Tercüman Gazetesi’nden Yavuz Donat kendisinden önce “silah, esrar, kaçak eşya ve rüşvet konusunda yolgeçen hanı olan gümrüklerin nasıl böyle birdenbire düzelebildiği” konusunu rahmetli Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak’a soruyor:
Gün Bey sizin zamanınızda gümrüklerde hiç yolsuzluk olmadı ve bu çirkin olayın kökü kazındı, bunun sırrı nedir?”
Gün Sazak’ın verdiği cevap:
Allah korkusu olan Ülkücü Gençleri işbaşına getirdim Yavuz Bey!
***
Türkler devleti baba olarak adlandırmış bir millettir. Türk Milleti; devleti sadece tekdüze yöneten bir mekanizma olarak değil, koruyup kollayan merhametli bir baba figürü olarak değerlendirmiştir.
Millet büyük bir ailedir ve devlet de bu ailenin babasıdır.
Devlet baba olmasına baba da evlatlarını iyi yetiştiremez veya görev ve yetkilerini yanlış çocuklara devrederse ne olur?
Mesela 1960’ta olduğu gibi emaneti millet iradesinden kopararak kendisi kullanır.
Mesela 12 Eylül’de olduğu gibi emaneti milletten alır başka devletlerin dolaylı güdümüne bırakır.
Ya da 28 Şubat’ta olduğu gibi siyasi iradenin üzerine bir vesayet oluşturur.
Daha da vahimi “nasıl olsa ben atandım veya seçildim” diyerek, devletin çeşitli kurum kurumlarında, bakanlıklarda, belediyelerinde yolsuzluklar yapar, rüşvet alır, kayırmacılık yapar.
Öyle ya evlat var hain; devlet ve milletin ortak çıkarlarını bilerek kendi menfaatlerinin gerisine atan başka devlet ve milletlere hizmet eden!
Evlat var gafil; yetki ve sorumluluklarının çok uzağında tehlikeyi ya da fırsatları göremeyen!
Evlat var sarhoş; gücün kendisine verdiği imkânla gerçeklik duygusunu kaybeden, güç ve makamın sarhoşluğunda hep kendi amaç ve isteklerinde olan!
Ve bir de kenarda kalan şahsiyetli evlat; emaneti bilen, milletinin ve devletinin menfaatini kendi nefsinin önünde tutan, liyakatli, dürüst, ideal sahibi, milli refleks ve şuur sahibi…
Ama bir türlü aile fertlerinden ve çok daha önemlisi ailenin babasından gerekli desteği alamayan evlat!
***
Daha net bir örnekle anlatayım;
Evlat var Gün Sazak gibi evlat var Tuncay Mataracı gibi.
İki Gümrük ve Tekel Bakanı…
Selef Gün Sazak ve halef Tuncay Mataracı...
Birisi dürüstlüğünün ve vatana olan sadakatinin bedelini toprağa düşerek diğeri de yaptıklarının bedelini Yüce Divan’da yargılanıp, yolsuzluk suçu dolayısıyla cezaevine düşerek ödedi.
İkisinin hikâyesi aslında yakın tarihin boy aynasıydı!
Vatanı için can verenler ama hiç reklamı, desteği ve alkışı olmayanlar ve öte yandan menfaati için her kutsalı satanlar ve hep bir şekilde yol bulup, desteklenenler…
Gün Sazak’ın verdiği cevap belki de son 250 yıldır devlet hayatında yaşadığımız sıkıntının nasıl çözülmesi gerektiğinin özeti gibiydi; liyakatli, milli, idealist ve Allah korkusu olan kadrolar…
Devletin bekası; insanını şahsiyetli bireyler olarak yetiştirmek ve ona emanetin hakkını verdiği müddetçe sahip çıkmaktır.
Ayrıca devletin gücü, yalnızca sahip olduğu imkânlar değil, o imkânların kimlerin, hangi ahlakla ve hangi amaç uğruna kullandığıyla ölçülür.
15 Temmuz sonrası daha iyi anlaşılmıştır ki; devlet varlığımız için asıl önemli süreç ve devlet babanın asıl imtihanı; kötü evlatlarının varlığı değil, iyi evlatlarının kıymetini bilip bilmemesidir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Tugay Sait SEYHAN
Devlet Baba ve Şahsiyetli Evlatlar
Tercüman Gazetesi’nden Yavuz Donat kendisinden önce “silah, esrar, kaçak eşya ve rüşvet konusunda yolgeçen hanı olan gümrüklerin nasıl böyle birdenbire düzelebildiği” konusunu rahmetli Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak’a soruyor:
Gün Bey sizin zamanınızda gümrüklerde hiç yolsuzluk olmadı ve bu çirkin olayın kökü kazındı, bunun sırrı nedir?”
Gün Sazak’ın verdiği cevap:
Allah korkusu olan Ülkücü Gençleri işbaşına getirdim Yavuz Bey!
***
Türkler devleti baba olarak adlandırmış bir millettir. Türk Milleti; devleti sadece tekdüze yöneten bir mekanizma olarak değil, koruyup kollayan merhametli bir baba figürü olarak değerlendirmiştir.
Millet büyük bir ailedir ve devlet de bu ailenin babasıdır.
Devlet baba olmasına baba da evlatlarını iyi yetiştiremez veya görev ve yetkilerini yanlış çocuklara devrederse ne olur?
Mesela 1960’ta olduğu gibi emaneti millet iradesinden kopararak kendisi kullanır.
Mesela 12 Eylül’de olduğu gibi emaneti milletten alır başka devletlerin dolaylı güdümüne bırakır.
Ya da 28 Şubat’ta olduğu gibi siyasi iradenin üzerine bir vesayet oluşturur.
Daha da vahimi “nasıl olsa ben atandım veya seçildim” diyerek, devletin çeşitli kurum kurumlarında, bakanlıklarda, belediyelerinde yolsuzluklar yapar, rüşvet alır, kayırmacılık yapar.
Öyle ya evlat var hain; devlet ve milletin ortak çıkarlarını bilerek kendi menfaatlerinin gerisine atan başka devlet ve milletlere hizmet eden!
Evlat var gafil; yetki ve sorumluluklarının çok uzağında tehlikeyi ya da fırsatları göremeyen!
Evlat var sarhoş; gücün kendisine verdiği imkânla gerçeklik duygusunu kaybeden, güç ve makamın sarhoşluğunda hep kendi amaç ve isteklerinde olan!
Ve bir de kenarda kalan şahsiyetli evlat; emaneti bilen, milletinin ve devletinin menfaatini kendi nefsinin önünde tutan, liyakatli, dürüst, ideal sahibi, milli refleks ve şuur sahibi…
Ama bir türlü aile fertlerinden ve çok daha önemlisi ailenin babasından gerekli desteği alamayan evlat!
***
Daha net bir örnekle anlatayım;
Evlat var Gün Sazak gibi evlat var Tuncay Mataracı gibi.
İki Gümrük ve Tekel Bakanı…
Selef Gün Sazak ve halef Tuncay Mataracı...
Birisi dürüstlüğünün ve vatana olan sadakatinin bedelini toprağa düşerek diğeri de yaptıklarının bedelini Yüce Divan’da yargılanıp, yolsuzluk suçu dolayısıyla cezaevine düşerek ödedi.
İkisinin hikâyesi aslında yakın tarihin boy aynasıydı!
Vatanı için can verenler ama hiç reklamı, desteği ve alkışı olmayanlar ve öte yandan menfaati için her kutsalı satanlar ve hep bir şekilde yol bulup, desteklenenler…
Gün Sazak’ın verdiği cevap belki de son 250 yıldır devlet hayatında yaşadığımız sıkıntının nasıl çözülmesi gerektiğinin özeti gibiydi; liyakatli, milli, idealist ve Allah korkusu olan kadrolar…
Devletin bekası; insanını şahsiyetli bireyler olarak yetiştirmek ve ona emanetin hakkını verdiği müddetçe sahip çıkmaktır.
Ayrıca devletin gücü, yalnızca sahip olduğu imkânlar değil, o imkânların kimlerin, hangi ahlakla ve hangi amaç uğruna kullandığıyla ölçülür.
15 Temmuz sonrası daha iyi anlaşılmıştır ki; devlet varlığımız için asıl önemli süreç ve devlet babanın asıl imtihanı; kötü evlatlarının varlığı değil, iyi evlatlarının kıymetini bilip bilmemesidir.