Kökeni Millî Mücadele yıllarındaki Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine dayanan, 9 Eylül 1923’te Cumhuriyet Halk Fırkası adıyla faaliyete geçen ve Cumhuriyeti’mizin ilanına imza atan kurucu parti…
1946’da çok partili döneme geçişle birlikte; “ideolojik olarak” yelpazenin sağında, ortasında ve solunda yer alan bütün siyasi partilerin kaynağı…
Özetle;
1923’ten beri hiç değişmeyen amblemindeki oklarla simgelenen “Cumhuriyetçilik, İnkılapçılık, Laiklik, Halkçılık, Milliyetçilik ve Devletçilik” gibi ulus devletin iskeletini oluşturan 6 ilkeyle özdeştirdiğimiz bugünün ana muhalefet partisi…
Velhasıl 103 yaşındaki CHP, Türk Siyasetinin en köklü kurumu ve hala en etkin aktörlerinden biri!
***
Peki, devletimizin banisi Atatürk’ün kurduğu CHP’nin bugünkü temsilcileri, bu “tarihi kartviziti” cumhuriyetin fabrika ayarlarını geleceğe taşımak için mi, yoksa emperyalizmin 1938 sonrası hedef aldığı, 1946 sonrası ise açıktan savaş açtığı ulus devletin yıkımı için kurduğu değirmene su taşımak için mi kullanıyor?
Elbette ki bir genelleme yapmak çok büyük hata olur ama özellikle 1990’lı yıllardan itibaren “partiyle özdeşleşen isimlerdeki değişim gibi söylemlerdeki örtülü/örtüsüz 6 ilkeyi reddeden dil” böylesi soruları gündeme getiriyor.
Örneğin;
Atatürkçü Düşünce Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Türk Ceza Hukukçuları Derneği üyesi CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Atatürk'ün; “Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” tanımlamasının özet ifadesi olan, 'Ne Mutlu Türk'üm Diyene' sözünü tam da etnik ırkçıların istediği şekliyle güncelledi:
"Ne mutlu Türk milletinin eşit yurttaşıyım diyen herkese."
Bu cümleyi kuran Milletvekili Tanal’ın, CHP’nin ilk kurultayı olarak kabul edilen 4-11 Eylül 1919 tarihli Sivas Kongresi'nde alınan “Millî sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür. Millî gücü etkin, millî egemenliği de hâkim kılmak şarttır. Manda ve himaye kabul edilemez. Türk ülkesini parçalamaya yönelik her türlü girişim kabul edilemez” kararlarından habersiz olması mümkün mü?
Ya da bir hukukçu olan Mahmut Tanal’ın Anayasamızın 10. Maddesindeki ‘Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir…” şeklindeki açık hükümden.
Bir başka örnek, Dersimli (Tuncelili değil) Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul Milletvekili yaptığı muhafazakâr kimliğiyle bilinen Cihangir İslam…
Hatırlayın ne demişti:
“… bugün vatandaş olmasa bile bu topraklarda yaşayan bütün kimliklere, ülkenin revizyona ihtiyacı olduğunu görerek yaklaşıyor(uz). Yeni bir toplumsal sözleşme (Anayasa) ile kimliklerimiz üzerindeki baskıyı kaldırıp, her kimliği meşru ve eşit kabul ederek, bunların bir araya gelmesiyle yeni bir yapı kurulmasını esas alıyoruz…"
Emin olun bireysel önekleri çoğaltmamız mümkün ama bugün CHP içindeki ağırlıkları bilinen ve kendilerini “Liberal Sol” olarak tanımlayan ‘10 Aralıkçılar’ın açıklamalarına ne demek gerek?
“… Sadece yurttaşlara tanınan siyasal haklarda Türk yerine yurttaş denilebilir. Siyasal haklar bakımından, 'Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı', kapsayıcı ve farklılıklara olanak tanıyıcı kimlik olarak tasarlanmalı…”
***
“Efendim bu açıklamalar partinin genelini bağlamaz” diyebilirsiniz. O zaman “bu söylemlerin sahipleri CHP’de nasıl siyaset yapıyor?” sorusuna cevap aramak gerekir.
Dolayısıyla;
Türkiye’de etnik ırkçı ve dinci parti temsilcilerinin ağzından duymaya alışkın olduğumuz bu tanım ve açıklamaları yakasında 6 Ok’u taşıyanlardan duymak ulus devletin nasıl büyük bir tehditle karşı karşıya olduğunu anlatmaya yeter de artar bile…
Hele son dönemde CHP Lideri’nin “el yükselterek”, “PKK/YPG/DEM'in ‘Kürt kardeşlerimizin değil, etnik ırkçı militan ve sempatizanlarının temsilcisi’ olduğugerçeğini unutmuş” dedirtecek türden çıkışları, emin olun oy hesabıyla izah edilebilecek bir tavır değil.
***
Anlaşılan o ki;
İktidar ve muhalefet el birliğiyle ulus devleti parçalara ayırma konusunda kararlı. Tam da 100 yıl önce Lozan’la parçalanan Sevr hayallerinin gerçeğe dönüşmesini, hiçbir şey yapmadan(!) büyük bir mutlulukla izleyen Siyonist ve emperyalistlerin istediği gibi.
Özetle;
Bir yandan açık alanlarda bölücülere güzellemeler ve kapalı kapılar ardında teminatlar, bir yanda İslam’ın içeriğine değil ritüellerine yönelik sahte/yapay taklitçi görüntüler…
Tüm bunların karşısında eritilen, darbe üstüne darbe vurulan hırpalanan Atatürkçülük ve Cumhuriyetçilik.
Umarım; kanla irfanla kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yıkma görevi, yapana/kurana verilmemiştir.
CHP ve yönetimi hatırlar belki!
Ne demişti Cumhuriyet’in ilanından sonra Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk: “Cumhuriyetimiz öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava kazanılmış da değildir. Bunu elde etmek için çok kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. İcabında müesseselerimizi müdafaa için lazım olanı yapmaya hazırız.”
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ümit CAN
CHP’nin rotası!
Cumhuriyet Halk Partisi…
Türkiye’nin en eski partisi…
Kökeni Millî Mücadele yıllarındaki Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine dayanan, 9 Eylül 1923’te Cumhuriyet Halk Fırkası adıyla faaliyete geçen ve Cumhuriyeti’mizin ilanına imza atan kurucu parti…
1946’da çok partili döneme geçişle birlikte; “ideolojik olarak” yelpazenin sağında, ortasında ve solunda yer alan bütün siyasi partilerin kaynağı…
Özetle;
1923’ten beri hiç değişmeyen amblemindeki oklarla simgelenen “Cumhuriyetçilik, İnkılapçılık, Laiklik, Halkçılık, Milliyetçilik ve Devletçilik” gibi ulus devletin iskeletini oluşturan 6 ilkeyle özdeştirdiğimiz bugünün ana muhalefet partisi…
Velhasıl 103 yaşındaki CHP, Türk Siyasetinin en köklü kurumu ve hala en etkin aktörlerinden biri!
***
Peki, devletimizin banisi Atatürk’ün kurduğu CHP’nin bugünkü temsilcileri, bu “tarihi kartviziti” cumhuriyetin fabrika ayarlarını geleceğe taşımak için mi, yoksa emperyalizmin 1938 sonrası hedef aldığı, 1946 sonrası ise açıktan savaş açtığı ulus devletin yıkımı için kurduğu değirmene su taşımak için mi kullanıyor?
Elbette ki bir genelleme yapmak çok büyük hata olur ama özellikle 1990’lı yıllardan itibaren “partiyle özdeşleşen isimlerdeki değişim gibi söylemlerdeki örtülü/örtüsüz 6 ilkeyi reddeden dil” böylesi soruları gündeme getiriyor.
Örneğin;
Atatürkçü Düşünce Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Türk Ceza Hukukçuları Derneği üyesi CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Atatürk'ün; “Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” tanımlamasının özet ifadesi olan, 'Ne Mutlu Türk'üm Diyene' sözünü tam da etnik ırkçıların istediği şekliyle güncelledi:
"Ne mutlu Türk milletinin eşit yurttaşıyım diyen herkese."
Bu cümleyi kuran Milletvekili Tanal’ın, CHP’nin ilk kurultayı olarak kabul edilen 4-11 Eylül 1919 tarihli Sivas Kongresi'nde alınan “Millî sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür. Millî gücü etkin, millî egemenliği de hâkim kılmak şarttır. Manda ve himaye kabul edilemez. Türk ülkesini parçalamaya yönelik her türlü girişim kabul edilemez” kararlarından habersiz olması mümkün mü?
Ya da bir hukukçu olan Mahmut Tanal’ın Anayasamızın 10. Maddesindeki ‘Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir…” şeklindeki açık hükümden.
Bir başka örnek, Dersimli (Tuncelili değil) Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul Milletvekili yaptığı muhafazakâr kimliğiyle bilinen Cihangir İslam…
Hatırlayın ne demişti:
“… bugün vatandaş olmasa bile bu topraklarda yaşayan bütün kimliklere, ülkenin revizyona ihtiyacı olduğunu görerek yaklaşıyor(uz). Yeni bir toplumsal sözleşme (Anayasa) ile kimliklerimiz üzerindeki baskıyı kaldırıp, her kimliği meşru ve eşit kabul ederek, bunların bir araya gelmesiyle yeni bir yapı kurulmasını esas alıyoruz…"
Emin olun bireysel önekleri çoğaltmamız mümkün ama bugün CHP içindeki ağırlıkları bilinen ve kendilerini “Liberal Sol” olarak tanımlayan ‘10 Aralıkçılar’ın açıklamalarına ne demek gerek?
“… Sadece yurttaşlara tanınan siyasal haklarda Türk yerine yurttaş denilebilir. Siyasal haklar bakımından, 'Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı', kapsayıcı ve farklılıklara olanak tanıyıcı kimlik olarak tasarlanmalı…”
***
“Efendim bu açıklamalar partinin genelini bağlamaz” diyebilirsiniz. O zaman “bu söylemlerin sahipleri CHP’de nasıl siyaset yapıyor?” sorusuna cevap aramak gerekir.
Dolayısıyla;
Türkiye’de etnik ırkçı ve dinci parti temsilcilerinin ağzından duymaya alışkın olduğumuz bu tanım ve açıklamaları yakasında 6 Ok’u taşıyanlardan duymak ulus devletin nasıl büyük bir tehditle karşı karşıya olduğunu anlatmaya yeter de artar bile…
Hele son dönemde CHP Lideri’nin “el yükselterek”, “PKK/YPG/DEM'in ‘Kürt kardeşlerimizin değil, etnik ırkçı militan ve sempatizanlarının temsilcisi’ olduğu gerçeğini unutmuş” dedirtecek türden çıkışları, emin olun oy hesabıyla izah edilebilecek bir tavır değil.
***
Anlaşılan o ki;
İktidar ve muhalefet el birliğiyle ulus devleti parçalara ayırma konusunda kararlı. Tam da 100 yıl önce Lozan’la parçalanan Sevr hayallerinin gerçeğe dönüşmesini, hiçbir şey yapmadan(!) büyük bir mutlulukla izleyen Siyonist ve emperyalistlerin istediği gibi.
Özetle;
Bir yandan açık alanlarda bölücülere güzellemeler ve kapalı kapılar ardında teminatlar, bir yanda İslam’ın içeriğine değil ritüellerine yönelik sahte/yapay taklitçi görüntüler…
Tüm bunların karşısında eritilen, darbe üstüne darbe vurulan hırpalanan Atatürkçülük ve Cumhuriyetçilik.
Umarım; kanla irfanla kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yıkma görevi, yapana/kurana verilmemiştir.
CHP ve yönetimi hatırlar belki!
Ne demişti Cumhuriyet’in ilanından sonra Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk: “Cumhuriyetimiz öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava kazanılmış da değildir. Bunu elde etmek için çok kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. İcabında müesseselerimizi müdafaa için lazım olanı yapmaya hazırız.”