SON DAKİKA
Hava Durumu

Ölüyor!

Yazının Giriş Tarihi: 27.07.2026 14:18
Yazının Güncellenme Tarihi: 27.07.2026 14:20

Çevremdeki birçok kişiden şu sözleri duyuyorum:

Tiyatro ölüyor! Sinema ölüyor! Şiir ölüyor! Kütüphaneler ölüyor! Kitapçılık Ölüyor!

Bu sözleri söyleyenler, toplumun değişen teknolojiye uyum sağladığının farkında değil.

Tiyatro ölüyor mu?

Bu sözü genellikle tiyatro alışkanlığının olmadığı kişiler ifade ediyor. 50 küsur yıl önce Bursa’da sadece devlet tiyatrosu oyun sahneliyordu. 12 oyuncu, 1 yönetmen-müdür, bir o kadar teknik ve idari kadro vardı. Günümüzde üç ödenekli tiyatro, 10 kadar özel tiyatro, 50 civarı okul, fabrika, amatör tiyatro faaliyet gösteriyor. Profesyonel tiyatro çalışanı 200’ü oyuncu olmak üzere 400 kişi civarıdır. Yılda 25 oyun prömiyer yapılıyor. 500’den fazla turne oyunu geliyor. 20 civarı oyun oynanabilecek sahne var. Son yıllarda ortalama bilet sayısı 300-350 bin arasında değişiyor.

2010 ve sonrasında sürekli yükselen bir ivme var. Seyirci özellikle Bursa Devlet Tiyatrosu’nun eski Halkevi binasındaki sahnesine ve Tayyare Kültür Merkezi’nin tarihi sahnesindeki oyunlara ilgi gösteriyor. Buralar tiyatro hafızasının yaşadığı yerler. Setbaşı Köprüsü’nün yanındaki eskiden sinema ve tiyatro salonu olarak kullanılan bina sanat mekânı olarak kullanılmıyor. Tiyatronun öldüğünü söyleyenler, burasının kamulaştırılarak sanat mekânı olarak kullanılması için gündem oluştursalar daha doğru olur.

Sinema ölüyor mu?

Türkiye’de yılda 500 civarı film vizyona giriyor. Haftada 10 film demek. Sinema salonunun atmosferinde keyif alarak seyredebileceğiniz film sayısı ise 30-40 civarı. Evde akşam vakit geçsin diye seyretmeyi kendinize reva görebilirsiniz. Ancak hiçbir şey sinemanın yerini tutmayacak.

Bilet fiyatları yüksek olduğu söyleniyor. Günümüzdeki sinema salonlarının eskilere göre kalitesi çok daha iyi. Koltuklar, perdesi, ses sistemi 20-30 sene önceki salonların yerini dahi tutmaz.

Sinema seyircisi, ‘o anı yaşamak isteyen kişi’ sinemaya gidiyor. Artık gişeden değil internet sitesinden bilet alıyor. Sinema dergisine değil, film sitelerindeki yoruma bakıyor. Sinemaya tutkuyla bağlı olan seyirci yine o salonlarda yerini alıyor. Sinema filmlerine televizyon dizisi muamelesi yapanlar zaten hiç sinema seyircisi olamamış. Sinema ölüyor, sözünü söyleyen de onlar.

Şiir ölüyor mu?

Bizim memleketin değişmeyen sorusu. Bir başka versiyonu ise büyük şair çıkmıyor. Okuryazarlığın bu kadar artmadığı yüz yıllarda dahi şiir ölmüyordu. Şiire 2000’li yıllarda ne oldu da ölmeye başladı?

Eskiden şairler belirli dergiler ile özdeşleşmişti. Orada şiirlerini yayınlıyor, yayın kurulunda yer alarak derginin politikasını belirliyordu. Okur, o dergiyi takip ederken iyi şiirler ile karşılaşıyordu. 2000’li yıllarda şair ile derginin özdeşleşmesi ortadan kalktı. Şairler her dergiye şiir göndermeye başladı. Dergi yönetimlerindeki etkileri azaldı. Binlerce şiir kitabının arasından iyi şairi seçmek, dergilerde iyi şiirler hakkında yazmak, okurun dikkatini çekmek eleştirmenin görevi. Yıllar içinde eleştirmenlerin değersizleştirilmesi iyi-kötü şiirin ayırt edilmesini zorlaştırdı. Problemi burada aramamız gerekiyor.

Kütüphaneler ölüyor mu?

İlkokul ve ortaokul yıllarımda (1990’lar) Bursa’da kaç tane kütüphane vardı biliyor musunuz, merkezde üç tane. Atatürk Bursa İl Halk Kütüphanesi (restorasyondan Atatürk adı kaldırıldı), Mehmet Ali Deniz Halk Kütüphanesi, İnebey Basma ve Yazma Kitaplar Kütüphanesi. İlçelerde halk kütüphaneleri, Uludağ Üniversitesi’nin kütüphanesi faaliyeteydi. Benim gibi öğrenciler, Atatürk Bursa İl Halk Kütüphanesi’ne giderdi. O kadar dolu olurdu ki yer kalmazdı. Büyükşehir belediyesinin ve ilçe belediyelerinin kütüphanesi yoktu.

Efsane belediye başkanı Erdem Saker’in zamanında Setbaşı Şehir Kütüphanesi’ni açılması şehrin kütüphanecilik hayatında bir dönüm noktası oldu. Yıllar içinde ilçe kütüphaneleri kervana katıldı. Sayının artması, öğrencilerin kütüphaneye kolay ulaşması, çay, çorba dağıtılması eksikleri görmemizi engelledi.

Bursa’daki kültür ve kütüphane yöneticileri şehre çağ atlatacak ulusal kütüphane yerine reklamı kolay, ders çalışma kütüphanesi açmayı ön plana aldı. Haliyle bu kütüphanelerde kitap sayısı az oluyor. Kitaplar satın alınırken karşılaştırmalı düşünceye hizmet edecek kitaplar yerine rafların dolması öncelendi. Ne alınmalı listesi dahi yapılmadan BKM’ye gelen kitaplardan seçme yapılarak (örn. Mümine Seremet Uyumayan Kütüphane) ve kitap satış sitelerinde ne varsa satın alınarak (örn. Feyha Çelenk Sanat Kitaplığı. Sonradan kitaplık adı kütüphane olarak değiştirildi. Tabii orası Feyha Çelenk’e yakışmıyor, adı sahneye verilmeliydi) rafların dolu olması yeterli görüldü. Bu durum kütüphanelerin öldüğü gibi yanlış kanıya varılmasına neden oldu.

Ankara’da Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi, TBMM Kütüphanesi, Milli Kütüphane, Bilkent Üniversite Kütüphanesi, Adnan Ötüken Kütüphanesi, İstanbul’da İBB Atatürk Kitaplığı, İSAM Kütüphanesi, İstanbul Üniversite Kütüphanesi, İzmir’de Milli Kütüphane bize tam tersinin olduğunu söylüyor. Problem Bursa’da.

Kitapçılık ölüyor mu?

Çok değil, birkaç yüz yıl öncesine kadar şehrin kültürel hayatında medrese, sahaf ve cami etkiliydi. El yazma kitapları çoğaltmak, okumak, derkenarlarına notlar almak mahfillerde konuşmak, yeni fikirlerin ortaya çıkması için yeterliydi. Modern eğitimin, laikliğin yayılmasında matbaanın etkisi çok büyüktür. Toplumu aynı alfabenin etrafında birleştirmesinin yanı sıra basılan binlerce kitabın dolaşıma girmesi düşünce dünyasını tamamen değiştirdi.

Bursa özelinde, 1880’lerden itibaren el yazma kitap satan sahaflardan matbaa baskısı kitap satan matbaa-kitapçı, ardından gazete bayi-kitapçı, kırtasiye-kitapçı, yayınevi-kitapçı olarak dönüştüğü, yenilendiği bir süreç yaşandı. 1970’lerden itibaren yeni ortaokul ve liselerin açılmasıyla birlikte okul ders kitabı satan kitapçıların sayısı arttı. 2005’den sonra ders kitaplarını Milli Eğitim Bakanlığının vermesi kapanmalarına neden oldu. Bütün bu değişimlerin sonucunda bu günlere geldik.

2000’li yıllarda matbaalarda ofsetin yaygınlaşması, internetten kitap satışının kolaylaşması, kargo firmalarının artmasıyla kitabevi öncelikli olmaktan çıktı. Cep telefonundan dahi kitabı istediğimiz zaman satın alabiliyoruz. Kitap satış siteleri ve yayınevleri kendi sitelerinden kitap satarak dağıtımcıyı ve kitabevini aradan çıkardı. Okuyucu yüzde 40-50 indirim ile kitap satın almaya başladı. Bu durumda kitapçılar çağa ayak uydurmak zorunda kaldı.

Kitapçılık ölmek yerine dönüşüyor, gelişiyor, tam tersine kitapçı sayısı artıyor. Dükkândan değil, depodan kitap satarak ticareti devam ettiren birçok kişi var. Ne kitap ölüyor ne de kitapçılık.

Osmanlı zamanı, matbaalarda Arap harfli Türkçe 30 bin civarı kitap basılmıştı. Ermenice, Ermeni harfli Türkçe, Yunanca, Yunan harfli Türkçe, İbranice, Arapça, Farsça kitaplar ise tahminen 10 bin. Osmanlı dönemi basılan bütün kitapların bibliyografyası hazırlanmadığı için tam sayıyı bilmiyoruz. Cumhuriyet’ten 2000’e kadar, tahmini 160 bin kadar Latin harfli Türkçe kitap basıldı. 1493’ten 2000’e kadar, 200 bin civarı kitap basıldığını söylemek yanlış olmaz. Daha fazla kitabın ortaya çıkması için kâğıt ve matbaa malzemesi üreten fabrikaların açılması, orta sınıfın evinde kütüphane oluşturmak için kitap satın alması gerekiyordu. 500 yıl boyunca bizde ikisi de zayıf kaldı. Günümüzde ise kitap ticaretinin gelişmesinin sonucu olarak 85 bin basılı kitap, 15 bin dijital olmak üzere 100 bin kitap üretiliyor. 2050’lere kadar, Osmanlı dönemi basılan kitaplar nadir olacak, yüksek fiyata satılacak. Cumhuriyet dönemi kitapları ise 2050’lerden sonra az bulunur olacak, onlarında fiyatı yükselecek. 2000-2025 arasında ise belki 500 bin yeni kitap basıldı. Kitap ve kitapçılık ölmek yerine tam tersine daha fazla ilgi görecek.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.