Atatürk dönemi hariç, ABD’ningeçmiş yıllardaki başkan ve büyükelçilerinin de densiz açıklamaları vardı ama hiçbiri bugünün mevcut başkanı Trump ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack kadar haddi aşmamıştı.
Her açıklamaları Türkiye’ye ayar veren, politika dikte eden bir sömürge yetkilisi edasında küstah, kibirli ve cüretkâr.
Atatürk’ten Osmanlı’ya, meşruiyet dağıtmaktan yönetim modeli önermeye, İsrail’le ilişkilerin gerçeğinden monarşi güzellemesine ve egemenliğin Türk’ün elinden alınmasına kadar bu ülkenin tüm kırmızı çizgilerine dokunmaya, kaşımaya devam eden ifadelerin sayısı kadar dozu da artırıldı.
Sürekli ateş altında tuttukları hedefler ise açık;
Atatürk, Cumhuriyet, Üniter/ Laik yapı ve ulus devlet ile milletin onuru.
Tüm müdahalelerinin merkezinde yatan ise ‘Türk’ karşıtlığı.
Türk’ü Türk yapan tüm değerler gibi anlam dünyasını yok etmeyi ezelden görev bilen bu çirkin zihniyet, son 30 yılda sığınmacı ve mülteci akımlarıyla bir de Türk Vatanında Türk’e ortaklar çıkarma ve nihayetinde bu coğrafyadan Türk’ün varlığını silme gayreti içinde…
Bu kadarla da kalmıyorlar. Dünyada ve bölgemizdeki ülkelere çöküyor, etrafımızı kuşatıyor, etnik/dini terör örgütleri kurarak ülkeleri parçalıyor, soykırımcılığa destek veriyorlar.
Ve bunu bir korsanlık övüncüyle anlatıyorlar.
Tüm bunlar karşısında; bir asır öncesi emperyalizme tokat atıp diz çöktürmüş devletin bugünkü yöneticilerinden ses bile çıkmıyor. Onun yerine aparatlarıyla uğraşarak milleti yanıltıyorlar.
Düşman belli, fail belli ama faile karşı tık olmadığı gibi bir de failin üstü örtülüyor.
Açık bir şekilde ABD’ye karşı Ahraz (sağır ve dilsiz) kalınan bir duruma sürüklenmiş vaziyette ülke. Hızla itibar ve güven kaybına uğratılıyor. Pişkinlikle izah edilemeyecek bir durum ve tablo akıllara Hayyam’ın şu dörtlüğünü getiriyor:
Celladına âşık olmuşsa bir millet İster ezan ister çan dinlet İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet Müstahaktır ona her türlü zillet…
***
Hayranlık oluşturma, korku, sıkıştırma, kumpas, şantaj, tehdit emperyalizmin kullandığı araçlar ama önümüzde bu araçları yerle bir eden İran örneği de var.
O halde ahraz gibi davranmanın başka sebepleri ne?
Bir şeyi, bilgiyi, gerçekliği anlamamak/anlayamamak ile anladığı halde anlamıyormuş gibi yapmak arasında her şeyden önce zihinsel ve ahlaki fark vardır.
Doğrudan ahlakı ve insaniliği içeren ikincisine güç tutkusu ve çıkar odaklılığını da ilave edersek konu daha netleşmiş olur.
Ve Türkiye, siyaseti ve toplumuyla anla(ya)mamak hastalığı ile gayri ahlakiliğin yansıması olan ‘anladığı halde anlamamış gibi görünen’ egemenlerin arasında kalarak, doğru yönü/yönleri kaybetmeye başlamıştır.
Birinciden başlayalım.
Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre anlamak; ‘bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak’ demek olup benimsemek veya onaylamak ile aynı şey değildir. Çünkü onaylamak anlamanın tamamlanmasından sonra gerçekleşecek bir durumdur.
Anla(ya)mamak ise zihinsel durumla ilgili olup psikolojik, bilişsel, hafıza ve davranışsal bozukluklara yol açar.
Böyle bir halde, gelen bilginin kişi için geçersiz ve tanımlanmamış yani beyinde bir karşılığının olmaması durumu oluşur.
Bunu ’afazi’ olarak niteleyen Alev Alatlı, 1999’da yayınlanan ve ‘afazik’ bir Türkiye’yi kurguladığı distopik (kötü ve yaşanmaz) ‘Kâbus’ romanında kavrama geniş yer vermiştir.
Ona göre; bir konuşma ve anlama bozukluğu olan afazi, Türkiye toplumuna dışarıdan veya yapay yollarla zerk edilmiştir.
Bu yolla Türkiye’de; toplumun ortak kavramlarının içi boşaltılıp anlamları yitirilerek ‘anlamsal muğlaklık’,
Toplumun kendi tarihsel ve kültürel kontrolünün doğru formüle edilememesiyle ‘Kültürel bellek yitimi’,
Millette ve aydın kesimde derin bir idrak, kavrayış ve algısal körlüğün yol açtığı ‘öngörü yoksunluğu’,
Parçalanmış bir dil ve içi boşaltılmış kavramların yol açtığı ‘mantıksızlaşma ve toplumsal yozlaşma’ sağlanmıştır
Bilinçli yapılan müdahalelerle düşünme yetisi hasarlanan ve aklıselimini kullanamayan bu toplum için gerçekleri aramak, hakikat peşinde koşmak, sahici olmak, dost ve düşman ayrımını yapmak bile gereksiz bir hale dönüşmüştür.
Birbiri ile ancak bağırış, çağırış, itiş kakış, küfür, iftira, hakaret düzleminde ilişki kurabilen hastalıklı bir anlayış hâkim hale gelmiş/getirilmiştir.
2014’te Yeni Şafak gazetesindeki röportajda Alatlı; tüm bunları izleyen sürecin ölümcül bir ayrışma olacağını vurgulayarak çok çarpıcı tespit yapıyor:
“Kâbus neticeten bir kurguydu ama bugün yaşananlar sahici.’’
Türkiye’nin afazinin etkisinde olduğunu ispatlayan ama başka bir yazıda değinilebilecek özelde Bursa, genelde Türkiye’de sayısız konu var.
***
Anlamak; anla(ya)mamaktan çok farklı olan, anladığı halde anlamıyormuş gibi yapmak ise aldatmak, kandırmak, işine gelmemek, sorumluluktan kaçmak, konforunu korumak veya gerçeklerle yüzleşmeden kaçınmak amacıyla bilinçli olarak cehaleti teşvik ederek karanlığı hâkim kılmaya işaret eder.
Oluşturulan karanlıkla beslenmek, varlığını sürdürmenin tek yoludur ve tam bir şeytanlıktır.
Çünkü her ne kadar karanlık niyetler saklansa da minareyi kılıfa sokmaya bile gerek duymadan çalan ve hala çalmaya hazırlananların hedeflerini anlamamak için ya ahmak ya zihinsel özürlü ya da anlamıyormuş gibi yapmak yani “mış/miş” rolüne bürünmek gerekir.
Artık patolojik hale gelen ‘anla(ya)mamak ile anlamıyormuş gibi yapma’ karakterinin hâkim ve geçerli hale getirildiği ülkemizde, değişmemenin getireceği sonuç; merhume Alatlı’nın söylediği gibi ölümcül ayrışmadır.
Daha büyük felaket ise sebep-sonuç ilişkisiyle birlikte Ra’d Suresi (13) 11. Ayet’te anlatılıyor!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ümit CAN
ABD’ye Ahraz Olmak!
Atatürk dönemi hariç, ABD’nin geçmiş yıllardaki başkan ve büyükelçilerinin de densiz açıklamaları vardı ama hiçbiri bugünün mevcut başkanı Trump ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack kadar haddi aşmamıştı.
Her açıklamaları Türkiye’ye ayar veren, politika dikte eden bir sömürge yetkilisi edasında küstah, kibirli ve cüretkâr.
Atatürk’ten Osmanlı’ya, meşruiyet dağıtmaktan yönetim modeli önermeye, İsrail’le ilişkilerin gerçeğinden monarşi güzellemesine ve egemenliğin Türk’ün elinden alınmasına kadar bu ülkenin tüm kırmızı çizgilerine dokunmaya, kaşımaya devam eden ifadelerin sayısı kadar dozu da artırıldı.
Sürekli ateş altında tuttukları hedefler ise açık;
Atatürk, Cumhuriyet, Üniter/ Laik yapı ve ulus devlet ile milletin onuru.
Tüm müdahalelerinin merkezinde yatan ise ‘Türk’ karşıtlığı.
Türk’ü Türk yapan tüm değerler gibi anlam dünyasını yok etmeyi ezelden görev bilen bu çirkin zihniyet, son 30 yılda sığınmacı ve mülteci akımlarıyla bir de Türk Vatanında Türk’e ortaklar çıkarma ve nihayetinde bu coğrafyadan Türk’ün varlığını silme gayreti içinde…
Bu kadarla da kalmıyorlar. Dünyada ve bölgemizdeki ülkelere çöküyor, etrafımızı kuşatıyor, etnik/dini terör örgütleri kurarak ülkeleri parçalıyor, soykırımcılığa destek veriyorlar.
Ve bunu bir korsanlık övüncüyle anlatıyorlar.
Tüm bunlar karşısında; bir asır öncesi emperyalizme tokat atıp diz çöktürmüş devletin bugünkü yöneticilerinden ses bile çıkmıyor. Onun yerine aparatlarıyla uğraşarak milleti yanıltıyorlar.
Düşman belli, fail belli ama faile karşı tık olmadığı gibi bir de failin üstü örtülüyor.
Açık bir şekilde ABD’ye karşı Ahraz (sağır ve dilsiz) kalınan bir duruma sürüklenmiş vaziyette ülke. Hızla itibar ve güven kaybına uğratılıyor. Pişkinlikle izah edilemeyecek bir durum ve tablo akıllara Hayyam’ın şu dörtlüğünü getiriyor:
Celladına âşık olmuşsa bir millet İster ezan ister çan dinlet İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet Müstahaktır ona her türlü zillet…
***
Hayranlık oluşturma, korku, sıkıştırma, kumpas, şantaj, tehdit emperyalizmin kullandığı araçlar ama önümüzde bu araçları yerle bir eden İran örneği de var.
O halde ahraz gibi davranmanın başka sebepleri ne?
Bir şeyi, bilgiyi, gerçekliği anlamamak/anlayamamak ile anladığı halde anlamıyormuş gibi yapmak arasında her şeyden önce zihinsel ve ahlaki fark vardır.
Doğrudan ahlakı ve insaniliği içeren ikincisine güç tutkusu ve çıkar odaklılığını da ilave edersek konu daha netleşmiş olur.
Ve Türkiye, siyaseti ve toplumuyla anla(ya)mamak hastalığı ile gayri ahlakiliğin yansıması olan ‘anladığı halde anlamamış gibi görünen’ egemenlerin arasında kalarak, doğru yönü/yönleri kaybetmeye başlamıştır.
Birinciden başlayalım.
Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre anlamak; ‘bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak’ demek olup benimsemek veya onaylamak ile aynı şey değildir. Çünkü onaylamak anlamanın tamamlanmasından sonra gerçekleşecek bir durumdur.
Anla(ya)mamak ise zihinsel durumla ilgili olup psikolojik, bilişsel, hafıza ve davranışsal bozukluklara yol açar.
Böyle bir halde, gelen bilginin kişi için geçersiz ve tanımlanmamış yani beyinde bir karşılığının olmaması durumu oluşur.
Bunu ’afazi’ olarak niteleyen Alev Alatlı, 1999’da yayınlanan ve ‘afazik’ bir Türkiye’yi kurguladığı distopik (kötü ve yaşanmaz) ‘Kâbus’ romanında kavrama geniş yer vermiştir.
Ona göre; bir konuşma ve anlama bozukluğu olan afazi, Türkiye toplumuna dışarıdan veya yapay yollarla zerk edilmiştir.
Bu yolla Türkiye’de; toplumun ortak kavramlarının içi boşaltılıp anlamları yitirilerek ‘anlamsal muğlaklık’,
Toplumun kendi tarihsel ve kültürel kontrolünün doğru formüle edilememesiyle ‘Kültürel bellek yitimi’,
Millette ve aydın kesimde derin bir idrak, kavrayış ve algısal körlüğün yol açtığı ‘öngörü yoksunluğu’,
Parçalanmış bir dil ve içi boşaltılmış kavramların yol açtığı ‘mantıksızlaşma ve toplumsal yozlaşma’ sağlanmıştır
Bilinçli yapılan müdahalelerle düşünme yetisi hasarlanan ve aklıselimini kullanamayan bu toplum için gerçekleri aramak, hakikat peşinde koşmak, sahici olmak, dost ve düşman ayrımını yapmak bile gereksiz bir hale dönüşmüştür.
Birbiri ile ancak bağırış, çağırış, itiş kakış, küfür, iftira, hakaret düzleminde ilişki kurabilen hastalıklı bir anlayış hâkim hale gelmiş/getirilmiştir.
2014’te Yeni Şafak gazetesindeki röportajda Alatlı; tüm bunları izleyen sürecin ölümcül bir ayrışma olacağını vurgulayarak çok çarpıcı tespit yapıyor:
“Kâbus neticeten bir kurguydu ama bugün yaşananlar sahici.’’
Türkiye’nin afazinin etkisinde olduğunu ispatlayan ama başka bir yazıda değinilebilecek özelde Bursa, genelde Türkiye’de sayısız konu var.
***
Anlamak; anla(ya)mamaktan çok farklı olan, anladığı halde anlamıyormuş gibi yapmak ise aldatmak, kandırmak, işine gelmemek, sorumluluktan kaçmak, konforunu korumak veya gerçeklerle yüzleşmeden kaçınmak amacıyla bilinçli olarak cehaleti teşvik ederek karanlığı hâkim kılmaya işaret eder.
Oluşturulan karanlıkla beslenmek, varlığını sürdürmenin tek yoludur ve tam bir şeytanlıktır.
Çünkü her ne kadar karanlık niyetler saklansa da minareyi kılıfa sokmaya bile gerek duymadan çalan ve hala çalmaya hazırlananların hedeflerini anlamamak için ya ahmak ya zihinsel özürlü ya da anlamıyormuş gibi yapmak yani “mış/miş” rolüne bürünmek gerekir.
Artık patolojik hale gelen ‘anla(ya)mamak ile anlamıyormuş gibi yapma’ karakterinin hâkim ve geçerli hale getirildiği ülkemizde, değişmemenin getireceği sonuç; merhume Alatlı’nın söylediği gibi ölümcül ayrışmadır.
Daha büyük felaket ise sebep-sonuç ilişkisiyle birlikte Ra’d Suresi (13) 11. Ayet’te anlatılıyor!