Siyasetçilerin salonlarda aldığı alkışlar, meydanlarda gördüğü ilgi ya da kürsülerden verdiği mesajlar… Bunların hepsi siyasetin bir parçası. Ama asıl mesele, siyasetçinin halkın gönlünde nasıl bir karşılık bulduğu ve vatandaşın yaşadıklarının ne kadar farkında olduğu.
Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu’nun geçen hafta Bursa İl Başkanlığı’nda düzenlenen basın toplantısına katıldığımda aklımda kalan soru tam da buydu: Siyasetçi halkın ne kadar önünde, halk siyasetin neresinde?
Ağıralioğlu, Karacabey ve Mustafakemalpaşa ziyaretlerinden söz ederken salonlardaki coşkudan çok, sokakta karşılaştığı insanlara dikkat çekti. Balkonlardan el sallayan anneler, kendisini selamlayan babalar ve dükkânından çıkarak ilgi gösteren esnaf… Ona göre bunlar, salonlardaki alkışlardan çok daha kıymetliydi.
Aslında üzerinde durulması gereken nokta da burada başlıyor. Çünkü siyasetçinin kendi taraftarından alkış alması anlaşılır bir durum. Peki, geçim derdiyle uğraşan, geleceği konusunda kaygı duyan vatandaşın gönlünde nasıl bir karşılık buluyor?
Toplantıda seçmen davranışları da gündeme geldi. Ağıralioğlu, anketlerde kararsız olarak değerlendirilen seçmenlerin aslında tercihlerini açıklamak istemeyen sessiz bir kitle olabileceğini savundu. Bu tablonun seçim sonuçlarına nasıl yansıyacağını şimdiden kestirmek zor. Ancak ekonomik sıkıntıların, geçim mücadelesinin ve gençlerin gelecek kaygısının seçmen tercihlerinde etkili olacağı açık.
Ağıralioğlu’nun “İktidarın rakibi artık millet” sözü de dikkat çekiciydi. Emeklinin alım gücü, asgari ücretlinin geçim hesabı, çiftçinin üretim maliyetleri ve sanayicinin ayakta kalma mücadelesi düşünüldüğünde, siyasetin asıl sınavının vatandaşın günlük hayatında verildiğini söylemek mümkün. Çünkü seçmen yalnızca vaat dinlemek değil, sorunlarına çözüm görmek istiyor.
Basın toplantısında gündeme gelen fon soruşturması üzerinden yaptığı, “Bir tepsi baklava çalıyorsunuz, hırsız oluyorsunuz. Milyarlarca dolar çalıyorsunuz, kıymetli oluyorsunuz” açıklaması da adalet ve hesap verebilirlik tartışmalarına işaret ediyordu. İddiaların bütün yönleriyle aydınlatılması ve varsa sorumluların hukuk önünde hesap vermesi, toplumun adalet duygusu açısından önem taşıyor. Kamu kaynaklarının kullanımı konusunda şeffaflık ve eşitlik beklentisi de tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Ağıralioğlu’nun basın özgürlüğü üzerine söyledikleri de toplantının önemli başlıklarındandı. “Basının tarafı yoktur. Basın hakikat lehinedir, haber lehinedir” sözleri, gazetecilik mesleğinin temel sorumluluğunu hatırlatıyordu. Gazeteci, siyasi görüşü ne olursa olsun araştırmalı, soru sormalı ve kamuoyunu doğru bilgilendirmeli. Bu görev yalnızca iktidara değil, muhalefete karşı da yerine getirilmeli.
Bursa’daki basın buluşmasından geriye benim için yine aynı soru kaldı: Siyasetçi halkın ne kadar önünde, halk siyasetin neresinde?
Bir esnafın el sallaması, bir annenin tebessümü elbette kıymetli. Ancak bu ilginin kalıcı bir güvene dönüşüp dönüşmeyeceğini zaman gösterecek. Çünkü halkın sesini duymakla, o sesin gereğini yerine getirmek arasında önemli bir fark var.
Seçim ister erken yapılsın ister zamanında, asıl mesele o güne kadar siyasetin vatandaşın hayatında neyi değiştirebildiği. Ekonomide rahatlama, adalette eşitlik, kamu yönetiminde şeffaflık ve geleceğe güven duygusu, yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanacak vaatler olmamalı.
Siyasetçinin görevi halkın önünde yürümek olabilir. Ama halkın sesini duymadan, yaşadığı sıkıntıları anlamadan ve beklentilerine karşılık vermeden ne kadar ilerleyebilir?
Belki de bugün siyasetin kendisine sorması gereken asıl soru budur. Çünkü son sözü söyleyecek olan yine millet olacak.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Sibel BARUTCU
Halk siyasetin neresinde?
Siyasetçilerin salonlarda aldığı alkışlar, meydanlarda gördüğü ilgi ya da kürsülerden verdiği mesajlar… Bunların hepsi siyasetin bir parçası. Ama asıl mesele, siyasetçinin halkın gönlünde nasıl bir karşılık bulduğu ve vatandaşın yaşadıklarının ne kadar farkında olduğu.
Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu’nun geçen hafta Bursa İl Başkanlığı’nda düzenlenen basın toplantısına katıldığımda aklımda kalan soru tam da buydu: Siyasetçi halkın ne kadar önünde, halk siyasetin neresinde?
Ağıralioğlu, Karacabey ve Mustafakemalpaşa ziyaretlerinden söz ederken salonlardaki coşkudan çok, sokakta karşılaştığı insanlara dikkat çekti. Balkonlardan el sallayan anneler, kendisini selamlayan babalar ve dükkânından çıkarak ilgi gösteren esnaf… Ona göre bunlar, salonlardaki alkışlardan çok daha kıymetliydi.
Aslında üzerinde durulması gereken nokta da burada başlıyor. Çünkü siyasetçinin kendi taraftarından alkış alması anlaşılır bir durum. Peki, geçim derdiyle uğraşan, geleceği konusunda kaygı duyan vatandaşın gönlünde nasıl bir karşılık buluyor?
Toplantıda seçmen davranışları da gündeme geldi. Ağıralioğlu, anketlerde kararsız olarak değerlendirilen seçmenlerin aslında tercihlerini açıklamak istemeyen sessiz bir kitle olabileceğini savundu. Bu tablonun seçim sonuçlarına nasıl yansıyacağını şimdiden kestirmek zor. Ancak ekonomik sıkıntıların, geçim mücadelesinin ve gençlerin gelecek kaygısının seçmen tercihlerinde etkili olacağı açık.
Ağıralioğlu’nun “İktidarın rakibi artık millet” sözü de dikkat çekiciydi. Emeklinin alım gücü, asgari ücretlinin geçim hesabı, çiftçinin üretim maliyetleri ve sanayicinin ayakta kalma mücadelesi düşünüldüğünde, siyasetin asıl sınavının vatandaşın günlük hayatında verildiğini söylemek mümkün. Çünkü seçmen yalnızca vaat dinlemek değil, sorunlarına çözüm görmek istiyor.
Basın toplantısında gündeme gelen fon soruşturması üzerinden yaptığı, “Bir tepsi baklava çalıyorsunuz, hırsız oluyorsunuz. Milyarlarca dolar çalıyorsunuz, kıymetli oluyorsunuz” açıklaması da adalet ve hesap verebilirlik tartışmalarına işaret ediyordu. İddiaların bütün yönleriyle aydınlatılması ve varsa sorumluların hukuk önünde hesap vermesi, toplumun adalet duygusu açısından önem taşıyor. Kamu kaynaklarının kullanımı konusunda şeffaflık ve eşitlik beklentisi de tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Ağıralioğlu’nun basın özgürlüğü üzerine söyledikleri de toplantının önemli başlıklarındandı. “Basının tarafı yoktur. Basın hakikat lehinedir, haber lehinedir” sözleri, gazetecilik mesleğinin temel sorumluluğunu hatırlatıyordu. Gazeteci, siyasi görüşü ne olursa olsun araştırmalı, soru sormalı ve kamuoyunu doğru bilgilendirmeli. Bu görev yalnızca iktidara değil, muhalefete karşı da yerine getirilmeli.
Bursa’daki basın buluşmasından geriye benim için yine aynı soru kaldı: Siyasetçi halkın ne kadar önünde, halk siyasetin neresinde?
Bir esnafın el sallaması, bir annenin tebessümü elbette kıymetli. Ancak bu ilginin kalıcı bir güvene dönüşüp dönüşmeyeceğini zaman gösterecek. Çünkü halkın sesini duymakla, o sesin gereğini yerine getirmek arasında önemli bir fark var.
Seçim ister erken yapılsın ister zamanında, asıl mesele o güne kadar siyasetin vatandaşın hayatında neyi değiştirebildiği. Ekonomide rahatlama, adalette eşitlik, kamu yönetiminde şeffaflık ve geleceğe güven duygusu, yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanacak vaatler olmamalı.
Siyasetçinin görevi halkın önünde yürümek olabilir. Ama halkın sesini duymadan, yaşadığı sıkıntıları anlamadan ve beklentilerine karşılık vermeden ne kadar ilerleyebilir?
Belki de bugün siyasetin kendisine sorması gereken asıl soru budur. Çünkü son sözü söyleyecek olan yine millet olacak.