SON DAKİKA
Hava Durumu

Cehaletle Yüzleşme!

Yazının Giriş Tarihi: 01.02.2026 17:42
Yazının Güncellenme Tarihi: 01.02.2026 17:42

Ekonomik, siyasi, dini ve kültürel olarak halden hale savrulmanın nedeni olan cehaletin egemen olduğu ve eyleme geçtiği bir dönem yaşanıyor.

Cehaletin karanlığı her yeri sarmış durumda.

Hâlbuki bu milletin önünde cehalete düşmesini önleyecek, karanlığı aydınlığa çevirebilecek muhteşem bir örnek vardı.

Ama O’nun 15 yılda bağımsızlık temelinde gerçekleştirmeye çalıştığı uygarlaşma projesi, ölümünden sonra tam tersi bir tercihle, ülke ulus üstü küresel güçlere teslim edildi ve millet yeniden makûs talihine hapsedildi.

Gelinen noktada;

Mustafa Kemal Atatürk’ün; ‘En büyük savaş, cehaletle yapılan savaştır’ diyerek en büyük düşman ilan ettiği cehaletin; toplumların insanlaşma projesinin önündeki en büyük engel olduğu stratejik tespitinin değeri, bugünkü dünya ve Türkiye gerçekliğinde artık daha iyi anlaşılıyor.

Hâlbuki ömrü harp meydanlarında geçmiş, savaşın her türlüsünü görmüş, emperyalizmin seferber ettiği yedi düvelle mücadele edip diz çöktürmüş bir önderin, bütün savaşların anası olarak, kazandığı var ya da yok olmak hayatiyetine sahip savaşlarını değil de ‘cehaleti’ göstermesi üzerinde hiç kafa yorulmadı.

Cumhuriyet’in banisinin imza attığı;

Kur’an’da tam 20 surede, 33 ayette iblisin en temel zehri olarak üstünde durulan cehaleti yok etmek için Allah’ın emirlerine uygun toplumsal ve kültürel dönüşüme rağmen;

O’nun Müslümanlığının neden sorgulandığı ve sorgulayanların gerçek niyeti ve de bağlantıları üzerinde düşünülmedi/durulmadı.

Cehalete karşı ‘hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir’ düsturu çerçevesinde akıl ve bilimi kılavuz edinerek, Türk Tarih ve Dil ile Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bilimsel kuruluşları oluşturması yoluyla cehaletin panzehrini de bu millete armağan etmesinin değeri anlaşılamadı.

Yani cehaletin ancak akıl ve bilim temelli kurumsallıkla yok edilebileceği mesajının uygulamalı örnekleri, kimseyi uyandırmadı.

Aksine bu kurumlar amacı dışına çıkarıldı.

Cehalete karşı savaşta, eğitimin sadece okuryazarlık ve çağdaşlık anlamına gelmediğini, toplumu bilgi çağına taşımanın ancak bilimsel, eleştirel ve analitik düşünebilen, adil, ahlaklı, üretken, çalışkan ve de özgün bireylerin yetişmesiyle mümkün olabileceğini yönelik çabaları kavranamadı.

Fikri hür, vicdanı hür ve milli birey zihinlerinin inşası için bizzat hazırladığı yazılı eserlere ve oluşturduğu müfredata; bu kadar zaman ve emeği niçin harcadığı hatırlanmadı.

Dolayısıyla tüm yapıp ettikleri, fikirleri ve milletine adanmışlığı ile Rahmani olduğu açık olan bir lider ve rahmani ilkelere göre kurduğu Cumhuriyet değerleri bilerek/bilmeyerek yok sayılıp nankörlük edilir, üstüne yalan ve iftiralarla karalanmaya çalışılırsa sonucun cehaletin karanlığında debelenmek olacağı da bellidir.

Bu nedenle ya “İblis cehaletle” yüzleşilerek aydınlığa çıkılır ya da bataklığında hem dünya hem ahiret hayatı cehenneme döner.

Gerçi yaşanılan hayat döndü zaten.

Öyle ki!

Yanlış bir hayat yaşandığı herkesin malumu artık.

Devam edeyim;

Aslında herkes bilir cehaletin ne olduğunu.

Kısaca bilgisizlik, gaflet, kültürsüzlük neticesinde iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayıramama hali olarak bilinen masum(!) bir tanımı vardır ama esas yönüyle bilinçli bir tercihtir.

Genel olarak bilgisizlik olarak basitleştirilen ve okumayla giderildiği zannedilen bu sözcük Kur’an’da türevleriyle çok kez geçer.

Kur’an’daki kavramlar konusunda büyük bir otorite kabul edilen Ragıp el-İsfahani, ‘cehl’ sözcüğüne Allah’ın kitabına dayanarak 3 anlam vermiştir. (*)

Birinci anlamı; Nefsin bilgiden boş olması,

İkinci Anlamı; Gerçeğin dışında bir şeye inanmak,

Üçüncü anlamı; Bir konuda yapılması gerekenin ve hakkın tersini yapmak.

Bu anlamlara göre;

İslam’ın kastettiği cahillik (bilmezlik)/cehalet, kişinin okuryazar olmaması ve fen bilimlerinde bilgili olmaması değil, kişinin gerçeğin dışında bir şeye inanması, hakkın tersini yapmasıdır. Kur’an aynı zamanda ‘atalar dinine’ saplanıp kalmaya da ‘cehalet’ demiş, Hz. Muhammet de insanlara, gerçeği, gerçeğe inanmayı ve gerçeği yaşamayı öğretmiştir.

Bu açıdan hisler, duygular gibi insanın beşer (hayvani) tarafının öne çıkarılıp, hakikatlerin yok sayıldığı bu dayatılan ‘post truth’ (hakikat sonrası) çağının esasta bir İblis/Küresel/ Emperyalist düzeni olduğu, cehaletin tercih edilip, desteklenip sürdürülmesinin aynı zamanda İblis taraftarlığı anlamına geldiği ve insanın hayrına olmadığı açıktır.

Başımıza gelenleri ve gelecekleri bu çerçevede değerlendirmek gerekir.

Ve sunulan gerçekler ışığında, Mustafa Kemal Atatürk’ün, Kur’an hassasiyet, feraset ve dirayeti ile hangi safta, O’na iftira atanların esasta hangi tarafta saf tuttuğuna karar vermek, sonuçlarını yaşamak kaydıyla bizim elimizde.

Aralara başka konular girse de yüzleşmeye devam edeceğim…

***

(*) Hakkı Yılmaz, Kur’an’daki önemli sözcük ve kavramlar, Nergiz Yay. Sh. 100

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.