Kavramlar ve tanımlar kişi, millet ve devlet bekası açısından hayati derecede önemli olup, gerçek içeriğini taşımazsa, yerli yerine oturtulmazsa, netlik taşımazsa ölümcül sonuçlar doğurabilir.
Anlamları değiştirilen kavram/tanımların, zihinleri altüst edecek şekilde sunulduğu bugünkü dünya; belirsizlik, mistisizm, gizlilik, bilinmezlik örtüsü ve akıldışılığın rüzgârına kapılmış durumda.
Artık gerçeklik duygusunun küçümsendiği bu dünya da bugüne kadar var olduğu zannedilen rasyonel aklın yerini, şeytanidin anlayışlarının duygu ve motivasyonları almış.
Kıyameti hızlandırma ve Mesih beklentisi gibi akıl dışı gerekçelere sarılan küresel gücün, bozgunculuk, kan ve vahşet yoluyla dünya/yeryüzüne egemen olmaya çalıştığı bir süreç, insanlığı teslim almış durumda.
Bu cendereden çıkmak için öncelikle emperyalizm ve düşman kavram/tanımlarını anlamak, dinsel, tarihsel, zihinsel ve ekonomik nedenler üzerinde derin düşünmek gerekiyor.
Öyle güncele takılıp kalarak, ekranlarda dezenformasyon kaynaklı veri, görüntü ve bilgilere dayalı teknik/stratejik(!) değerlendirme yapmakla olacak iş değil bu.
Hatırlamak, sorgulamak ve araştırmak gerekiyor.
İnsani hiçbir değer taşımayan ama şeytani tüm özelliklere sahip ahlaksız, sinsi (hannas), sapkın, kurnaz bu mekanizma ve beslendiği kavram/kaynaklar bilinmezse insanlık için bir çıkışın ve güzel/hayırlı bir sonun olmayacağı bilinmeli.
Ve Emperyalizm/düşmanı tanıma konusunda aslında en şanslı millet Türkler.
Tabii fark etmesi ve hatırlaması şartıyla.
Çünkü önünde bilgi, kavram ve tanımları en doğru açıklayan çatı/çerçeve ve uygulayıcısı ile çok uzağa gitmeden yakın tarihte doğru bilgiyi bir kurtuluş reçetesi olarak hayata/pratiğe döken iki sağlam referansa sahip.
Birincisi; zamanda, mekân da ve hitapta evrensel olan Kur’an, ikincisi iseKur’an’ın emrettiği selim aklı kuşanarak bu milleti yeniden ayağa kaldıran Atatürk.
Hatırlayalım;
At izinin it izine karıştığı, emperyalizmin emrindeki din ruhbanlarınca dinin, vatanı savunanlara karşı bir kılıç gibi savrulduğu o günlerde, bugünleri bile öngörüp ne demişti Gazi Mustafa Kemal Atatürk:
‘’En büyük düşman, düşmanların düşmanı ne falan ne de filan milletler. Bilakis bu, adeta her tarafı kaplamış ve saltanat halinde bütün dünyaya hâkim olan kapitalizm afeti ve onun çocuğu olan Emperyalizmdir. Bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı savaşıyorum’’ (Hâkimiyet-i Milliye, 20 Temmuz 1920)
Ve çeşitli zamanlarda yaptığı konuşmalarda ve Nutuk’ta, her zaman geçerli olan/olacak yerel ve küresel düşmanlara işaret ederek devam etmişti;
‘’Biz Millî Mücadeleye başlarken karşımızda iki düşman vardı. Biri iç düşmanlar ki, bunu İstanbul hükümeti temsil ediyordu. Öbürü dış düşmanlar ki, bunu da yabancı işgal kuvvetleri oluşturuyordu; Ulusal bağımsızlığımızı ortadan kaldırmak isteyen Emperyalist güçler…’’
Peki, Kur’an ne diyor?
Allah Yasin 60-62’de; ‘’ Ey Ademoğuları! Sizin için apaçık düşman olan İblis/Şeytana sakın boyun eğmeyin! Sadece Allah’a boyun eğin diye sizinle sözleşme yapmadık mı? İşte bu sırat-ı Müstakim’dir. -hidayete erdiren doğru yol- Hala selim aklınızı kullanmayacak mısınız?’’ buyuruyor.
Bu açıklamaların da gösterdiği gibi Mustafa Kemal, Kur’an doğrultusunda ve aklıselimiyle hareket ediyor. Yahu isminin önünde kullandığı ‘Gazi’ kavramı İslami, daha ötesi var mı?
Burada kastedilen düşmanın yani İblis/şeytanın; biri içimizdeki cin şeytanı İblis olduğu Nas suresinde, diğerlerinin, dışımızdaki bireysel ya da örgütlü küresel şer güçlerinin insan şeytanlarından oluştuğu Felak suresinde açıklanmaktadır.
Bu sureleri okuyoruz ama anlamıyoruz, anlamadığımız bir dilden ezbere devam edelim ki, emperyalizm/düşmana yem olduğumuz bile anlaşılmasın.
Tahrif edilmiş Tevrat’ta, ateş olduğunu söyleyerek İblisliğini belirten Yahova’nın yalan vaatleri çerçevesinde yeryüzü egemenliğini sağlamak için insanları zihinsel tutsak ya da yok edilmesi gereken yaratıklar olarak görmek şeytanlık, bu işi yapanlar da şeytanlardır. (*)
Dolayısıyla Kur’an’ın da işaret ettiği gibi örgütlü küresel İblis/Şeytan’ın apaçık Emperyalizm olduğunu söylemeye gerek var mı?
Hem de 106 yıl önce bu gerçekliği görmüş Atatürk’e rağmen.
Çok gerideyiz çok!
Peki, soruyorum o halde:
Küresel emperyalizme teslim olarak, topraklarını bir Müslüman ülkeye saldırı aracı olarak kullandıran İslam(!) ülkeleri mi yoksa 106 yıl öncesinden emperyalizmin vahşi dişlerini görerek söken ve düşman ilan eden Mustafa Kemal’ mi Kur’an’i?
Bu sağlam referansları görmemek, bir de sırt çevirmek bedel ödetir…
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ümit CAN
Çok gerideyiz çok!
Kavramlar ve tanımlar kişi, millet ve devlet bekası açısından hayati derecede önemli olup, gerçek içeriğini taşımazsa, yerli yerine oturtulmazsa, netlik taşımazsa ölümcül sonuçlar doğurabilir.
Anlamları değiştirilen kavram/tanımların, zihinleri altüst edecek şekilde sunulduğu bugünkü dünya; belirsizlik, mistisizm, gizlilik, bilinmezlik örtüsü ve akıldışılığın rüzgârına kapılmış durumda.
Artık gerçeklik duygusunun küçümsendiği bu dünya da bugüne kadar var olduğu zannedilen rasyonel aklın yerini, şeytani din anlayışlarının duygu ve motivasyonları almış.
Kıyameti hızlandırma ve Mesih beklentisi gibi akıl dışı gerekçelere sarılan küresel gücün, bozgunculuk, kan ve vahşet yoluyla dünya/yeryüzüne egemen olmaya çalıştığı bir süreç, insanlığı teslim almış durumda.
Bu cendereden çıkmak için öncelikle emperyalizm ve düşman kavram/tanımlarını anlamak, dinsel, tarihsel, zihinsel ve ekonomik nedenler üzerinde derin düşünmek gerekiyor.
Öyle güncele takılıp kalarak, ekranlarda dezenformasyon kaynaklı veri, görüntü ve bilgilere dayalı teknik/stratejik(!) değerlendirme yapmakla olacak iş değil bu.
Hatırlamak, sorgulamak ve araştırmak gerekiyor.
İnsani hiçbir değer taşımayan ama şeytani tüm özelliklere sahip ahlaksız, sinsi (hannas), sapkın, kurnaz bu mekanizma ve beslendiği kavram/kaynaklar bilinmezse insanlık için bir çıkışın ve güzel/hayırlı bir sonun olmayacağı bilinmeli.
Ve Emperyalizm/düşmanı tanıma konusunda aslında en şanslı millet Türkler.
Tabii fark etmesi ve hatırlaması şartıyla.
Çünkü önünde bilgi, kavram ve tanımları en doğru açıklayan çatı/çerçeve ve uygulayıcısı ile çok uzağa gitmeden yakın tarihte doğru bilgiyi bir kurtuluş reçetesi olarak hayata/pratiğe döken iki sağlam referansa sahip.
Birincisi; zamanda, mekân da ve hitapta evrensel olan Kur’an, ikincisi ise Kur’an’ın emrettiği selim aklı kuşanarak bu milleti yeniden ayağa kaldıran Atatürk.
Hatırlayalım;
At izinin it izine karıştığı, emperyalizmin emrindeki din ruhbanlarınca dinin, vatanı savunanlara karşı bir kılıç gibi savrulduğu o günlerde, bugünleri bile öngörüp ne demişti Gazi Mustafa Kemal Atatürk:
‘’En büyük düşman, düşmanların düşmanı ne falan ne de filan milletler. Bilakis bu, adeta her tarafı kaplamış ve saltanat halinde bütün dünyaya hâkim olan kapitalizm afeti ve onun çocuğu olan Emperyalizmdir. Bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı savaşıyorum’’ (Hâkimiyet-i Milliye, 20 Temmuz 1920)
Ve çeşitli zamanlarda yaptığı konuşmalarda ve Nutuk’ta, her zaman geçerli olan/olacak yerel ve küresel düşmanlara işaret ederek devam etmişti;
‘’Biz Millî Mücadeleye başlarken karşımızda iki düşman vardı. Biri iç düşmanlar ki, bunu İstanbul hükümeti temsil ediyordu. Öbürü dış düşmanlar ki, bunu da yabancı işgal kuvvetleri oluşturuyordu; Ulusal bağımsızlığımızı ortadan kaldırmak isteyen Emperyalist güçler…’’
Peki, Kur’an ne diyor?
Allah Yasin 60-62’de; ‘’ Ey Ademoğuları! Sizin için apaçık düşman olan İblis/Şeytana sakın boyun eğmeyin! Sadece Allah’a boyun eğin diye sizinle sözleşme yapmadık mı? İşte bu sırat-ı Müstakim’dir. -hidayete erdiren doğru yol- Hala selim aklınızı kullanmayacak mısınız?’’ buyuruyor.
Bu açıklamaların da gösterdiği gibi Mustafa Kemal, Kur’an doğrultusunda ve aklıselimiyle hareket ediyor. Yahu isminin önünde kullandığı ‘Gazi’ kavramı İslami, daha ötesi var mı?
Burada kastedilen düşmanın yani İblis/şeytanın; biri içimizdeki cin şeytanı İblis olduğu Nas suresinde, diğerlerinin, dışımızdaki bireysel ya da örgütlü küresel şer güçlerinin insan şeytanlarından oluştuğu Felak suresinde açıklanmaktadır.
Bu sureleri okuyoruz ama anlamıyoruz, anlamadığımız bir dilden ezbere devam edelim ki, emperyalizm/düşmana yem olduğumuz bile anlaşılmasın.
Tahrif edilmiş Tevrat’ta, ateş olduğunu söyleyerek İblisliğini belirten Yahova’nın yalan vaatleri çerçevesinde yeryüzü egemenliğini sağlamak için insanları zihinsel tutsak ya da yok edilmesi gereken yaratıklar olarak görmek şeytanlık, bu işi yapanlar da şeytanlardır. (*)
Dolayısıyla Kur’an’ın da işaret ettiği gibi örgütlü küresel İblis/Şeytan’ın apaçık Emperyalizm olduğunu söylemeye gerek var mı?
Hem de 106 yıl önce bu gerçekliği görmüş Atatürk’e rağmen.
Çok gerideyiz çok!
Peki, soruyorum o halde:
Küresel emperyalizme teslim olarak, topraklarını bir Müslüman ülkeye saldırı aracı olarak kullandıran İslam(!) ülkeleri mi yoksa 106 yıl öncesinden emperyalizmin vahşi dişlerini görerek söken ve düşman ilan eden Mustafa Kemal’ mi Kur’an’i?
Bu sağlam referansları görmemek, bir de sırt çevirmek bedel ödetir…
(*) Bkz. Sedat ŞENERMEN, ŞEYTAN-İçimizdeki, Dışımızdaki, bireysel, küresel.
Ümit CAN 17 Mart 2026