Dünyada ve ülkemizde birbirine paralel giden olumsuzluklar ve kötülükler, hiç dağılmayacak kara bir bulut gibi insanlığın üzerine çökmüş gibi adeta.
Bu bulut karamsarlığı, duyarsızlığı ve hissizleşmeyi gittikçe derinleştiriyor ama buna rağmen umudu kaybetmemek ve bulutu dağıtmaya yönelik çabalara, sebeplere, tespitlere devam etmek gerek.
Yaşadığımız toplumda insani, hukuki, siyasi ve ahlaki olarak nefes almak zor olsa da!
***
Dünyada ve ülkemizde, şimdiye kadar gözden kaçırılan, fark ettirilmeyen bir salgın var.
Fakat artık çok belirgin hale gelmesi, dayatılması ile yerel ve dünya iktidarlarının bu salgını, sağladıkları bağışıklıkla bir zırh gibi kuşanmaları dikkat çekici.
Biyolojik bir salgından daha tehlikeli, çünkü insanlığın bugüne kadar bin bir acı ve emekle oluşturduğu temel değerleri yok ediyor.
Vahim olan ise “insanı insan kılan bu değerlerin” yok edilmesiyle, insanın salt çıkar ve duyguya indirgenerek bencil/vicdansız/merhametsiz‘ekonomik insan’a yani ‘beşer’e, hatta daha aşağıya dönüştürülmesi.
Daha da vahim olan ise bu düşüşün birkarakter haline getirilmesinin normalleştirilmesi.
Bilindiği gibi insan doğduğunda birinci aşamada “Animal”dır. Sadece yer, içer, uyur, hacet giderir.
İkinci aşamada eğitimle beşer haline gelir.
Üçüncü aşamada ise işlettiği akıl ve öğüt (vahiy)’le reşit haline gelir yani insanlaşır.
Ancak ne yazık ki insanlık, dünyayı mamur hale getirecek ve uygarlaştıracak nihai hedef olan üçüncü aşamadan, hızla ikinci ve hatta birinci aşamaya geriliyor. Çünkü sadece yeme, içme ve haz içeren alt /sürüngen beyin odaklılık teşvik edilip, kutsallaştırılıyor.
Hâlbuki hemen bütün Batılı ve Doğulu filozofların “kontrol dışı itki/dürtü” diyerek olumsuzladığı ve İslam’ın da ‘emmare nefis’ (kötülüğü emreden/iblis) olarak tanımladığı bir aşama bu.
İşte insanı insanlıktan çıkaran bu aşamaya teşvik eden salgının en önemli oluşturucusu ve sürdürücüsü doğrudanyalan ve dolaylılığı maske yapan ‘dil’in gerçeği örtmesidir.
Bu çatallı dil; insanlığı savunur ama asla insana dokunmaz, demokrasiyi savunur ama halkı dikkate almaz, özgürlüğü savunur ama köleliği/hizmetkârlığı talep eder, adaleti savunur ama zulmü kurumsallaştırır, zalimin yanında yer alır, dindarlığı savunur ama ahlakı çürütür, İnandığını söylediği Allah’a ayrı, topluma ayrı yüzlüdür.
***
Yalanın aldatıcılığını biliriz de sinsi olduğu için pek fark edilmeyeni bu dolaylı, ‘ikili/çift dil’dir. Tarih boyunca ama özellikle günümüzde çok etkili bir silahtır. Bununla gerçekler örtülür, kitleler yönlendirilir, sureti haktan görüntü sağlanır, insanlar kandırılır, failler, suçlular gizlenir ve hep ödenecek fatura mazlumlara yüklenir. Görüntü parlatılır ama altı lağımdır.
Gerçeği örten/saptıran ve esası gizleyen bu dolaylı dil, bu dilin oluşturduğu çifte karakter, çifte inanç, çifte yaşam; İslam’da da ‘kafirlik’ ve ‘Münafıklık’ olarak tanımlanır. Bazı mezhepler ise bu duruma, kendilerini gizlemeyi meşrulaştırmak adına ‘takiyye’ der.
Dünyada ve Türkiye’de olanı biteni anlamak, kavramak için bu oyuna, bu dolaylı dile dikkat etmek gerekir. Farkındalığın başkaca yolu da yoktur.
Bu ikili dil esasta; gerçekleri, gerçekliği, bireysel çıkar ve siyasi ihtiyaçlara göre örtmek ve de yeniden düzenlemenin yoludur.
Bu ikili dil gerçeğe/gerçekliğe asla yaklaştırmaz, bulanıklaştırır. Hakikati göstermeye değil, saklamaya hizmet eder. Bu dil asla çıplak gerçeği ve var olanı temsil etmediği gibi, var olanı ve esas faili gizlemek için kullanılır.
Böylece perde gerisinde işler tıkır tıkır yürür, esas sorumlular itibarlı(!) şekilde yaşamaya devam eder.
Egemenler/yöneticilerin çifte ve örtücü dil kullanmasının sebebi, gerçeklerin millet tarafından bilinmesini, iktidarlarına tehdit görmelerinden dolayıdır.
Bu nedenle Türkiye’de, 1939’dan günümüze yapılan ekonomik, siyasi, askeri ve eğitim anlaşmalarının hiçbirinin amacı, detayı, esası ile yapılan ittifakların içeriğinden milletin bilgisi yoktur.
Peki, ikili dille fail/suçlu/özne, gerçek nasıl gizlenir?
***
Örnekler o kadar çok ki?
Gazete manşetlerine bakalım.
‘’Deprem, binlerce insanı öldürdü’’ haberinde özne yani fail kimdir?
Cevap: Deprem.
‘’Aşırı yağmurun yol açtığı sel, birçok can aldı’’
Özne yani fail kimdir?
Cevap: Yağmur ve sel.
‘’Çöken maden ocağında onlarca hayat söndü’’
Fail kim? Cevap: Kader.
Yani özne/fail olarak, deprem, sel ve maden ocağını öne çıkardığınızda gerçek sorumluları ve sebeplerini örter, gözden kaçırırsınız.
Böylece imar hataları, kamu malı yağması olan imar afları, şehir planlama hataları, yerel ve genel iktidar yetersizlikleri gizlenmiş olur…
Hatırlarsanız;
12 Eylül darbesini yapanlar da G. Orwell’ın 1984 romanında kullanılan çift düşünce ve çift dil kavramlarına nazire yapar gibi, binlerce insanın işkence görmesine, ‘’huzur ve düzen’’ diyordu.
‘’Memur ve emeklimizi enflasyona ezdirmedik’’ cümlesi, asgari ücret ve emekli maaşlarının açlık sınırının altında olduğu gerçeği karşısında, aslında esas fail/failleri gizleyemeyecek bir çift dillilik örneğidir.
Son siyasi süreçlerdeki gelişmeler, dışarıda ayrı mecliste ayrı davranışlar, millet lehine araştırma önergelerindeki samimiyetsiz retler ve gayri ahlaki transferlerdeki çift dil ve çift karakterliklere değinmiyorum bile.
Çünkü çiftler zirvede.
Devam edeyim;
ABD’nin, en son Venezuela baskını başta olmak üzere, Irak, Libya, Suriye işgalleri ve İşgale hazırlandığı İran’da suçlular sırasıyla, Madura, Kaddafi, Saddam, Esad, Hamaney’dir. Koskoca devlet başkanının kaçırılmasının adı kaçırılma değil yakalanmadır. Çünkü bir ABD mahkemesi yakalama kararı vermiştir ve üstüne şov malzemesi yapılmıştır.
Olayla ilgili kullanılan dil, öldürülen 100 kişiyi değil, ABD’nin hiç kayıp vermemesini öne çıkararak korkuyla karışık hayranlığa odaklanır ve dünyaya pazarlanır.
Böylece ülke ve liderlerin alaşağı edilmesinde esas fail/suçlu ABD hem gizlenir hem kutsanır.
Hâlbuki esas “fail”dir. Çünkü anılan ülkelerin halklarını gıda, sağlık ve her türlü ekonomik yaptırımla boğan, varlıklarını donduran, petrol tankerlerine el koyarak ülkeleri yoksulluğa mahkûm eden bizzat ABD’dir.
Böylece kıpırdayamaz hale getirdiği ülkelerin rejimlerini suçlu ilan ederek, halkı rejimlerine karşı kışkırtıp, içerden çöküşünün sağlayarak işgal eden/edecek olan esas fail kendisidir.
Yani yüzde 80’den fazlasına hâkim olduğu iletişim araçlarıyla ambargoyu görünmez kılıp, esas fail/özne olan kendisini gizlemekte ve bizimki dâhil tüm dünya medyası bu fail/suçlu gizleme oyununa gönüllü katkı sağlamaktadır. Niye acaba?
Türkiye’ye Kıbrıs harekâtında koyduğu ambargonun suçlusu, Kıbrıs’a çıktığı için Ecevit,
F-35 programından atması ve paranın üstüne yatmasının suçlusu S-400 alan hükümettir.
Yani küresel düzeyde her hâlükârda ABD dışındaki ülkeler suçludur.
Dille gizlenen esas fail masumdur!
Vahim olanı ise;
Aynı anlayışın yerel iktidarlar tarafından da benimsenmesi ve düşünce hürriyetini kullanan herkesin suçlu ilan edilmesidir.
Oysa soru; yaşanılan sorunların esas fail’inin kim olduğu ve nasıl gizlendiği olmalıdır.
Hâlbuki bilerek ya da bilmeyerek bu çift dilliliği egemen kılan anlayışı benimsemek ve desteklemek, yerel/ küreselde iblis taraftarlığından ve iblis emperyalizme meşruiyet üretmekten başka anlam taşımayacaktır, bu ise apaçık münafıklık ve nifakçılıktır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ümit CAN
Dil’in Faili ve Gerçeği Gizlemesi!
Dünyada ve ülkemizde birbirine paralel giden olumsuzluklar ve kötülükler, hiç dağılmayacak kara bir bulut gibi insanlığın üzerine çökmüş gibi adeta.
Bu bulut karamsarlığı, duyarsızlığı ve hissizleşmeyi gittikçe derinleştiriyor ama buna rağmen umudu kaybetmemek ve bulutu dağıtmaya yönelik çabalara, sebeplere, tespitlere devam etmek gerek.
Yaşadığımız toplumda insani, hukuki, siyasi ve ahlaki olarak nefes almak zor olsa da!
***
Dünyada ve ülkemizde, şimdiye kadar gözden kaçırılan, fark ettirilmeyen bir salgın var.
Fakat artık çok belirgin hale gelmesi, dayatılması ile yerel ve dünya iktidarlarının bu salgını, sağladıkları bağışıklıkla bir zırh gibi kuşanmaları dikkat çekici.
Biyolojik bir salgından daha tehlikeli, çünkü insanlığın bugüne kadar bin bir acı ve emekle oluşturduğu temel değerleri yok ediyor.
Vahim olan ise “insanı insan kılan bu değerlerin” yok edilmesiyle, insanın salt çıkar ve duyguya indirgenerek bencil/vicdansız/merhametsiz ‘ekonomik insan’a yani ‘beşer’e, hatta daha aşağıya dönüştürülmesi.
Daha da vahim olan ise bu düşüşün bir karakter haline getirilmesinin normalleştirilmesi.
Bilindiği gibi insan doğduğunda birinci aşamada “Animal”dır. Sadece yer, içer, uyur, hacet giderir.
İkinci aşamada eğitimle beşer haline gelir.
Üçüncü aşamada ise işlettiği akıl ve öğüt (vahiy)’le reşit haline gelir yani insanlaşır.
Ancak ne yazık ki insanlık, dünyayı mamur hale getirecek ve uygarlaştıracak nihai hedef olan üçüncü aşamadan, hızla ikinci ve hatta birinci aşamaya geriliyor. Çünkü sadece yeme, içme ve haz içeren alt /sürüngen beyin odaklılık teşvik edilip, kutsallaştırılıyor.
Hâlbuki hemen bütün Batılı ve Doğulu filozofların “kontrol dışı itki/dürtü” diyerek olumsuzladığı ve İslam’ın da ‘emmare nefis’ (kötülüğü emreden/iblis) olarak tanımladığı bir aşama bu.
İşte insanı insanlıktan çıkaran bu aşamaya teşvik eden salgının en önemli oluşturucusu ve sürdürücüsü doğrudan yalan ve dolaylılığı maske yapan ‘dil’in gerçeği örtmesidir.
Bu çatallı dil; insanlığı savunur ama asla insana dokunmaz, demokrasiyi savunur ama halkı dikkate almaz, özgürlüğü savunur ama köleliği/hizmetkârlığı talep eder, adaleti savunur ama zulmü kurumsallaştırır, zalimin yanında yer alır, dindarlığı savunur ama ahlakı çürütür, İnandığını söylediği Allah’a ayrı, topluma ayrı yüzlüdür.
***
Yalanın aldatıcılığını biliriz de sinsi olduğu için pek fark edilmeyeni bu dolaylı, ‘ikili/çift dil’dir. Tarih boyunca ama özellikle günümüzde çok etkili bir silahtır. Bununla gerçekler örtülür, kitleler yönlendirilir, sureti haktan görüntü sağlanır, insanlar kandırılır, failler, suçlular gizlenir ve hep ödenecek fatura mazlumlara yüklenir. Görüntü parlatılır ama altı lağımdır.
Gerçeği örten/saptıran ve esası gizleyen bu dolaylı dil, bu dilin oluşturduğu çifte karakter, çifte inanç, çifte yaşam; İslam’da da ‘kafirlik’ ve ‘Münafıklık’ olarak tanımlanır. Bazı mezhepler ise bu duruma, kendilerini gizlemeyi meşrulaştırmak adına ‘takiyye’ der.
Dünyada ve Türkiye’de olanı biteni anlamak, kavramak için bu oyuna, bu dolaylı dile dikkat etmek gerekir. Farkındalığın başkaca yolu da yoktur.
Bu ikili dil esasta; gerçekleri, gerçekliği, bireysel çıkar ve siyasi ihtiyaçlara göre örtmek ve de yeniden düzenlemenin yoludur.
Bu ikili dil gerçeğe/gerçekliğe asla yaklaştırmaz, bulanıklaştırır. Hakikati göstermeye değil, saklamaya hizmet eder. Bu dil asla çıplak gerçeği ve var olanı temsil etmediği gibi, var olanı ve esas faili gizlemek için kullanılır.
Böylece perde gerisinde işler tıkır tıkır yürür, esas sorumlular itibarlı(!) şekilde yaşamaya devam eder.
Egemenler/yöneticilerin çifte ve örtücü dil kullanmasının sebebi, gerçeklerin millet tarafından bilinmesini, iktidarlarına tehdit görmelerinden dolayıdır.
Bu nedenle Türkiye’de, 1939’dan günümüze yapılan ekonomik, siyasi, askeri ve eğitim anlaşmalarının hiçbirinin amacı, detayı, esası ile yapılan ittifakların içeriğinden milletin bilgisi yoktur.
Peki, ikili dille fail/suçlu/özne, gerçek nasıl gizlenir?
***
Örnekler o kadar çok ki?
Gazete manşetlerine bakalım.
‘’Deprem, binlerce insanı öldürdü’’ haberinde özne yani fail kimdir?
Cevap: Deprem.
‘’Aşırı yağmurun yol açtığı sel, birçok can aldı’’
Özne yani fail kimdir?
Cevap: Yağmur ve sel.
‘’Çöken maden ocağında onlarca hayat söndü’’
Fail kim? Cevap: Kader.
Yani özne/fail olarak, deprem, sel ve maden ocağını öne çıkardığınızda gerçek sorumluları ve sebeplerini örter, gözden kaçırırsınız.
Böylece imar hataları, kamu malı yağması olan imar afları, şehir planlama hataları, yerel ve genel iktidar yetersizlikleri gizlenmiş olur…
Hatırlarsanız;
12 Eylül darbesini yapanlar da G. Orwell’ın 1984 romanında kullanılan çift düşünce ve çift dil kavramlarına nazire yapar gibi, binlerce insanın işkence görmesine, ‘’huzur ve düzen’’ diyordu.
‘’Memur ve emeklimizi enflasyona ezdirmedik’’ cümlesi, asgari ücret ve emekli maaşlarının açlık sınırının altında olduğu gerçeği karşısında, aslında esas fail/failleri gizleyemeyecek bir çift dillilik örneğidir.
Son siyasi süreçlerdeki gelişmeler, dışarıda ayrı mecliste ayrı davranışlar, millet lehine araştırma önergelerindeki samimiyetsiz retler ve gayri ahlaki transferlerdeki çift dil ve çift karakterliklere değinmiyorum bile.
Çünkü çiftler zirvede.
Devam edeyim;
ABD’nin, en son Venezuela baskını başta olmak üzere, Irak, Libya, Suriye işgalleri ve İşgale hazırlandığı İran’da suçlular sırasıyla, Madura, Kaddafi, Saddam, Esad, Hamaney’dir. Koskoca devlet başkanının kaçırılmasının adı kaçırılma değil yakalanmadır. Çünkü bir ABD mahkemesi yakalama kararı vermiştir ve üstüne şov malzemesi yapılmıştır.
Olayla ilgili kullanılan dil, öldürülen 100 kişiyi değil, ABD’nin hiç kayıp vermemesini öne çıkararak korkuyla karışık hayranlığa odaklanır ve dünyaya pazarlanır.
Böylece ülke ve liderlerin alaşağı edilmesinde esas fail/suçlu ABD hem gizlenir hem kutsanır.
Hâlbuki esas “fail”dir. Çünkü anılan ülkelerin halklarını gıda, sağlık ve her türlü ekonomik yaptırımla boğan, varlıklarını donduran, petrol tankerlerine el koyarak ülkeleri yoksulluğa mahkûm eden bizzat ABD’dir.
Böylece kıpırdayamaz hale getirdiği ülkelerin rejimlerini suçlu ilan ederek, halkı rejimlerine karşı kışkırtıp, içerden çöküşünün sağlayarak işgal eden/edecek olan esas fail kendisidir.
Yani yüzde 80’den fazlasına hâkim olduğu iletişim araçlarıyla ambargoyu görünmez kılıp, esas fail/özne olan kendisini gizlemekte ve bizimki dâhil tüm dünya medyası bu fail/suçlu gizleme oyununa gönüllü katkı sağlamaktadır. Niye acaba?
Türkiye’ye Kıbrıs harekâtında koyduğu ambargonun suçlusu, Kıbrıs’a çıktığı için Ecevit,
Askere çuval geçirmenin suçlusu, tezkere çıkarmayan Meclis,
F-35 programından atması ve paranın üstüne yatmasının suçlusu S-400 alan hükümettir.
Yani küresel düzeyde her hâlükârda ABD dışındaki ülkeler suçludur.
Dille gizlenen esas fail masumdur!
Vahim olanı ise;
Aynı anlayışın yerel iktidarlar tarafından da benimsenmesi ve düşünce hürriyetini kullanan herkesin suçlu ilan edilmesidir.
Oysa soru; yaşanılan sorunların esas fail’inin kim olduğu ve nasıl gizlendiği olmalıdır.
Hâlbuki bilerek ya da bilmeyerek bu çift dilliliği egemen kılan anlayışı benimsemek ve desteklemek, yerel/ küreselde iblis taraftarlığından ve iblis emperyalizme meşruiyet üretmekten başka anlam taşımayacaktır, bu ise apaçık münafıklık ve nifakçılıktır.