SON DAKİKA
Hava Durumu

Atatürk Neden Gerçek İslam’ın Peşindeydi?

Yazının Giriş Tarihi: 04.04.2026 22:28
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.04.2026 22:29

Bugünü anlama ve geleceği kurmanın ancak geçmişin çok iyi bilinmesi, hatırlama ve hafızayı diri tutmakla mümkün olabileceği bilinen bir gerçek.

Kısaca asla unutmamak gerekiyor.

Türk Milleti, bu açıdan bir hazinenin üzerinde oturuyor ama farkına varılmadığı, farkına varılması kurgu tarih ve din anlatısıyla engellenip zihnen işgal edildiği için, 1990’dan beri yanı başındaki hayati gelişmelere şaşkınlıkla bakıp, doğru ve sağlıklı duruş sergileyemiyor.

Tamamen intikam almaya dayalı, ithal kökenli yapay ideolojik/etnik/ mezhepsel bağnazlığın, burun direğini sızlatan kokusuyla çürümeyi hızlandırdığı hala tam anlaşılmış değil.

Hâlbuki üzerinde oturduğu hazineye, vahiy eksenli hareket eden Atatürk’e bakmak, onun zihniyet ve düşünce yapısını anlamaya çalışmak bu döngüyü kırmak için yeterli olacak.

Çünkü Gazi Mustafa Kemal Atatürk; ‘’Gerçek İslamiyet’ten uzaklaşanlar kendilerini düşmanlarının/emperyalistlerin ayakları altında bulurlar’’ (20.03.1923, Konya’da gençlerle konuşması ile Söylev ve demeçleri, Atam yayınları, cilt 2, sh;143) derken hem düşmanın kimliğini hem de dinin, düşmanlık ve emperyalist hedeflerle bağlantı ile motivasyon kaynaklığını çok isabetli olarak teşhis etmişti.

Gerçekten Hristiyanlık ve Siyonist Hristiyanlık (Evanjelizm) düşüncesinin, emperyalist amaçlar için kullanılması hep vardı ama günümüzde bu durum artık çılgınlık (kıyamet, mesih, seçilmişlik, armageddon vb.) boyutuna varmıştır.

Gerekçe oluşturması amacıyla, Beyaz Saray’daki mistik dini ayinler ve şiddet vurgulayan ifadelerle oluşturacakları zemin açıkça ilan edilmeye başlanmıştır.

Böylece Siyonist/Hristiyan misyonerlik arzusu ile yayılmacı barbarlık eğiliminin birbirini besleyen kaynaklara dönüşmesi, emperyalizmin vahşi yüzünü gizleyen her türlü maskeyi (insan hakları, demokrasi vb.) düşürerek insanlığa düşmanlık noktasında yükselen bir ivmeye dönüşmüştür.

Artık mistik dinlerinin sağladığına inandıkları meşruiyetle(!) birlikte emperyalizm, eline aldığı savaş baltasıyla dünya insanlığını teslim olmaya zorlamak için ayırt etmeden zulmün her türlüsünü işlemeye soyunmuştur.

Öyle ki ya Hristiyanlaşıp Siyonizm’e teslim olacaksın ya da yok olacaksın dayatmasına sokuldu artık dünya.

Emperyalist zulmün ağırlıklı muhatabı ise Şii’si, Sünni’si ile İslam dünyasıdır.

Yıllardır uygulanan zulümlerden ise vahiyden kopuk kurguladıkları dini, saltanatlarının payandası yaparak, Furkan’ı (hak-batıl, iyi-kötü ayrımı) kaybeden yani dostu düşman, düşmanı dost kabul edip teslim olan, üç maymunu oynayarak düşmanı, İblis emperyalizmi cesaretlendiren İslam(!) ülkelerinin yöneticileri sorumludur.

İşte tam da bu nedenle hakikati ve Furkan’ı yakalayabilmek için gerçek İslam’a başvurmak bir zorunluluktur. Tabii amaç; üzüm yemekse.

Ve burada; ‘Türk Milleti dininin ne olduğunu bilmiyor, bunun için Kur’an Türkçe olmalıdır, Kur’an’ı kendi ana dili ile okursa daha dindar ve benimsediği dinin yüceliğini derinden ve şuurla kavramış olacaktır’’ diyen Atatürk’ün, gerçek İslam’ın anlaşılmasına yönelik çabalarının ne kadar değerli olduğu bir kez daha anlaşılmaktadır.

Çünkü Allah’ın, doğru yolu gösterme ve insanlığa kılavuzluk yapmak için indirdiği vahiylerin, anlaşılmaması halinde insana da insanlığı da bir faydası yoktur.

İşte bugün Atatürk’ün Kur’an’ı Türkçeye çevirerek açtığı ve kendi dilimizle Kur’an’ı anlamayı sağladığı yol ile bilgi ve anlam sağlanıyor.

Dolayısıyla Kur’an’ın Türkçe çevirisi; vahiy anlaşılması, dost, düşman, kapitalizm, emperyalizm, faşizm, İblis, Şeytan, Firavun, demokrasi, şura, Cumhuriyet, ülke, vatan, bağımsızlık, uygarlık, çağdaşlaşma vb. her alanda geçerli tanımlamalar yapmanın anahtarıdır.

Vahyi anlamadan ezbere okuyan İslam (!) ülkelerinin halleri ortada. Kendisine inanan ve teslim olanların şerefleneceğini buyuran Kur’an’a rağmen, bugün kahir ekseriyeti sürünen İslam ülkelerinin şereflendiklerini söylemek mümkün mü?

Bir anormallik, ters giden bir şeyler yok mu?

Sebep, Atatürk’ün dediği gibi gerçek İslam’ı bilmemek olabilir mi? Bilinse İblis emperyalizmi tanıyıp ona göre vaziyet almazlar mı? Ya da çıkar odaklı bir tercih mi söz konusu?

Çünkü Kur’an; düşünce ve zihniyetleri ile İblis, insanlığa yaptıkları zulümlerle de Şeytan’ın ta kendisi olan ve Atatürk’ün, Kur’an’i yaklaşımla en büyük düşman ilan ettiği Kapitalizm/ Emperyalizmin karakteristik özelliklerini tastamam veriyor.

Burada değerli Mütefekkir Sedat Şenermen’in “Şeytan” isimli eseriyle devam edeyim;

İblis/Şeytan, önceki yazıda belirttiğim gibi Kur’an’da farklı tanımlamalarla 27 kez geçiyor. Bu tanımlamaların ne ifade ettiğini anlamak, kandırılmamak ve aldatılmamak için İblis emperyalizm başta olmak üzere, kendimizi, çevremizdeki şeytanları da şeytanlıkları da tanımayı sağlayacaktır.

Bunlar; Adüvv, Karin, Cibt, Fatin, Garur, Gurur, Ğavin, Hannas, Hazul, İblis, İğva, Kefür, Makzuf, Medhur, Mel’un, Mez’um, Mudıll, Riya, Sağir, Sahir, Şeytan, Şeytan-ı merid, Şeytan-ı marid, Şeytanı racim, Tağut, Taif, Vesvas.

Bu kavramların şaşkınlığa uğratacak Türkçe karşılıklarını kitaptan aktaracağım. Çünkü tanıdık gelecek hepsi. Böylece Kur’an’ı Türkçeleştiren Atatürk’ün gerçek İslam’ın anlaşılmasındaki ısrarı daha iyi anlaşılsın.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.