Birkaç gün önce bir toplantıda, İstanbul’dan gelen birisinden “Her şeye eleştirel yaklaşıyorsun?” sözünü duyunca şaşırmadım. Birkaç ay önce bir başka İstanbul’dan gelen biri de “protest bir tavır” içinde olduğumu söylemişti. Lise ve üniversite yıllarımda tiyatro, sinema, konser, sergiden başka bir şey düşünmüyordum. Sonrasında kültür sanat yazı emekçisi oldum. 20 yıldır tek yaptığım iş.
Evet, Bursa’yı çok eleştiriyorum. Doğduğum, 42 yıldır yaşadığım şehrin geri kalmışlığını kabul edemiyorum. Değişmesini, yenilenmesini, yüz yıl sonra bir başkasının ‘taşra sıkıntısını’ yaşamasını istemiyorum.
Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı ve Kent Tarihi, Tanıtım ve Turizm Dairesi Başkanlığı, ilçe belediyelerinin kültür müdürlükleri, Bursa Kültür A.Ş, Bursa Kültür, Sanat ve Turizm Vakfı, Kültür Bakanlığına bağlı Bursa Devlet Tiyatrosu, Bursa Bölge Senfoni Orkestrası, Bursa Devlet Türk Müziği Korosu’nun kültür sanat için harcadığı miktar 2 milyar lira civarı olduğunu biliyor musunuz? Yani ‘Devlet’ sanatın gelişmesi için bütçe ayırıyor.
Belki, yetkili, etkili ve bilgili biri bu yazıyı okur, konu üzerine düşünmeye başlar diye umarak nedenlerini tartışalım.
Birinci neden: Taşralı olmayı ve yerelliği kabullenme.
İnternetin, ulaşımın gelişmesi taşralı olmayı ortadan kaldırdığı zannediliyor. Taşra, sanatın, kültürün tüketildiği, merkezden gelenlere hayranlık duyulan bir toprak parçasıdır. Ne tam anlamıyla şehirdir ne kasabadır. Burada yaşayanlar köylü gibi yaşamaz, ancak babaları, dedeleri köyden gelmiş, bu şehirde ölmüştür. Taşralılar gidemeyendir. Ortaya çıkardığı eseri onu ulusala taşıyacak düzeyde değildir. Yerel yazar, yerel şarkıcı, yerel şair, yerel gazeteci olmayı kabul etmek zorunda kalmıştır.
Bursa’da yazarların çok büyük çoğunluğunun hayatı, yaptıkları, eserleri sanat turizmi için cazip değil. Tek istisna, şair Zekâi Özger. Ölümünden yıllar sonra yayımlanan Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası şiir kitabı 15 bin adet sattı. Her yıl yeni baskı yapıyor. Büyükşehir, Nilüfer ve Osmangazi Belediyeleri yılın yazarı olarak neden adını anmadılar. Bursa denilince, hapis yatan Nâzım Hikmet, Bursa’ya gezi amacıyla gelmiş Reşat Nuri Güntekin, Ahmet Hamdi Tanpınar anmak şehrin yazı hayatının geri kalmışlığının göstergesi değil mi? Meşhur oldukları için onlar hakkında yazmak, konuşmak her daim ilgi çekiyor.
Burada şu sorular cevabını bekliyor. Bursa’da neden ulusal edebiyat ve ulusal araştırma dergisi çıkarılamıyor? Çünkü, yereli yazmak her daim daha konforlu, güvenli.
Bursa öyle bir şehirdir ki, kişiyi girdap gibi içine çeker. Kendisinden başka bir şeyin yazılmasına, düşünülmesine izin vermez. Çünkü kütüphaneleri yetersizdir. Kütüphanelerde karşılaştırmalı düşünceyi besleyecek kitaplar yer almaz. En büyük kütüphanesi üniversitededir. Orada 200 bine yakın kitap vardır. Diğerleri 50, 60 bin kitap kapasiteli küçük kütüphanelerdir. Şehrin bütün kütüphanelerini toplarsak 1 milyon 250 bin kitaba ulaşırız. İzmir’de 3 milyon, Ankara’da 10 milyon, İstanbul’da onun birkaç katı kitap olduğunu bilmek dahi problemin nerede başladığını göstermektedir. Bu nedenle Bursa’daki kütüphanelerin raf alanı, deposu kısıtlıdır. Geçmişte yayımlanan kitaplar ‘düşüm yapılmıştır’ mührü vurularak kâğıda satılmıştır. Bütün bunlar olurken (son 20 yılda) hiçbir kültür yöneticisi 1 milyon kitap kapasiteli bir kütüphane hayal etmemiştir. Yine yetkili hiç kimse, ‘Bursa Milli Kütüphane Vakfı’ kurulsun, ne merkeze ne de belediyelere bağlı olmayan bir kütüphaneyi gündeme getirmemiş, şehri düşünce hayatını değiştirecek bir adım atmamıştır. Herkes durumdan memnun, koltuğunu kaptırmamak derdindedir.
Bursaspor stadından geriye kalan alana, Santral Garaj yıkılırken Kent Meydanına, sonrasında Osmangazi Meydanı olan alana kimse ulusal kütüphaneyi lâyık görmemiştir. Elimizde iki alan kaldı. Biri, Yıldırım Belediyesi’nin Duaçınarı metrosunun yanı başındaki boşluk. Belediye yönetimi maliyeti çıkarabilmek için ticari önceleyen kültür merkezi planlıyor. Son alan ise FSM’deki hastane alanı. Burası da elden gittiğinde merkezi noktasında ulusal kütüphane yapılacak alan kalmayacağı için şehrin geri kalmışlığı kaderi olacak.
Bir başka konuya geçelim. Bursa Kültür Sanat Turizm Vakfı, Uluslararası Bursa Festivali, Karagöz, Kukla ve Gölge Oyunları Festivali ve Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali organize ediyor. Bütçenin büyük kısmı belediyeden, küçük bir kısmı sponsorların katkısından oluşuyor.
Yukarıda saydığım festivallerin sanat turizmine hiçbir katkısı yok. Bursa Festivali televizyonun tek kanallı, internetin yaygınlaşmadığı yıllarda (1980-1990) halk için ‘vazgeçilmez bir mecburiyetti’. Başka alternatif yoktu. Özellikle 2010’lu yıllardan itibaren konser festivali havasına büründü. Her yıl bale, opera veya tiyatro oyunu oluyordu. Bursalıların konserleri izlemesinden ibaretti. İstanbul’un gölgesi festivale düşmüştü bir kere. Festivali kent kimliğinin parçası haline getirerek bir vitrin gibi kullanamadık. Bütçe yetersiz diyenler profesyonel sanat yöneticisi değildi. Vakıf, belediye müdürlüğü gibi örgütlenmişti. Başkan değişince vakfın yönetimi, genel sekreteri, çalışanlar da değişecekti. Bu durumda bağımsız, özgün, yeni işlerin peşinden gidemezsin.
Benzer durum diğer iki festivalde yaşanmaya devam ediyor. On yıllardır, çocukların okuldan kültür merkezine getirildiği, oyunu seyrettikten sonra okula döndükleri bir etkinlik olarak devam ediyor. Bir de festival ekibi vardır. Otobüse binerek oyunlara gider, yemek yer, yeniden oyun seyreder, akşam da oyunlar hakkında konuşurlar, tartışırlar. Ne halkın ne kültür mekânlarının önünden geçip gidenlerin bu festivallerden haberi olmaz. Festivaller yazın sokak, park, sahil yolu, han, kısacası halkın olduğu alanlarda olmadığı için şehrin kültürel kimliği için pek anlam taşımaz. Mesela, Çocuk ve Gençlik Festivali 2024 ve 2026 yıllarında yapılmadı. Karagöz, Kukla ve Gölge Oyunu Festivali de 2026’da yok. Benim dışımda kaç kişi bunu dert ediyor? Festivaller çocukların okul etkinliği olmaktan çıkarak halkın etkinliği olması için çabalayan, yazan, düşünen, eleştiren var mı?
İkinci neden: Özgünlüğün geri plana itilmesi.
Bazı kişilerden şu sözü duymuştum. Ulusala ulaşmak için yerelden hareket etmeliyiz. Bu güzel bir sözdür. “Sanat halk için midir, yoksa sanat için midir?” sözünde halkçı görünmek için ‘sanat halk içindir’ demek gibidir. Günümüzde bir tiyatro oyunun maliyeti 1000 liradan aşağı değil. Oyuna göre bu rakam birkaç katına çıkabilir. Merkezi hükümet ve belediye yönetimi maliyetin büyük kısmını karşılayınca bize ucuz gibi geliyor. Zaten hükümetin ve belediyenin bütçesini biz karşıladığımız için ortada ucuzluk diye bir şey yok.
Bursa Senfoni Orkestrası özgün işler için çabalıyor. Program yapıyor. Konserleri bir adım ötesine, sanat turizmini oluşturamıyor. Bursa Devlet Tiyatrosu eski yıllarda Cadı Kazanı (yön. Malcolm Keith Kay), Orkestra (yön. Ayşe Emel Mesci) gibi özgün rejilerin ortaya konulduğu oyunlar sahneledi. Sonrasında o kadar emek şehri dönüştürmedi, sanat turizmine neden olamadı. Bir, iki sezon sonra kaldırıldılar.
Son yıllarda Nilüfer Kent Tiyatrosu öne çıktı. 1984 (yön. Murat Dalataban) ezber bozucuydu. Afife Jale Ödüllerinde 12 adaylık, 4 ödül kazandı. Yerel seçimler sonucunda ilçe belediye başkanının değişmesi, oyunun devamlılığına engel oldu. Repertuardan kalktı. Aslında tam zamanıydı. Ödül kazanmış, tartışılmıştı.
Bursa Şehir Tiyatrosu, Uluslararası Bursa Festivali’nin açılış oyunu olarak Zorba’yı planlamıştı (yön. Yiğit Sertdemir). Açık Hava Tiyatrosunda sahnelendiğini, başarılı olduğunu, Afife Jale kazandığını, Bursa için nasıl büyük bir reklam olacağını düşünmenizi istiyorum. Büyükşehir belediye başkanı değişince provalar iptal edildi.
Bursa Sinema Festivali bir hayal olarak kaldı.
Bursa Devlet Opera ve Balesi yok. (Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya, Samsun, Mersin’den ne eksiğimiz var?)
Bursa Resim ve Heykel Müzesi yok. (Ankara, İstanbul, İzmir’den ne eksiğimiz var?)
Bursa Çağdaş Sanat Müzesi de yok.
Yukarıdaki soruya cevap vereyim. Valisi, milletvekili, belediye başkanı, il kültür müdürü, gazetecisinden oluşan lobisi yok.
Üçüncü neden: Evrensel sanat ilkelerinin değil, Muhafazakar veya Marksist sanatın öncelikli olması.
Bu cümleye kültür yöneticilerinin halkı eğitecek oyun, konser, film sevdasını da ekleyebilirim. Tiyatroda, orkestrada repertuar yapmak çok zor bir iştir. En önemli yardımcı, halkın neye ilgi duyduğu, neyi beğenmediğini görmeye yarayan istatistiktir. Halkın ilgisi, beklentisi değiştirilebilir. Bugün 40’lı yaşlarındaki anne babalar, 20’li yaşlarındaki gençler dünyaya eski kuşaklar gibi ideolojik bakmıyor. Kendi düşüncesinden olmasa dahi filme, oyuna, konsere gidebiliyor. Yeter ki ortada iyi bir iş olduğunu bilsin. Nilüfer Tiyatro, Müzik ve Caz Festivallerinde yıllarca gördüm. Nilüfer Kent Tiyatrosu’nun Vur Yağmala Yeniden ve 1984, Bursa Şehir Tiyatrosu’nun Kafkas Tebeşir Dairesi’nde muhafazakar aileleri, gençleri görünce şehir kültür hayatında bir şeylerin değiştiğini anlamıştım.
Repertuarı yapanlar daha önce Bursa’da oynanmayan oyunlar üzerinden seyircinin merak duygusunu harekete geçirseler aslında geçen yıl toplam 300 bin tiyatro bileti sayısı çok daha yukarı çıkacak. Aynı durum sinema ve konserler için de geçerli.
Sanırım derdimi anlatabildim. Ben sadece eleştirmiyorum, bazen yüzünüze karşı, bazen yazarak öneriler yapıyorum. Peki, siz ne yapıyorsunuz?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Uğur Ozan Özen
Bursa’da sanat turizmi neden gelişmiyor?
Birkaç gün önce bir toplantıda, İstanbul’dan gelen birisinden “Her şeye eleştirel yaklaşıyorsun?” sözünü duyunca şaşırmadım. Birkaç ay önce bir başka İstanbul’dan gelen biri de “protest bir tavır” içinde olduğumu söylemişti. Lise ve üniversite yıllarımda tiyatro, sinema, konser, sergiden başka bir şey düşünmüyordum. Sonrasında kültür sanat yazı emekçisi oldum. 20 yıldır tek yaptığım iş.
Evet, Bursa’yı çok eleştiriyorum. Doğduğum, 42 yıldır yaşadığım şehrin geri kalmışlığını kabul edemiyorum. Değişmesini, yenilenmesini, yüz yıl sonra bir başkasının ‘taşra sıkıntısını’ yaşamasını istemiyorum.
Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı ve Kent Tarihi, Tanıtım ve Turizm Dairesi Başkanlığı, ilçe belediyelerinin kültür müdürlükleri, Bursa Kültür A.Ş, Bursa Kültür, Sanat ve Turizm Vakfı, Kültür Bakanlığına bağlı Bursa Devlet Tiyatrosu, Bursa Bölge Senfoni Orkestrası, Bursa Devlet Türk Müziği Korosu’nun kültür sanat için harcadığı miktar 2 milyar lira civarı olduğunu biliyor musunuz? Yani ‘Devlet’ sanatın gelişmesi için bütçe ayırıyor.
Belki, yetkili, etkili ve bilgili biri bu yazıyı okur, konu üzerine düşünmeye başlar diye umarak nedenlerini tartışalım.
Birinci neden: Taşralı olmayı ve yerelliği kabullenme.
İnternetin, ulaşımın gelişmesi taşralı olmayı ortadan kaldırdığı zannediliyor. Taşra, sanatın, kültürün tüketildiği, merkezden gelenlere hayranlık duyulan bir toprak parçasıdır. Ne tam anlamıyla şehirdir ne kasabadır. Burada yaşayanlar köylü gibi yaşamaz, ancak babaları, dedeleri köyden gelmiş, bu şehirde ölmüştür. Taşralılar gidemeyendir. Ortaya çıkardığı eseri onu ulusala taşıyacak düzeyde değildir. Yerel yazar, yerel şarkıcı, yerel şair, yerel gazeteci olmayı kabul etmek zorunda kalmıştır.
Bursa’da yazarların çok büyük çoğunluğunun hayatı, yaptıkları, eserleri sanat turizmi için cazip değil. Tek istisna, şair Zekâi Özger. Ölümünden yıllar sonra yayımlanan Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası şiir kitabı 15 bin adet sattı. Her yıl yeni baskı yapıyor. Büyükşehir, Nilüfer ve Osmangazi Belediyeleri yılın yazarı olarak neden adını anmadılar. Bursa denilince, hapis yatan Nâzım Hikmet, Bursa’ya gezi amacıyla gelmiş Reşat Nuri Güntekin, Ahmet Hamdi Tanpınar anmak şehrin yazı hayatının geri kalmışlığının göstergesi değil mi? Meşhur oldukları için onlar hakkında yazmak, konuşmak her daim ilgi çekiyor.
Burada şu sorular cevabını bekliyor. Bursa’da neden ulusal edebiyat ve ulusal araştırma dergisi çıkarılamıyor? Çünkü, yereli yazmak her daim daha konforlu, güvenli.
Bursa öyle bir şehirdir ki, kişiyi girdap gibi içine çeker. Kendisinden başka bir şeyin yazılmasına, düşünülmesine izin vermez. Çünkü kütüphaneleri yetersizdir. Kütüphanelerde karşılaştırmalı düşünceyi besleyecek kitaplar yer almaz. En büyük kütüphanesi üniversitededir. Orada 200 bine yakın kitap vardır. Diğerleri 50, 60 bin kitap kapasiteli küçük kütüphanelerdir. Şehrin bütün kütüphanelerini toplarsak 1 milyon 250 bin kitaba ulaşırız. İzmir’de 3 milyon, Ankara’da 10 milyon, İstanbul’da onun birkaç katı kitap olduğunu bilmek dahi problemin nerede başladığını göstermektedir. Bu nedenle Bursa’daki kütüphanelerin raf alanı, deposu kısıtlıdır. Geçmişte yayımlanan kitaplar ‘düşüm yapılmıştır’ mührü vurularak kâğıda satılmıştır. Bütün bunlar olurken (son 20 yılda) hiçbir kültür yöneticisi 1 milyon kitap kapasiteli bir kütüphane hayal etmemiştir. Yine yetkili hiç kimse, ‘Bursa Milli Kütüphane Vakfı’ kurulsun, ne merkeze ne de belediyelere bağlı olmayan bir kütüphaneyi gündeme getirmemiş, şehri düşünce hayatını değiştirecek bir adım atmamıştır. Herkes durumdan memnun, koltuğunu kaptırmamak derdindedir.
Bursaspor stadından geriye kalan alana, Santral Garaj yıkılırken Kent Meydanına, sonrasında Osmangazi Meydanı olan alana kimse ulusal kütüphaneyi lâyık görmemiştir. Elimizde iki alan kaldı. Biri, Yıldırım Belediyesi’nin Duaçınarı metrosunun yanı başındaki boşluk. Belediye yönetimi maliyeti çıkarabilmek için ticari önceleyen kültür merkezi planlıyor. Son alan ise FSM’deki hastane alanı. Burası da elden gittiğinde merkezi noktasında ulusal kütüphane yapılacak alan kalmayacağı için şehrin geri kalmışlığı kaderi olacak.
Bir başka konuya geçelim. Bursa Kültür Sanat Turizm Vakfı, Uluslararası Bursa Festivali, Karagöz, Kukla ve Gölge Oyunları Festivali ve Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali organize ediyor. Bütçenin büyük kısmı belediyeden, küçük bir kısmı sponsorların katkısından oluşuyor.
Yukarıda saydığım festivallerin sanat turizmine hiçbir katkısı yok. Bursa Festivali televizyonun tek kanallı, internetin yaygınlaşmadığı yıllarda (1980-1990) halk için ‘vazgeçilmez bir mecburiyetti’. Başka alternatif yoktu. Özellikle 2010’lu yıllardan itibaren konser festivali havasına büründü. Her yıl bale, opera veya tiyatro oyunu oluyordu. Bursalıların konserleri izlemesinden ibaretti. İstanbul’un gölgesi festivale düşmüştü bir kere. Festivali kent kimliğinin parçası haline getirerek bir vitrin gibi kullanamadık. Bütçe yetersiz diyenler profesyonel sanat yöneticisi değildi. Vakıf, belediye müdürlüğü gibi örgütlenmişti. Başkan değişince vakfın yönetimi, genel sekreteri, çalışanlar da değişecekti. Bu durumda bağımsız, özgün, yeni işlerin peşinden gidemezsin.
Benzer durum diğer iki festivalde yaşanmaya devam ediyor. On yıllardır, çocukların okuldan kültür merkezine getirildiği, oyunu seyrettikten sonra okula döndükleri bir etkinlik olarak devam ediyor. Bir de festival ekibi vardır. Otobüse binerek oyunlara gider, yemek yer, yeniden oyun seyreder, akşam da oyunlar hakkında konuşurlar, tartışırlar. Ne halkın ne kültür mekânlarının önünden geçip gidenlerin bu festivallerden haberi olmaz. Festivaller yazın sokak, park, sahil yolu, han, kısacası halkın olduğu alanlarda olmadığı için şehrin kültürel kimliği için pek anlam taşımaz. Mesela, Çocuk ve Gençlik Festivali 2024 ve 2026 yıllarında yapılmadı. Karagöz, Kukla ve Gölge Oyunu Festivali de 2026’da yok. Benim dışımda kaç kişi bunu dert ediyor? Festivaller çocukların okul etkinliği olmaktan çıkarak halkın etkinliği olması için çabalayan, yazan, düşünen, eleştiren var mı?
İkinci neden: Özgünlüğün geri plana itilmesi.
Bazı kişilerden şu sözü duymuştum. Ulusala ulaşmak için yerelden hareket etmeliyiz. Bu güzel bir sözdür. “Sanat halk için midir, yoksa sanat için midir?” sözünde halkçı görünmek için ‘sanat halk içindir’ demek gibidir. Günümüzde bir tiyatro oyunun maliyeti 1000 liradan aşağı değil. Oyuna göre bu rakam birkaç katına çıkabilir. Merkezi hükümet ve belediye yönetimi maliyetin büyük kısmını karşılayınca bize ucuz gibi geliyor. Zaten hükümetin ve belediyenin bütçesini biz karşıladığımız için ortada ucuzluk diye bir şey yok.
Bursa Senfoni Orkestrası özgün işler için çabalıyor. Program yapıyor. Konserleri bir adım ötesine, sanat turizmini oluşturamıyor. Bursa Devlet Tiyatrosu eski yıllarda Cadı Kazanı (yön. Malcolm Keith Kay), Orkestra (yön. Ayşe Emel Mesci) gibi özgün rejilerin ortaya konulduğu oyunlar sahneledi. Sonrasında o kadar emek şehri dönüştürmedi, sanat turizmine neden olamadı. Bir, iki sezon sonra kaldırıldılar.
Son yıllarda Nilüfer Kent Tiyatrosu öne çıktı. 1984 (yön. Murat Dalataban) ezber bozucuydu. Afife Jale Ödüllerinde 12 adaylık, 4 ödül kazandı. Yerel seçimler sonucunda ilçe belediye başkanının değişmesi, oyunun devamlılığına engel oldu. Repertuardan kalktı. Aslında tam zamanıydı. Ödül kazanmış, tartışılmıştı.
Bursa Şehir Tiyatrosu, Uluslararası Bursa Festivali’nin açılış oyunu olarak Zorba’yı planlamıştı (yön. Yiğit Sertdemir). Açık Hava Tiyatrosunda sahnelendiğini, başarılı olduğunu, Afife Jale kazandığını, Bursa için nasıl büyük bir reklam olacağını düşünmenizi istiyorum. Büyükşehir belediye başkanı değişince provalar iptal edildi.
Bursa Sinema Festivali bir hayal olarak kaldı.
Bursa Devlet Opera ve Balesi yok. (Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya, Samsun, Mersin’den ne eksiğimiz var?)
Bursa Resim ve Heykel Müzesi yok. (Ankara, İstanbul, İzmir’den ne eksiğimiz var?)
Bursa Çağdaş Sanat Müzesi de yok.
Yukarıdaki soruya cevap vereyim. Valisi, milletvekili, belediye başkanı, il kültür müdürü, gazetecisinden oluşan lobisi yok.
Üçüncü neden: Evrensel sanat ilkelerinin değil, Muhafazakar veya Marksist sanatın öncelikli olması.
Bu cümleye kültür yöneticilerinin halkı eğitecek oyun, konser, film sevdasını da ekleyebilirim. Tiyatroda, orkestrada repertuar yapmak çok zor bir iştir. En önemli yardımcı, halkın neye ilgi duyduğu, neyi beğenmediğini görmeye yarayan istatistiktir. Halkın ilgisi, beklentisi değiştirilebilir. Bugün 40’lı yaşlarındaki anne babalar, 20’li yaşlarındaki gençler dünyaya eski kuşaklar gibi ideolojik bakmıyor. Kendi düşüncesinden olmasa dahi filme, oyuna, konsere gidebiliyor. Yeter ki ortada iyi bir iş olduğunu bilsin. Nilüfer Tiyatro, Müzik ve Caz Festivallerinde yıllarca gördüm. Nilüfer Kent Tiyatrosu’nun Vur Yağmala Yeniden ve 1984, Bursa Şehir Tiyatrosu’nun Kafkas Tebeşir Dairesi’nde muhafazakar aileleri, gençleri görünce şehir kültür hayatında bir şeylerin değiştiğini anlamıştım.
Repertuarı yapanlar daha önce Bursa’da oynanmayan oyunlar üzerinden seyircinin merak duygusunu harekete geçirseler aslında geçen yıl toplam 300 bin tiyatro bileti sayısı çok daha yukarı çıkacak. Aynı durum sinema ve konserler için de geçerli.
Sanırım derdimi anlatabildim. Ben sadece eleştirmiyorum, bazen yüzünüze karşı, bazen yazarak öneriler yapıyorum. Peki, siz ne yapıyorsunuz?