Genç Sanayici İş İnsanları ve Yöneticileri Derneği’nin (GESİAD), Podyum Davet’te gerçekleştirdiği yeni dönemin ilk “Sinerji Toplantısı” da lafı dolandırmadan verilen net mesajlara sahne oldu.
35. kuruluş yılını kutlayan GESİAD’ın gecesinde genç girişimciler, kentin deneyimli sanayicileri, siyaset ve bürokrasi dünyasından isimler aynı salondaydı.
Ev sahibi, GESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Papatya idi.
Kürsüden önce misafirlerini selamlayan Papatya, ardından günümüzün ekonomik gerçeklerini dile getirdi…
Artan maliyetler, finansmana erişim zorluğu ve her geçen gün sertleşen rekabet koşulları…
Papatya’nın altını çizdiği bir cümle vardı ki salondaki birçok kişinin başıyla onaylamasına yetti:
“Artık yalnızca üretmek yetmiyor.”
Tolga Bey; peşi sıra verimliliğin, nitelikli insan kaynağının ve teknolojinin önemini vurguladı. Katma değer yaratmadan çarkları döndürmenin giderek zorlaştığına dikkati çekti.
Ve ekledi:
“Sadece dert yanamayız. Çözüm üretme sorumluluğumuz da var. Sadece bugünü düşünemeyiz, güçlü olmalıyız ve yarınları da planlamalıyız…”
Gerçekten de Bursa gibi Türkiye ekonomisinin lokomotifi olan bir kentte sanayicinin güçlü durması, aslında “ülkenin geleceğine sahip çıkması” demek.
Bu arada, Tolga Papatya, yıl sonundaki genel kurulla birlikte başkanlık görevini devredeceğini de açıkladı. Geriye dönüp baktığında en büyük kazanımını, “GESİAD ailesindeki birlik ve beraberliği pekiştirmek” olarak tarif etti.
Çok da haklı…
Çünkü binalar, tabelalar ya da tekil projeler eskir. Ancak kurumları ayakta tutan asıl harç; ortak değerler, kurumsal hafıza ve o çatının altında kurulan samimi bağlardır.
Bir başkanın görev süresini değerlendirirken geride bıraktığı eserler kadar, kendisinden sonra da yaşayacak bir dayanışma kültürünü önemsemesi kıymetlidir.
Sinerji Toplantısı’nın onur konuğu ise Bursa’mızın simge markalarından Uludağ İçecek’in Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Kızıl idi.
Ömer Kızıl, kürsüde süslü başarı sunumları yapmadı; alkışlanacak sonuçların arkasına saklanmadı.
Doğrudan geçmişe gitti.
Fabrikanın içinde geçen çocukluğunu, aile şirketinin yaşadığı krizleri, borç sıkıntılarını, verilen yanlış kararları ve ardından gelen toparlanma mücadelesini anlattı.
Genç iş insanlarının bugün en çok duymaya ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak buydu.
Ama o noktaya gelinceye kadar kaç kez tökezlendiğini, hangi bedellerin ödendiğini, nice uykusuz gecenin geride bırakıldığını pek bilmeyiz!
Oysa başarı hikâyelerinin en öğretici bölümleri, çoğu zaman alkışların yükseldiği zirvelerde değil, çıkış yolu aranan zor dönemlerde saklıdır.
Kızıl’ın konuşmasında altını çizdiği iki nokta zihnime kazındı.
Birincisi:
Geçmişi bilmeden geleceği planlayamazsınız.
Gerçekten de nerede hata yaptığını kabul etmeyen ne iş hayatında ne de kişisel yaşamında sağlıklı bir adım atabilir.
Çünkü geçmişle yüzleşmek, yalnızca yaşananları hatırlamak değil, aynı yanlışları tekrarlamama iradesini ortaya koymaktır.
İkincisi ise “bir şirketin kendi gerçek fotoğrafını çekebilme” cesareti.
Çok üretmek ya da yüksek satış rakamlarına ulaşmak tek başına başarı ölçüsü değil.
Hangi ürünün kâr getirdiğini, hangi operasyonun işletmeye yük olduğunu, nerede kaynak kaybedildiğini açıkça görebilmek gerekiyor.
Dahası, bu tabloyla yüzleşecek yönetsel cesareti göstermek…
İşte Ömer Kızıl’ın anlattıklarını sıradan bir başarı öyküsünden ayıran nokta da buydu.
***
Köklü geçmişiyle Uludağ İçecek, bugün onlarca ürünüyle uluslararası pazarlarda yer alan, Almanya’da kendi şirketini kurarak Avrupa raflarında varlık gösteren güçlü bir Bursa markası.
Ancak bu başarının arkasında yalnızca üretim tesisleri yok.
Ciddi bir satış ve pazarlama stratejisi, güçlü marka yönetimi, değişen tüketici alışkanlıklarını okuyabilme yeteneği ve hepsinden önemlisi yıllar içinde kazanılmış güven var.
Bir Bursa markasının yerelden küresele uzanırken kendi kimliğini koruyabilmiş olması hepimiz adına gurur verici.
Fakat benim açımdan o geceyi değerli kılan, Uludağ İçecek’in ulaştığı büyüklükten ziyade, bu noktaya gelinceye kadar yaşananların samimiyetle anlatılmasıydı.
Çünkü başarıyı herkes anlatabilir.
Asıl mesele, başarısızlıklarını da anlatabilecek özgüvene sahip olmaktır.
***
Evet…
Podyum Davet’ten ayrılırken aklımda iki önemli mesaj kaldı.
Bir yanda Tolga Papatya’nın kurumsal vizyonu, diğer yanda Ömer Kızıl’ın hatalardan ders çıkaran samimiyeti…
Biri yarınları planlamanın sorumluluğunu hatırlatırken, diğeri geçmişle yüzleşmenin önemini ortaya koydu.
Aslında birbirini tamamlayan iki yaklaşım…
Çünkü ne geçmişin tecrübesine sırt çevirerek sağlam bir gelecek kurulabilir ne de yalnızca dünün başarılarıyla övünerek yarının rekabetine hazırlanılabilir.
Bursa sanayisinin bugün her ikisine de ihtiyacı var.
Dünden ders çıkaracak cesarete, yarını inşa edecek iradeye…
Ve galiba o gecenin en kıymetli tarafı da buydu:
Kürsüde yalnızca güzel sözler söylenmedi; üzerinde düşünülmesi gereken gerçekler dile getirildi.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Sibel BARUTCU
Sanayicinin iki sınavı: dün ve yarın
Meslek icabı katıldığımız programlarda, nadiren de olsa alışılmış protokol konuşmalarının ötesine geçen hatiplerin belâgatından keyif alırsınız…
Çünkü düşüncenin ve duygunun doğru zamanda, yerli yerinde, açık ve akıcı bir dille ifade edilmesi bizim için kıymetlidir.
“Bunun nesini yazacağım, neresinden tutacağım?” demezsiniz!
Genç Sanayici İş İnsanları ve Yöneticileri Derneği’nin (GESİAD), Podyum Davet’te gerçekleştirdiği yeni dönemin ilk “Sinerji Toplantısı” da lafı dolandırmadan verilen net mesajlara sahne oldu.
35. kuruluş yılını kutlayan GESİAD’ın gecesinde genç girişimciler, kentin deneyimli sanayicileri, siyaset ve bürokrasi dünyasından isimler aynı salondaydı.
Ev sahibi, GESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Papatya idi.
Kürsüden önce misafirlerini selamlayan Papatya, ardından günümüzün ekonomik gerçeklerini dile getirdi…
Artan maliyetler, finansmana erişim zorluğu ve her geçen gün sertleşen rekabet koşulları…
Papatya’nın altını çizdiği bir cümle vardı ki salondaki birçok kişinin başıyla onaylamasına yetti:
“Artık yalnızca üretmek yetmiyor.”
Tolga Bey; peşi sıra verimliliğin, nitelikli insan kaynağının ve teknolojinin önemini vurguladı. Katma değer yaratmadan çarkları döndürmenin giderek zorlaştığına dikkati çekti.
Ve ekledi:
“Sadece dert yanamayız. Çözüm üretme sorumluluğumuz da var. Sadece bugünü düşünemeyiz, güçlü olmalıyız ve yarınları da planlamalıyız…”
Gerçekten de Bursa gibi Türkiye ekonomisinin lokomotifi olan bir kentte sanayicinin güçlü durması, aslında “ülkenin geleceğine sahip çıkması” demek.
Bu arada, Tolga Papatya, yıl sonundaki genel kurulla birlikte başkanlık görevini devredeceğini de açıkladı. Geriye dönüp baktığında en büyük kazanımını, “GESİAD ailesindeki birlik ve beraberliği pekiştirmek” olarak tarif etti.
Çok da haklı…
Çünkü binalar, tabelalar ya da tekil projeler eskir. Ancak kurumları ayakta tutan asıl harç; ortak değerler, kurumsal hafıza ve o çatının altında kurulan samimi bağlardır.
Bir başkanın görev süresini değerlendirirken geride bıraktığı eserler kadar, kendisinden sonra da yaşayacak bir dayanışma kültürünü önemsemesi kıymetlidir.
Sinerji Toplantısı’nın onur konuğu ise Bursa’mızın simge markalarından Uludağ İçecek’in Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Kızıl idi.
Ömer Kızıl, kürsüde süslü başarı sunumları yapmadı; alkışlanacak sonuçların arkasına saklanmadı.
Doğrudan geçmişe gitti.
Fabrikanın içinde geçen çocukluğunu, aile şirketinin yaşadığı krizleri, borç sıkıntılarını, verilen yanlış kararları ve ardından gelen toparlanma mücadelesini anlattı.
Genç iş insanlarının bugün en çok duymaya ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak buydu.
Bizler genellikle vitrine bakarız. Büyüyen şirketleri, rekor ihracat rakamlarını, parıltılı bilançoları konuşuruz.
Ama o noktaya gelinceye kadar kaç kez tökezlendiğini, hangi bedellerin ödendiğini, nice uykusuz gecenin geride bırakıldığını pek bilmeyiz!
Oysa başarı hikâyelerinin en öğretici bölümleri, çoğu zaman alkışların yükseldiği zirvelerde değil, çıkış yolu aranan zor dönemlerde saklıdır.
Kızıl’ın konuşmasında altını çizdiği iki nokta zihnime kazındı.
Birincisi:
Geçmişi bilmeden geleceği planlayamazsınız.
Gerçekten de nerede hata yaptığını kabul etmeyen ne iş hayatında ne de kişisel yaşamında sağlıklı bir adım atabilir.
Çünkü geçmişle yüzleşmek, yalnızca yaşananları hatırlamak değil, aynı yanlışları tekrarlamama iradesini ortaya koymaktır.
İkincisi ise “bir şirketin kendi gerçek fotoğrafını çekebilme” cesareti.
Çok üretmek ya da yüksek satış rakamlarına ulaşmak tek başına başarı ölçüsü değil.
Hangi ürünün kâr getirdiğini, hangi operasyonun işletmeye yük olduğunu, nerede kaynak kaybedildiğini açıkça görebilmek gerekiyor.
Dahası, bu tabloyla yüzleşecek yönetsel cesareti göstermek…
İşte Ömer Kızıl’ın anlattıklarını sıradan bir başarı öyküsünden ayıran nokta da buydu.
***
Köklü geçmişiyle Uludağ İçecek, bugün onlarca ürünüyle uluslararası pazarlarda yer alan, Almanya’da kendi şirketini kurarak Avrupa raflarında varlık gösteren güçlü bir Bursa markası.
Ancak bu başarının arkasında yalnızca üretim tesisleri yok.
Ciddi bir satış ve pazarlama stratejisi, güçlü marka yönetimi, değişen tüketici alışkanlıklarını okuyabilme yeteneği ve hepsinden önemlisi yıllar içinde kazanılmış güven var.
Bir Bursa markasının yerelden küresele uzanırken kendi kimliğini koruyabilmiş olması hepimiz adına gurur verici.
Fakat benim açımdan o geceyi değerli kılan, Uludağ İçecek’in ulaştığı büyüklükten ziyade, bu noktaya gelinceye kadar yaşananların samimiyetle anlatılmasıydı.
Çünkü başarıyı herkes anlatabilir.
Asıl mesele, başarısızlıklarını da anlatabilecek özgüvene sahip olmaktır.
***
Evet…
Podyum Davet’ten ayrılırken aklımda iki önemli mesaj kaldı.
Bir yanda Tolga Papatya’nın kurumsal vizyonu, diğer yanda Ömer Kızıl’ın hatalardan ders çıkaran samimiyeti…
Biri yarınları planlamanın sorumluluğunu hatırlatırken, diğeri geçmişle yüzleşmenin önemini ortaya koydu.
Aslında birbirini tamamlayan iki yaklaşım…
Çünkü ne geçmişin tecrübesine sırt çevirerek sağlam bir gelecek kurulabilir ne de yalnızca dünün başarılarıyla övünerek yarının rekabetine hazırlanılabilir.
Bursa sanayisinin bugün her ikisine de ihtiyacı var.
Dünden ders çıkaracak cesarete, yarını inşa edecek iradeye…
Ve galiba o gecenin en kıymetli tarafı da buydu:
Kürsüde yalnızca güzel sözler söylenmedi; üzerinde düşünülmesi gereken gerçekler dile getirildi.