Mimarlar Odası Bursa Şubesi’nin bu özel gün kapsamında düzenlediği basın toplantısına ben de katıldım. Toplantıda konuşulanlar, yalnızca mimarlık dünyasının değil, hepimizin hayatına dokunan önemli bir gerçeği bir kez daha gündeme taşıdı: Barınma bir insan hakkıdır.
Bu yıl Uluslararası Mimarlar Birliği’nin Dünya Mimarlık Günü teması da tam olarak bunu söylüyor: “Barınma Bir İnsan Hakkıdır – Onu Geliştirin.”
Aslında üzerinde çok fazla düşünmemiz gereken bir cümle bu.
Çünkü bugün bir ev sahibi olmak ya da kirada yaşamak meselesinin çok ötesinde bir barınma sorunuyla karşı karşıyayız. Artan kira bedelleri, ekonomik koşullar ve geçim sıkıntısı, insanların güvenli ve nitelikli konutlara erişimini her geçen gün daha da zorlaştırıyor.
Oysa bir ev yalnızca dört duvar değildir.
İnsanın kendisini güvende hissettiği, ailesiyle hayatını sürdürdüğü, geleceğe dair plan yaptığı yerdir.
Bu nedenle konutun yalnızca “sahip olunacak bir mülk” olarak görülmesi yerine, sağlıklı, güvenli ve dayanıklı bir yaşam alanı olarak değerlendirilmesi gerekiyor.
Mimarlar Odası Bursa Şube Başkanı Şirin Rodoplu Şimşek’in toplantıda yaptığı açıklamada da bu konu özellikle öne çıktı. Şimşek, mimarlığın yalnızca nitelikli yapılar tasarlamak olmadığını; herkes için yeterli, sağlıklı ve dayanıklı yaşam çevrelerinin oluşturulmasının aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk olduğunu vurguladı.
Bence tam da burada mimarlığın gerçek anlamını yeniden düşünmek gerekiyor.
Mimarlık yalnızca estetik değildir.
Bir binanın nasıl göründüğü kadar, içinde yaşayan insanlara ne sunduğu da önemlidir.
Bunların hepsi mimarlığın ve kentleşmenin ayrılmaz parçaları.
Üstelik konu Bursa olduğunda sorumluluk daha da büyüyor.
Çünkü Bursa sadece bugünün yapılaşmasından ibaret bir kent değil. Yüzyıllar boyunca oluşmuş güçlü bir mimari mirasa sahip. Hanları, külliyeleri, tarihi mahalleleri ve erken Osmanlı döneminden günümüze ulaşan yapılarıyla Bursa, geçmiş ile geleceğin aynı kentte buluştuğu özel şehirlerden biri.
Mimarlar Odası Bursa Şubesi’nin Mimarlık Haftası kapsamında gerçekleştireceği “700. Yılında Bursa Mimarlığı Konuşuyor” başlıklı etkinlikleri bu açıdan oldukça değerli buluyorum.
Bursa’nın geçmişini konuşurken aslında geleceğini de konuşacağız.
Çünkü geçmişini bilmeyen bir kentin geleceğini doğru planlaması kolay değil.
Toplantıda bir başka önemli vurgu da projelerin bilimsel ilkeler ve kamu yararı gözetilerek hazırlanması gerektiğiydi.
Bence bugün Bursa’nın kentleşme tartışmalarında en çok ihtiyaç duyduğumuz anlayışlardan biri de bu.
Kentler kimin için gelişiyor?
Yeni projeler kimin hayatını kolaylaştırıyor?
Bir kentin geleceğini planlarken insanı ne kadar merkeze koyuyoruz?
Bu soruları daha fazla sormamız gerekiyor.
Çünkü kentler yalnızca binalardan oluşmuyor.
Kent dediğimiz şey; insan, yaşam, kültür, tarih, doğa ve geleceğin bir arada olduğu büyük bir bütün.
Bu nedenle merkezi ve yerel yönetimlerin, meslek odalarının, akademisyenlerin ve toplumun birlikte hareket etmesi büyük önem taşıyor.
Dünya Mimarlık Günü vesilesiyle bir kez daha hatırlatmakta fayda var: Güvenli bir evde yaşamak ayrıcalık değil, haktır. Nitelikli yaşam alanlarına erişmek lüks değildir.
Ve kentlerin geleceğinde kamu yararı, insan hayatının önüne geçmemelidir.
Bursa’nın geleceğini konuşurken de yalnızca kaç yeni bina yapılacağını değil, nasıl bir Bursa’da yaşamak istediğimizi konuşmalıyız.
Geçmişine sahip çıkan, doğasını koruyan, tarihini yaşatan; aynı zamanda güvenli, erişilebilir, dayanıklı ve insan odaklı bir Bursa…
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Sibel BARUTCU
Mimarlık Sadece Bina Değildir
Dün, 5 Ekim Dünya Mimarlık Günü’ydü.
Mimarlar Odası Bursa Şubesi’nin bu özel gün kapsamında düzenlediği basın toplantısına ben de katıldım. Toplantıda konuşulanlar, yalnızca mimarlık dünyasının değil, hepimizin hayatına dokunan önemli bir gerçeği bir kez daha gündeme taşıdı: Barınma bir insan hakkıdır.
Bu yıl Uluslararası Mimarlar Birliği’nin Dünya Mimarlık Günü teması da tam olarak bunu söylüyor: “Barınma Bir İnsan Hakkıdır – Onu Geliştirin.”
Aslında üzerinde çok fazla düşünmemiz gereken bir cümle bu.
Çünkü bugün bir ev sahibi olmak ya da kirada yaşamak meselesinin çok ötesinde bir barınma sorunuyla karşı karşıyayız. Artan kira bedelleri, ekonomik koşullar ve geçim sıkıntısı, insanların güvenli ve nitelikli konutlara erişimini her geçen gün daha da zorlaştırıyor.
Oysa bir ev yalnızca dört duvar değildir.
İnsanın kendisini güvende hissettiği, ailesiyle hayatını sürdürdüğü, geleceğe dair plan yaptığı yerdir.
Bu nedenle konutun yalnızca “sahip olunacak bir mülk” olarak görülmesi yerine, sağlıklı, güvenli ve dayanıklı bir yaşam alanı olarak değerlendirilmesi gerekiyor.
Mimarlar Odası Bursa Şube Başkanı Şirin Rodoplu Şimşek’in toplantıda yaptığı açıklamada da bu konu özellikle öne çıktı. Şimşek, mimarlığın yalnızca nitelikli yapılar tasarlamak olmadığını; herkes için yeterli, sağlıklı ve dayanıklı yaşam çevrelerinin oluşturulmasının aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk olduğunu vurguladı.
Bence tam da burada mimarlığın gerçek anlamını yeniden düşünmek gerekiyor.
Mimarlık yalnızca estetik değildir.
Bir binanın nasıl göründüğü kadar, içinde yaşayan insanlara ne sunduğu da önemlidir.
Güvenli mi? Sağlıklı mı? Erişilebilir mi? Depreme dayanıklı mı?
İnsanca yaşanabilecek bir çevrenin parçası mı?
Bunların hepsi mimarlığın ve kentleşmenin ayrılmaz parçaları.
Üstelik konu Bursa olduğunda sorumluluk daha da büyüyor.
Çünkü Bursa sadece bugünün yapılaşmasından ibaret bir kent değil. Yüzyıllar boyunca oluşmuş güçlü bir mimari mirasa sahip. Hanları, külliyeleri, tarihi mahalleleri ve erken Osmanlı döneminden günümüze ulaşan yapılarıyla Bursa, geçmiş ile geleceğin aynı kentte buluştuğu özel şehirlerden biri.
Mimarlar Odası Bursa Şubesi’nin Mimarlık Haftası kapsamında gerçekleştireceği “700. Yılında Bursa Mimarlığı Konuşuyor” başlıklı etkinlikleri bu açıdan oldukça değerli buluyorum.
Bursa’nın geçmişini konuşurken aslında geleceğini de konuşacağız.
Çünkü geçmişini bilmeyen bir kentin geleceğini doğru planlaması kolay değil.
Toplantıda bir başka önemli vurgu da projelerin bilimsel ilkeler ve kamu yararı gözetilerek hazırlanması gerektiğiydi.
Bence bugün Bursa’nın kentleşme tartışmalarında en çok ihtiyaç duyduğumuz anlayışlardan biri de bu.
Kentler kimin için gelişiyor?
Yeni projeler kimin hayatını kolaylaştırıyor?
Bir kentin geleceğini planlarken insanı ne kadar merkeze koyuyoruz?
Bu soruları daha fazla sormamız gerekiyor.
Çünkü kentler yalnızca binalardan oluşmuyor.
Kent dediğimiz şey; insan, yaşam, kültür, tarih, doğa ve geleceğin bir arada olduğu büyük bir bütün.
Bu nedenle merkezi ve yerel yönetimlerin, meslek odalarının, akademisyenlerin ve toplumun birlikte hareket etmesi büyük önem taşıyor.
Dünya Mimarlık Günü vesilesiyle bir kez daha hatırlatmakta fayda var: Güvenli bir evde yaşamak ayrıcalık değil, haktır. Nitelikli yaşam alanlarına erişmek lüks değildir.
Ve kentlerin geleceğinde kamu yararı, insan hayatının önüne geçmemelidir.
Bursa’nın geleceğini konuşurken de yalnızca kaç yeni bina yapılacağını değil, nasıl bir Bursa’da yaşamak istediğimizi konuşmalıyız.
Geçmişine sahip çıkan, doğasını koruyan, tarihini yaşatan; aynı zamanda güvenli, erişilebilir, dayanıklı ve insan odaklı bir Bursa…
Sanırım hepimizin ortak dileği bu.
Çünkü mimarlık sadece binalara şekil vermez.
Mimarlık, yaşadığımız hayata da şekil verir.
Ve barınma…
Gerçekten de bir lüks değil.
İnsanın en temel haklarından biridir.