İşte Kur’an, İstanbul, 2015, c.6, s.26.
[6] M.Hamdi YAZIR, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul, Cilt: VII, s.5289-5290.
[7] Hatice Kelpetin ARPAGUŞ, “MÜCRİM”, İstanbul, 2006, TDV İslâm Ansiklopedisi (Kitabı içinde), Cilt: 31, s.455.
[8] Prof.Dr. Bayraktar BAYRAKLI, YENİ Bir Anlayışın Işığında Kur’an Tefsiri, c. 15, s.202-203.
 

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..