SON DAKİKA
Hava Durumu

Dijital Kuşatma ve Yitirdiğimiz Değerler!

Yazının Giriş Tarihi: 06.11.2026 11:58
Yazının Güncellenme Tarihi: 06.11.2026 11:58

Düşünün; bundan kırk yıl önce Bursa’da yaşayan bir insan, gün boyunca kaç kişinin evini, tatilini ne yiyip ne içtiğini, kimlerle nerelerde gezip tozduğunu, başarısını kısaca özel hayatını görebiliyordu?

İnsan artık bugün dakikalar içerisinde değil arkadaşının veya komşusunun, dünyanın dört bir yanındaki insanların hayatlarına ulaşabiliyor. Üstelik çoğu zaman da gerçek olmayan idealize edilmiş hayatlar…

Başkalarının tatili, malı mülkü, bedeni, kariyeri veya kazancı kendi hayatının ölçüsü haline gelebiliyor. Ve kişi, sahip olduklarının değerini görmek yerine sahip olmadıklarına odaklanabiliyor.

Aslında başkalarının hayatları ile ilgili gördüğümüz şey onların gerçekliği değil çoğunlukla insanların göstermeyi seçtiği bölümdür. Bir başkasının başarısını, mutluluğunu, zenginliğini görüyoruz ama onların dertlerini, başarısızlıklarını, ev ya da işyerindeki dertlerini, ailevi sıkıntılarını görmüyoruz. Sonra bu seçilmiş görüntülerle ile kendi gerçek hayatımızı karşılaştırıyor, yetersizlik hissine kapılıp üzülüyoruz.

Anne, baba, çocuk herkes bir kenarda elinde cep telefonu kendi dünyasında…

İnsanların, algıların karanlık dünyasında, sahte ışıkların yol göstericiliğinde, bireyselleştiği ve yalnızlaştığı günler geçiyoruz.

Peki, bu sanal/dijital dünyada iyilik, kötülük, ahlak, özgürlük kavramlarını nasıl tanımlıyoruz?

Müstehcen şekilde giyinmek kabul edilebilir bir davranış mıdır?

Toplu taşıma araçlarında yaşlısına yer vermeyen gencin davranışı yalnızca bir nezaket eksikliği midir?

Ulu orta öpüşmek sevişmek, cinselliği kamusal alanlarda sergilemek bireysel özgürlük kapsamında mı değerlendirilmelidir?

Öğretmenine saygı göstermeyen bir öğrenci ergenlik psikolojisiyle mi açıklanmalıdır?

Egzoz patlatarak ya da yüksek sesle müzik açarak çevreye rahatsızlık veren kişi böylesine bir rahat davranış sergileme cesaretini nereden almaktadır?

Her gün duyduğumuz şiddet, yolsuzluk, hırsızlık, cinayet, çete haberleri arasında huzurlu bir hayat mümkün müdür?

Kötünün tanımlanmasında bile toplum olarak fikir ayrılığı yaşıyoruz.

Kötülükler mi arttı yoksa kötülüğün daha görünür olduğu günlerde mi yaşıyoruz? Yoksa iyiler eskisi kadar görünmez ve sesi soluğu çıkmaz mı oldu?

Belki de her ikisi birden...

Ama şu bir gerçek ki, ne olduysa oldu, kötülükler ve kötüler daha çok meydan bulur oldu. İyiliğin sesi zayıfladığında, kötülüğün alanı genişliyor. Biz de iyi insanları ve huzuru arar hale geliyoruz.

***

Can alıcı problem dünya üzerinde “şeytani” akıl sahiplerinin kötülüğü legal koruma altına almaları.

Kötülükle değil, kötülüğün sonuçlarıyla mücadele etmeyi “kötülükle mücadele” olarak yansıtan ustaca düzenlenmiş bir algı operasyonu işlemeye devam ediyor. Mesela;

Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ile Mücadele Kurumu’nun hazırladığı Dünya Uyuşturucu Raporunda madde kullanımı ve bağımlılığı kötü bir davranış değil, toplumsal bir halk sağlığı sorunu olarak tanımlanmaktadır…

Öte yandan alkol, fuhuş, kumar ve çeşitli edepsizlikler çocukların ve gençlerin sevdiği şeylerle ambalajlanarak servis edilebiliyor. Kötü olarak kabul edilen şeylerle değil onların sonuçları ile mücadele edilebiliyor. Kötü olanla ahlaki gerekçelerle mücadele edilmeye kalkıldığında karşınıza “bireysel özgürlükler kutsiyeti” içerisinde dokunulmazlık zırhı çıkıyor.

Özgürlük kutsaliyeti algıcıları, kötülüğe izin vermeyen her girişimi baskıcı/diktatör/faşist gibi yaftalarla mahkûm etmektedirler.

“Kumanda elinde seyretme!”

“Almak zorunda değilsin ki, sen de alma!”

Onlara göre; “Kötülüğün arzını, talep meşru kılar.”

Ama aslında kötülüğü arz etmek yani meydana getirmek talepten bağımsız olarak bir suç değil midir?

“Hırsızın hiç mi suçu yok?” diyen Nasrettin Hoca, yüzyıllar ötesinden her şeyi özetlemiş aslında. Gerçekte asıl suç, hırsızdadır.

Uyuşturucu bağımlılığı, kumar, alkol, fuhuş gibi kötülüklerle mücadele edilirken, bunları ortaya çıkaran ve yaygınlaştıran ekonomik, kültürel ve ticari mekanizmalarda sorgulanmalıdır.

Devlet daha savunmasız olanı, saf olanı, güçsüz olanı; sinsiden, menfaatçi ve zalim olan korumakla görevlidir.

Her şeyi devletten mi beklemeliyiz? Birey olarak, aile olarak ve toplum olarak bizlerin hiç mi sorumlulukları yok?

Şimdi bir durup düşünelim ve bir bakalım, nereden nereye geldik?

Modern sitelerimiz, lüks evlerimiz, villalarımız oldu. Peki, komşuluk, akrabalık ilişkilerimiz ne oldu?

Özel okullarımız, özel üniversitelerimiz oldu. Peki, irfanımız, edebimiz, terbiyemiz ne oldu?

Lüks araçlarımız, son model otomobillerimiz oldu. Peki, şükrümüz, tevazuumuz ve kanaatimiz ne oldu?

Daha fazla iletişim imkanına sahibiz ama daha az iletişim kuruyor, daha fazla insana ulaştığımız halde daha çok yalnızlaşıyoruz.

Dünyanın öbür ucundaki insanın hayatından haberdarız ama aynı evin içerisinde yaşayan eşimizin, çocuğumuzun, annemizin veya babamızın dünyasından ne kadar haberdarız?

Ellerimizde akıllı telefonlar ya da farklı adlandırmalar ile dijital uyuşturucular, illüzyon kutuları ile algoritmanın tuzaklarından sanal dünyanın sahte gerçekliğinden nasıl ve ne zaman kurtulup şahsiyetli birey, mutlu aile güçlü toplum olacağız?

Çözüm; milli, manevi ve insani değerlerle bezenmiş aile, eğitim, medya, devlet ve en nihayetinde şahsiyetli birey birleşiminin ortak paydasındadır.

Yani dilde, fikirde, işte birlik!

Çözüm;

Akıllı telefonlara sahip olan ama aynı zamanda aklını ve iradesini kullanabilen, algıların karanlık dünyasında sahte ışıkların peşinden gitmek yerine kendi değerlerinin aydınlığında yürüyen nesiller yetiştirebilmektir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.