SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Kur’an’ı Kur’anca Anlayarak Öğrenmek

Yazının Giriş Tarihi: 21.02.2022 13:30
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.02.2022 01:30

1. Doğru Yolu Açıklamak Allah’a Aittir

Doğruya ve güzele kılavuzlamak sadece Bizim üzerimizedir (inne ‘aleynâ le’l-Hüdâ). Sonrası da öncesi de sadece Bizimdir.” (Leyl/ 12)

Ayette “sonrası” ile kast edilen şey ahret,  “öncesi” ile kast edilen şey de dünyadır. Bununla mülkün ve her türlü tasarrufun sadece Allah’a ait olduğu, O’nun kimseye hesap vermeyecek olmasına rağmen insana hidayet etmeyi, onu iyiye, doğruya ve güzele yöneltmeyi, kısaca cennete yol göstermeyi kendi üzerine aldığı kast edilmektedir. “Hidayet”in iyiye ve güzele önderlik etmek, doğru ve yanlışı ayırmaya yarayan bilgi ve belgeler vermek, elçi yollamak, vahiy/kitap indirmek gibi eylemleri kapsadığını, kötü yolu göstermenin hidayet olmadığı biliniyor. Allah Elçileri de dâhil olmak üzere, Yüce Allah'tan başka hiç kimsenin hidayet yetkisi ve gücü yoktur.[1]

Yolun Doğrusu yalnızca Allah üzerinedir (ve al’Allahi kasdü’s-sebîli) (Allah’a borçtur). Onun (Yol’un) eğrisi de vardır. Ve eğer O (Allah) dileseydi, size topluca hidayet ederdi.” (Nahl/ 9)

Doğru yolu açıklamak Allah’tan, kabul veya reddetmek de kadın erkek her kişinin bizzat kendi özgür seçimine bağlıdır.

Doğru yolu bulabilmenin, o yol gösterildiğinde ona teslim olmaktan geçtiği açıktır.

Allah’ın, insanı hidayete erdirmesi, insanı doğru yola kılavuz elçi ve Kur’an ile karşı karşıya getirmesiyledir.

Seçme ve sorumluluk insana aittir. 

Allah, ancak hidayet üzerinde olanların hidayetini artırır.

Doğru yolu göstermeyi, kendine farz kılan Yüce Rabbimiz Allah, insanlara hidayet etmeyi (doğru yola kılavuzlamayı)

- İnsanlara selim akıl ve vicdan vermek,

- Elçi  göndermek ve

- Kitab indirmek suretiyle yerine getirmiştir.

Kişiye düşen aklını işleterek/selimleştirerek aklıselimi ile doğru yolu seçip, hidayet kılavuzu Kur’an’ı Kur’anca anlayıp öğrenmek, onun hükümlerini uygulayarak örnek ahlak sahibi Müslüman, mümin, muttaki, salih kişi olarak insanlaşmak, uygarlaşmak, yurtta barış dünyada barışı yaygınlaştırmaktır.

2. Allah, Yarattığı Tüm Varlıkların Öğretmenidir

İlk başöğretmen Allah, kime /kimlere neleri öğretmiştir?

Yüce Allah’ın “muallim /öğretmen” sözcüğüyle aynı “’A-l-m” kökünden bir fiilin kullanıldığı “öğretme işlevi”,[2] meleklere ve beşerlikten aklın işletilmesi ve bilgilendirmeyle insanlaşmaya geçişte ilk örnek Âdem’e yöneliktir:

* Âdem’in Ve Meleklerin Öğretmeni Allah

“Ve senin Rabbin, Âdem’e o isimlerin tümünü öğretti (‘alleme Âdeme’l-esmâe küllehâ). Sonra hepsini doğadaki güçlere sundu ve “Hadi, haber verin Bana şunların isimlerini, eğer doğru kimseler iseniz” dedi.”

“Doğadaki güçler /melekler, dediler ki: “Sen her türlü noksanlıktan arınıksın! Senin, bize öğretmiş olduğunun (‘allemtenâ) dışında bizim için bilgi diye bir şey yoktur. Şüphesiz Sen, en iyi bilenin, en iyi yasa koyanın ta kendisisin.” (Bakara/ 31-32)

Öğren - öğret! Senin Rabbin ise kendilerini üstün biri sayan o kişilerden daha üstün olandır. Senin Rabbin ki kalemle öğretti (‘alleme bi’l-kalem). O, insana bilmediğini öğretti (‘alleme’l-insâne mâ lem ya’lem).” (‘Alak/ 3-5)

Yüce Allah’ın öğretmenliği konusunda ‘O’nun neyi ya da neleri insana öğrettiği’[3] hususuna işaret edilen bu ayetin bir benzeri de şöyledir:

“Salâtları (malî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumlarını) ve  özellikle en hayırlı salâtı (malî yönden ve zihinsel açıdan destek olmanın; toplumu aydınlatmanın en yararlı olanı; haftalık toplantı günü salâtını) elbirliği ile koruyun. Ve Allah için sürekli saygıda durarak kalkın; işe koyulun; eğitim-öğretim ve sosyal yardım kurumunu işletin. Ama eğer korkulu bir ortamda bulunuyorsanız, o zaman yaya veya binekli olarak giderken; hareket hâlinde koruyun, yerine getirin. Sonra da güvene erdiğinizde bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği gibi (kemâ ‘allemeküm mâ lem tekûnû ta’lemûn) Allah’ı hemen anın.” (Bakara/ 238-239)

Yüce Allah’ın insanın bilmediği her şeyi öğrettiğini bu ayette çok açık görebiliyoruz.

“Ey iman etmiş kimseler! Adı konmuş bir süreye (kadar) borçla borçlaştığınız zaman onu hemen yazın. Aranızda bir kâtip de adaletle yazsın. Ve o kâtip, Allah’ın, kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın da yazsın...” (Bakara/ 282)

“...Allah’a da takvâlı davranın. Allah, size öğretiyor (yü’allimükümü’llah) ve Allah, her şeyi en iyi bilendir.” (Bakara/ 282)

3. Kur’an’a Bakıldığında Varlığın Başöğretmeni Allah, Tüm Elçilerinin de Öğretmenidir

* Allah Elçileri Lut’un, Nuh’un Öğretmeni Allah’tır

“Ve Lût; Biz ona bir hüküm, bir bilgi verdik. Onu çirkin işler işleyen kentten kurtardık. Şüphesiz onlar, kötü bir toplumdular, hak yoldan çıkmış kimselerdiler.”

“Ve Biz Lût’u rahmetimizin içine girdirdik. Şüphesiz o, sâlihlerdendir.”

“Ve Nûh’u; hani o daha önce nida etmişti de Biz de ona cevap vermiştik. Sonra da Biz kendisini ve ailesini, yakınlarını, inananlarını büyük sıkıntıdan kurtardık.”

“Ve ayetlerimizi yalanlayan toplumuna karşı ona yardım ettik. Şüphesiz onlar kötü bir toplumdular da Biz onları topluca suda boğduk.” (Enbiyâ/ 74-77)

* Elçileri Yakub ve Yusuf’un Da Öğretmeni Allah’tır

“Ve ne zaman ki şehre vardılar, o zaman babalarının kendilerine emrettiği şekilde girdiler. Bu, onlar hakkında Allah’tan hiçbir şeyi önleyemezdi, bu sadece Yakûb’un içinden geçirdiği bir isteğin gerçekleşmesi oldu. Ve şüphesiz o (Yakub), ona öğrettiğimiz için (‘allemnâhu) bilgi sahibiydi . Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yûsuf/ 68)

“Babası (Yakub): “Yavrucuğum! Gördüğünü kardeşlerine anlatma. Sonra sana bir tuzak kurarlar. Şüphesiz şeytan, insan için apaçık bir düşmandır. Ve işte böyle, Rabbin seni seçecek ve sana olayların /sözlerin ilk anlamlarının ne olduğuna dair bilgiler öğretecek (yü’allimüke min te’vîli’l-ehâdîs). Bundan önceki iki atana; İbrahim’e ve İshak’a tamamladığı gibi, nimetini sana ve Yakub soyuna tamamlayacaktır. Şüphesiz ki, Rabbin çok iyi bilendir, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen /sağlam yapandır” dedi.” (Yûsuf/ 5-6)

“Yusuf: “Size yiyecek olarak verilecek bir yemek gelmeden önce onun te’vîlini size bildiririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiği (‘allemenî Rabbî) şeylerdendir. Şüphesiz ben, Allah’a inanmayan bir toplumun –ki onlar ahreti bilerek reddedenlerin; inanmayanların ta kendileridir– dinini, yaşam biçimini terk ettim.” (Yûsuf/ 37)

–“Rabbim! Sen bana hükümdarlık verdin ve bana olacakların /sözlerin ilk anlamlarının ne olacağı bilgisinden öğrettin (‘allemtenî min te’vîli’l-ehâdîs). Gökleri ve yeri yoktan var eden! Sen benim dünya ve ahrette yardım edenim, koruyanımsın, benim canımı Müslüman olarak al ve beni salihler arasına kat!–” (Yûsuf/ 101)

* Allah, Elçileri Davut ve Süleyman’ın Da Öğretmenidir

“Sonra da, Allah’ın izniyle /bilgisiyle Câlût ve ordusunu bozguna uğrattılar. Davud da Câlût’u öldürdü ve Allah, kendisine hükümdarlık, bozgunculuk ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri verdi. Ona (Davut’a) dilediği şeylerden de öğretti (‘allemehu). Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını diğer bir kısmıyla savması olmasaydı, yeryüzü kesinlikle bozulur giderdi. Fakat Allah, âlemler üzerinde büyük bir armağan sahibidir.” (Bakara/ 251)

“Davud ve Süleyman’ı da; hani onlar, toplumun koyunlarının, içinde geceleyin yayıldığı ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Biz de, toplumun yasalarının ne olduğunu biliyorduk.”

“Sonra da Biz, onu Süleyman’a hemen iyice kavrattık. Ve hepsine yasa ve bilgi verdik. Davud’la beraber Allah’ı noksan sıfatlardan arındırsınlar diye, dağları ve kuşları buyruk altına aldık /onları insanların yararlanacağı ölçüler içinde yarattık. Ve Biz yapanlarız.”

“Ve Biz, sizin kötülüğünüzden sizi korumak için, sizin için zırh yapımını ona öğrettik (‘allemnâhu). Artık siz kendinize verilen nimetlerin karşılığını ödeyenler misiniz?”

“Ve Süleyman’a, içinde bolluklar oluşturduğumuz toprağa doğru onun emriyle akıp giden kasırga hâlindeki rüzgârı boyun eğdirdik. Ve Biz her şeyi bilenleriz.” (Enbiyâ/ 78-81)

* Kitabı, Hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i İsa’ya Öğreten Allah’tır

“Hani bir zaman haberci ayetler: “Ey Meryem! Allah seni, Kendisinden bir kelimeyle müjdeliyor. Onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünya ve ahrette saygındır. Ve O, yaklaştırılanlardan ve sâlihlerdendir. Yüksek mevkide bulunarak ve yetişkin biri olarak insanlarla konuşacaktır da. Ve Allah, O’na kitabı, haksızlık, bozgunculuk ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri ve Tevrat ile İncil’i öğretecek (yü’allimühu).” (Âl-i İmran/ 45-48)

“Hani Allah demişti ki: “Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerinde ve annenin üzerinde olan nimetimi hatırla! Hani Ben, seni Allah’ın vahyi ile güçlendirmiştim. Yüksek mevkide olan biri olarak ve yetişkin biri olarak insanlara konuşuyordun. Hani sana Kitabı, haksızlık, bozgunculuk ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim (‘allemtüke).” (Mâide/110)

* Son Elçi Muhammed’in Öğretmeni Allah’tır

“İşte böylece Biz, sana da Kendi emrimizden /Kendi işimizden olan ruhu /Kur’ân’ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle kılavuzladığımız bir nûr/ışık yaptık. Hiç kuşkusuz sen de dosdoğru bir yola; göklerde ve yerde bulunanlar Kendisi için olan Allah’ın yoluna kılavuzluk etmektesin. Gözünüzü açın, bütün işler yalnız Allah’a döner.” (Şûrâ/ 52-53)

Yüce Allah’ın elçilere öğretmenliği konusunda Son Elçi Muhammed’e özel bir vurgu yapılmıştır. Şu hitap onadır:

Ve eğer senin üzerinde Allah’ın armağanları ve merhameti olmasaydı, kesinlikle onlardan bir akılsız, beyinsiz kesim seni saptırmaya çalışmıştı. Hâlbuki onlar, kendilerinden başkasını saptırmazlar ve sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana Kitab’ı ve haksızlık, bozgunculuk ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir (‘allemeke). Allah’ın senin üzerindeki armağanı çok büyüktür.” (Nisâ/ 113)

4. Son Elçi Muhammed (a.s) de Tüm İnsanlığın Kıyamete Kadar Sürecek Kur’an’la Öğretmenliği

“Allah diyor ki: “Benim azabım var; onu dilediğime dokundururum, rahmetim de var; o ise her şeyi kuşatmıştır. Onu da özellikle Allah’ın koruması altına girenlere, zekât’ı; Allah’ın dininin yayılması, ayakta tutulması, salâtın ikame edilebilmesi için müminlerin iman borcu; kulluk görevi olarak içtenlikle verdiği vergiyi verenlere ve ayetlerimize inananlara;

Kendilerine iyiyi emreden ve onları kötülüklerden alıkoyan, temiz ve hoş şeyleri kendilerine serbestleştiren, kirli, pis ve kötü şeyleri de üzerlerine yasaklayan, sırtlarından ağır yükleri, üzerlerindeki bağları ve zincirleri indiren, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılmış bulacakları Anakentli /Mekkeli Elçi, o Elçi’ye uyan kimselere yazacağım. O hâlde, ona iman eden, ona (Muhammed’e) kuvvetle saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onun ile birlikte indirilen nûru izleyen kimseler var ya, işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (A’raf/ 156-157)

İşte böylece doğru yolu göstermeyi üzerine borç yazan Yüce Allah, tarihsel gelişimde her topluma, millete, o milletin diliyle elçi göndermiş,[4] onlara vahyettikleriyle öğretmenlik yapmış olduğunu ilgili ayetlerden bazılarını burada ele alarak gördük. Tüm Allah Elçileri, hem Allah’ın öğrencileri, aynı zamanda da öğrendiklerini toplumlarına bizzat öğreten milletlerinin öğretmenleridir. Her toplumun elçisi, karşılık beklemeksizin ve herhangi bir ücret almadan elçi öğretmenlik görevlerini her tür karşı çıkma ve zorluklara rağmen yüksek bir onurla görevlerini gerçekleştirmişlerdir.

“Ve her nereden çıkarsan hemen yüzünü Mescid-i Haram /dokunulmaz eğitim-öğretim kurumu tarafına çevir. Ve siz, her nerede olsanız, insanlardan, –onlardan şirk koşarak yanlış; kendi zararlarına iş yapan kimseler hariç– sizin aleyhinizde bir delil olmaması için, Benim size, içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size kitabı ve haksızlık, bozgunculuk ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri öğreten (yü’allimükümü’l-Kitâb) ve size bilmediğiniz şeyleri öğreten (yü’allimüküm mâ lem tekûnû ta’lemûn) bir elçi göndermem gibi, size olan nimetimi tamamlamam için ve doğru yolu bulabilmeniz için hemen yüzünüzü onun tarafına çevirin. Artık onlara saygıyla, sevgiyle, bilgiyle ürperti duymayın, Bana saygıyla, sevgiyle, bilgiyle ürperti duyun.” (Bakara/ 150-151)

5. Yüce Allah, Tüm İnsanlığa Bilmediklerini ve Özellikle Kıyamete Değin Kur’an Öğretimini Sürdürüyor

“Oluşturan; insanı embriyondan oluşturan Rabbinin adına öğren-öğret!”

“Öğren-öğret! Senin Rabbin ise kendilerini üstün biri sayan o kişilerden daha üstün olandır. Senin Rabbin ki kalemle öğretti. O, insana bilmediğini öğretti.” (‘Alak/ 1-5)

“Rahmân (yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah), Kur’ân’ı /öğrenip öğretmeyi öğretti (‘alleme’l-Kur’ân), insanı oluşturdu, ona hayır ve şerri, iyiyi, kötüyü ayırmayı öğretti.” (Rahmân/ 1-2-4)

Ra‘d/30’da müşriklerin “Rahmân’ı inkâr ettikleri”, Ra‘d/43’te de Muhammed’i (a.s) “Allah Elçisi kabul etmedikleri” bildirilmiş, “elçi gönderilmesine Allah’ın tanıklığı” söz konusu edilmektedir.

Rahmân/1-2-4’de konu, müşriklerin itiraz noktası olan “Allah’ın Rahmâniyeti” noktasından ele alınmakta; Allah, Rahmân (çok merhametli) olduğundan, “Kur’ân’ı öğretti, insanı yarattı, ona beyanı öğretti” buyrulmaktadır. Burada Kur’an’ın öğretilmesi, Allah’ın elçi göndermesinin bir kanıtı olarak gösterilmektedir; ki insanlar ne zaman bir sorunla karşılaşsa Allah, rahmeti gereği elçi gönderir, kitap indirir, böylece toplumdaki sorunları halleder. Bu Sünnetullah’tır (Allah’ın değişmez yasasıdır):

“De ki: “Göklerde ve yerde olanlar kim içindir?” De ki: “Allah içindir.” Allah, rahmeti Kendi zâtı üzerine yazmıştır. Sizi kesinlikle, kendisinde asla şüphe olmayan kıyamet gününe toplayacaktır. Kendi kendilerini zarara sokan kimseler, işte onlar iman etmezler.” (En‘âm/12)

“Ve ayetlerimize inanan kimseler sana geldikleri zaman hemen: “Selâm olsun size! Rabbiniz rahmeti Kendi üzerine yazdı. Şüphesiz sizden her kim bilmeyerek bir kötülük işleyip de sonra arkasından tevbe eder ve düzeltirse; şüphesiz ki Allah, kullarının günahlarını çok örten, onları cezalandırmayan ve bağışı bol olandır, engin merhamet sahibidir” de!” (En‘âm/54)

Burada konu edilen insanın yaratılışı, “insanın ilk yaratılışı değil”, hayvanlıktan insanlığa terfi ettirilişidir. Nitekim, “Her hayvan, hayvan olarak doğar, insan ise insan olarak doğmaz, sonradan insanlaşır” denilmiştir. O nedenle bu ayete göre, Kur’an öğrenmeyen, öğrenip öğretmeyenler, beyanı bilmeyenler, insan suretinde olsalar da insan sayılmazlar. Tarih de, vahiyden beslenmeyenlerin ne denli canavarlaştığına tanıktır. Burada konu edilen insanın yaratılışı, işte bu oluşumdur. Bu konu, bu beyannamenin devamı niteliğinde olan İnsan sûresinin başında ayrıntı olarak verilmektedir:

“Şüphesiz Biz, insanı karışık bir nutfeden oluşturduk. Onu yıpratacağız /yükümlülükler vereceğiz. Bu nedenle onu çok iyi işitici, çok iyi görücü yaptık; iyiyi kötüyü ayıracak bilgileri yollayarak bilgilendirdik. Şüphesiz Biz, ona yolu gösterdik, ister kendisine verilen nimetlerin karşılığını ödeyen biri olsun, ister nankör.” (İnsan/ 2-3)

Rahman/2-3’de önceki iki ayette “Allah’ın Kur’an’ı öğretmesi” ve “insanı yaratması” şeklinde yer alan iki konudan sonra Rahman/4’de Yüce Allah’ın müdahalesinin üçüncü şekli, “insana beyanı öğretmesidir” ki bu,

* “İnsanın maksadını açıklaması” veya

* “Hayır ve şer arasındaki farkın öğretilmesi” anlamlarına gelir.

Tercihe şayan olan ise, ikinci anlamdır:

- İnsana iyinin, doğrunun, hayrın, şerrin ne olduğunun öğretilmesidir.[5]

İnsanın doğal yetenekleri iyiyi-doğruyu, yararlıyı-zararlıyı tam tamına hiç hatasız ve mükemmel olarak kavramaya yeterli değildir. Allah’ın (Şems/8) bildirdiği üzere fücura olan yeteneğini işletttiğinde insan, fıtraten zalim, nankör, sevinç delisi, ümitsiz, cimri, bencil, güçsüz, aceleci, hırslı, sabırsız, tahammülsüz, şehvet-perest vb. kişilik özellikli olarak yaratılmıştır. İnsanın bu olumsuz niteliklerinden kurtulması, Kur’an’daki ilâhî ilkeleri öğrenmesine bağlıdır. O nedenle Allah, toplumlara müdahale ederek iyiyi-doğruyu öğretecek kitap indirir, öğretmen gönderir.

İşte bu, Muhammed’in elçi oluşuna Allah’ın tanıklığıdır.

Bunlar, Allah’ın Rahman olmasının tecellisidir.

Yani, Allah, insanlara merhameti gereği çok acıdığı için kitap indirir, elçi gönderir, indirdiği vahiyler bütünlüğünden oluşan Kur’an’la, hitapta /mekânda /zamanda aklını selimleştiren ve özgür iradesiyle Kur’an’ı kılavuz edinen tüm insanlığa öğretmenliğini sürdürecektir.

Beşerlikten insan ve uygar kişi olmayı dileyen, özgür iradesiyle seçen kadın erkek herkes için esasen,  öğretmeni Allah olan Kur’an’ı Kur’anca anlayarak öğrenmek-öğretmek hem İslam’ın hem imanın öncelikli olmazsa olmaz şartıdır.

Kaynakça

[1] Hakkı YILMAZ, Tebyinü’l-Kur’an /İşte Kur’an, İstanbul, 2015, c.1, s.201.

[2] Bkz. Prof.Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK, Kur’an’ı Tanıyor Musunuz? (O’nu Hiç Okudunuz Mu?) İstanbul, 2015, 5.Baskı, Yeni Boyut Yayınları, s.106.

[3] Y.Nuri ÖZTÜRK, Kur’an’ı Tanıyor Musunuz?, s.109.

[4] YÜCE KUR’AN İBRAHİM/ 4. Ayrıca bkz. NAHL/ 103; ŞU’ARÂ’/ 193; FUSSILET/ 3, 44; RA’D/ 37; TÂ-HÂ/ 113; ZÜMER/ 28; ŞÛRÂ/ 7; ZUHRUF/ 3; AHKÂF/ 12.

[5] Hakkı YILMAZ, Tebyinü’l-Kur’an /İşte Kur’an, İstanbul, 2015, c.1, s.132-133.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..