İktidar ve muhalefetiyle küresel sistemden onaylı mevcut siyasetçilerin en önemli özelliği, milletin hassasiyetlerini, zaaflarını çok iyi bilmeleri ve buna uygun politika üretmeleridir.
Tabii bunda, 1940’lardan itibaren ülkenin bir laboratuvar alanı olarak dış güçlere açılmasıyla birlikte milletin mahremine girilmesinin büyük rolü var.
Örneğin;1938 sonrası emperyalistlerle (ABD/Avrupa) yapılan ticaret anlaşmaları ile ekonomi,
1952’de NATO’ya girişle başlayan Amerikan vesayetiyle siyaset, sivil/askeri bürokrasi ve devlet dinamikleri,
1962’de başlayıp 1971’e kadar devam eden ‘Barış Gönüllüleri’ projesiyle de memleket genelinde izin verilen antropolojik, sosyolojik, psikolojik ve demografik araştırmalarla milletin kılcal damarlarına girildi.
Kan örnekleri bile toplanıp analiz edildi.
Yani tıbbi deyimle ülke, devlet ve milletin MR’ı, tomografisi çekildi. Bu tahlil sonuçlarının yerli işbirlikçilere sufle (fısıldanan ipuçları) edildiğini söylemeye gerek var mı?
Biliyorlar ki bu milletin en büyük hassasiyeti ezan, bayrak, başörtüsü ve devlettir.
Ezan ne kadar yüksek sesle okunursa, bayrak ne kadar yüksekte dalgalanırsa, başörtüsü (şimdi türban oldu) ne kadar saygı görürse kendini dini ve milli olarak o kadar güvende görür. Bu semboller olduktan ve bu semboller temelinde hamaset/siyaset yapıldıktan sonra altından neyi çekerseniz çekin fark etmez, umursamaz da.
Ancak Türk Milleti için devlet bambaşkadır, kutsaldır.
Türk’e göre devlet sürekliliği olan kutsal bir varlık, düzenin ve varoluşun teminatıdır.
Türklerin devlet anlayışının kökleri, ilahi ‘kut’ yetkisine, yönetici/yönetilen herkesi bağlayan yazısız hukuk kuralları olan ‘töre’ ye ve ‘barış, huzur, düzen, vatanı' ifade eden ‘il’ inancına dayanır.
Bu nedenle devletsiz kalmak yok oluşla eşdeğerdir.
Dolayısıyla Türk’e, ‘Devlet’, ‘Derin Devlet’ ya da şimdi daha çok dillendirilen ‘Devlet Aklı’ denildiğinde mıh gibi çakılır kalır.
Önüne arkasına sağına soluna bakmaz.
Asla sorgulamaz!
Kayıtsız şartsız “devlet aklı” diye sunulan her şeye ama her şeye, aleyhine bile olsa bütün tasarruflara, politikalara teslim olur. İtiraz eden hain ilan edilir.
Şimdi yapılan ise yukarı da değindiğim gibi milletin en hassas yerinden yani ‘devlet’ ten giriş yapılarak, soyut devlete soyut akıl biçilerek, Cumhuriyet tarihinde görülmeyen ve bizzat Cumhuriyet’e karşı olan uygulamalara herkesten suskunluk beklenmesi.
Peki nedir bu kutsiyet zırhına büründürülen devlet aklı?
Öncelikle akıl (yetenek, meleke, hassa, güç); insana özgü bir özelliktir. Bu özelliği ile insan, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, gerçeği yalandan ayırır.
Devlet ise çok geniş siyasi tanımlamaların dışında esasta bir "zatiye" yani “kendi”liktir. Bir varlık, bir birey hem de devasa bir birey gibi düşünülen şeydir yani algılamadır. Bir şeyin özü ve özellikleridir. Aynen vatan da olduğu gibi. Devlet aklı varsa o zaman “vatanın da aklı var” demek gerekir.
Dolayısıyla devletin değil, insanın aklı olur. Eğer devletin aklı varsa, bütün nesnelerde de vardır. Yani ortada bir devlet aklı yoktur ama eskilerin “Hikmet-i Hükümet” yani devlet bekası dediği ‘devletin yararı, çıkarı’ vardır.
Gerçi Hikmet-i Hükümet yaklaşımı da kişi/kişiler inancı/anlayışı çerçevesinde risk doğurabilir. Hükümet bunu hikmeti gerçekleştirme olarak değil daha çok kendini meşrulaştırma, elindeki gücü keyfi ve istediği gibi kullanma, her yaptığını kılıfına uydurma şeklinde kullanabilir.
Böyle bir anlayış/tercihten ise adalet değil hem kendine hem de başkalarına zulüm çıkar.
Dolayısıyla “yok devlet aklı, yok ABD devletinin aklı” şeklindeki boş tartışma ve dayatmalara gerek yok.
Ortadaki gerçek olan akıl;
Sevr planı doğrultusunda hedeflenen BOP, yani İsrail’in güvenliğine yönelik Trump/T.Barrack aklıdır.
Bu çerçevede bizdeki kurgu devlet aklına sorulacak, akla aykırı onlarca soru yerine, Osmanlı millet sistemini ve merhametli monarşiyi emreden küresel efendilerin bölgesel sorumlusu emlakçı T.Barrack’a yöneltilmesi gereken tek bir sual var:
Madem Osmanlı’yı, Osmanlı millet sistemini, monarşiyi bu kadar çok seviyor ve istiyordunuz da akbabalar gibi niye parçaladınız, niye devam ettirmediniz o zaman?
Şimdi Osmanlı’ya dönülmesini niye istiyorsunuz? Yine sırtlanlar gibi çökmek için mi? Siyasi ve ekonomik vesayetiniz ile bu ülke de yeniden oluşturduğunuz kapitülasyonlar yetmedi mi?
Var mı bunu soracak?
Ama nerede!
ABD söz konusu olduğunda ölü taklidine devam...
Sahi;
Allah, Kur’an’da akıl sahipleri olarak kimi muhatap alıyor, insanı mı, devleti mi?
Özetle;
Bakalım, mit/mitosların arkasından sürüklenmeye kimler devam edecek?
***
Okuruma soruyorum:
Sizce de var mı gerçekten devlet aklı?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ümit CAN
Devlet aklı mı?
İktidar ve muhalefetiyle küresel sistemden onaylı mevcut siyasetçilerin en önemli özelliği, milletin hassasiyetlerini, zaaflarını çok iyi bilmeleri ve buna uygun politika üretmeleridir.
Tabii bunda, 1940’lardan itibaren ülkenin bir laboratuvar alanı olarak dış güçlere açılmasıyla birlikte milletin mahremine girilmesinin büyük rolü var.
Örneğin;1938 sonrası emperyalistlerle (ABD/Avrupa) yapılan ticaret anlaşmaları ile ekonomi,
1952’de NATO’ya girişle başlayan Amerikan vesayetiyle siyaset, sivil/askeri bürokrasi ve devlet dinamikleri,
1962’de başlayıp 1971’e kadar devam eden ‘Barış Gönüllüleri’ projesiyle de memleket genelinde izin verilen antropolojik, sosyolojik, psikolojik ve demografik araştırmalarla milletin kılcal damarlarına girildi.
Kan örnekleri bile toplanıp analiz edildi.
Yani tıbbi deyimle ülke, devlet ve milletin MR’ı, tomografisi çekildi. Bu tahlil sonuçlarının yerli işbirlikçilere sufle (fısıldanan ipuçları) edildiğini söylemeye gerek var mı?
Biliyorlar ki bu milletin en büyük hassasiyeti ezan, bayrak, başörtüsü ve devlettir.
Ezan ne kadar yüksek sesle okunursa, bayrak ne kadar yüksekte dalgalanırsa, başörtüsü (şimdi türban oldu) ne kadar saygı görürse kendini dini ve milli olarak o kadar güvende görür. Bu semboller olduktan ve bu semboller temelinde hamaset/siyaset yapıldıktan sonra altından neyi çekerseniz çekin fark etmez, umursamaz da.
Ancak Türk Milleti için devlet bambaşkadır, kutsaldır.
Türk’e göre devlet sürekliliği olan kutsal bir varlık, düzenin ve varoluşun teminatıdır.
Türklerin devlet anlayışının kökleri, ilahi ‘kut’ yetkisine, yönetici/yönetilen herkesi bağlayan yazısız hukuk kuralları olan ‘töre’ ye ve ‘barış, huzur, düzen, vatanı' ifade eden ‘il’ inancına dayanır.
Bu nedenle devletsiz kalmak yok oluşla eşdeğerdir.
Dolayısıyla Türk’e, ‘Devlet’, ‘Derin Devlet’ ya da şimdi daha çok dillendirilen ‘Devlet Aklı’ denildiğinde mıh gibi çakılır kalır.
Önüne arkasına sağına soluna bakmaz.
Asla sorgulamaz!
Kayıtsız şartsız “devlet aklı” diye sunulan her şeye ama her şeye, aleyhine bile olsa bütün tasarruflara, politikalara teslim olur. İtiraz eden hain ilan edilir.
Şimdi yapılan ise yukarı da değindiğim gibi milletin en hassas yerinden yani ‘devlet’ ten giriş yapılarak, soyut devlete soyut akıl biçilerek, Cumhuriyet tarihinde görülmeyen ve bizzat Cumhuriyet’e karşı olan uygulamalara herkesten suskunluk beklenmesi.
Peki nedir bu kutsiyet zırhına büründürülen devlet aklı?
Öncelikle akıl (yetenek, meleke, hassa, güç); insana özgü bir özelliktir. Bu özelliği ile insan, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, gerçeği yalandan ayırır.
Devlet ise çok geniş siyasi tanımlamaların dışında esasta bir "zatiye" yani “kendi”liktir. Bir varlık, bir birey hem de devasa bir birey gibi düşünülen şeydir yani algılamadır. Bir şeyin özü ve özellikleridir. Aynen vatan da olduğu gibi. Devlet aklı varsa o zaman “vatanın da aklı var” demek gerekir.
Dolayısıyla devletin değil, insanın aklı olur. Eğer devletin aklı varsa, bütün nesnelerde de vardır. Yani ortada bir devlet aklı yoktur ama eskilerin “Hikmet-i Hükümet” yani devlet bekası dediği ‘devletin yararı, çıkarı’ vardır.
Gerçi Hikmet-i Hükümet yaklaşımı da kişi/kişiler inancı/anlayışı çerçevesinde risk doğurabilir. Hükümet bunu hikmeti gerçekleştirme olarak değil daha çok kendini meşrulaştırma, elindeki gücü keyfi ve istediği gibi kullanma, her yaptığını kılıfına uydurma şeklinde kullanabilir.
Böyle bir anlayış/tercihten ise adalet değil hem kendine hem de başkalarına zulüm çıkar.
Dolayısıyla “yok devlet aklı, yok ABD devletinin aklı” şeklindeki boş tartışma ve dayatmalara gerek yok.
Ortadaki gerçek olan akıl;
Sevr planı doğrultusunda hedeflenen BOP, yani İsrail’in güvenliğine yönelik Trump/T.Barrack aklıdır.
Bu çerçevede bizdeki kurgu devlet aklına sorulacak, akla aykırı onlarca soru yerine, Osmanlı millet sistemini ve merhametli monarşiyi emreden küresel efendilerin bölgesel sorumlusu emlakçı T.Barrack’a yöneltilmesi gereken tek bir sual var:
Madem Osmanlı’yı, Osmanlı millet sistemini, monarşiyi bu kadar çok seviyor ve istiyordunuz da akbabalar gibi niye parçaladınız, niye devam ettirmediniz o zaman?
Şimdi Osmanlı’ya dönülmesini niye istiyorsunuz? Yine sırtlanlar gibi çökmek için mi? Siyasi ve ekonomik vesayetiniz ile bu ülke de yeniden oluşturduğunuz kapitülasyonlar yetmedi mi?
Var mı bunu soracak?
Ama nerede!
ABD söz konusu olduğunda ölü taklidine devam...
Sahi;
Allah, Kur’an’da akıl sahipleri olarak kimi muhatap alıyor, insanı mı, devleti mi?
Özetle;
Bakalım, mit/mitosların arkasından sürüklenmeye kimler devam edecek?
***
Okuruma soruyorum:
Sizce de var mı gerçekten devlet aklı?