Ateş çemberindeki coğrafyamızda yaşananlar; bize bir kez daha gösterdi ki insanoğlu gibi toplum ve devletlerin ayakta kalma mücadelesinde en temel ilke düşmanı tanımakmış!
Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler; Cumhuriyet’imizin kurucu Mustafa Kemal Atatürk’ün, en büyük düşman olarak “Kapitalizm, Emperyalizm ve cehaleti" ilan etmekte ne kadar haklı olduğunu bir kez daha kanıtladı!
Tarih sayfalarındaki örneklerden de hareketle, var olmak ancak düşmanın bilinmesi ve tanınması ile mümkün ve artık herkes hemfikir olmalı ki, insanlığın ve ülkelerin en büyük düşmanı Emperyalizm.
Modern tanımıyla, “bir ülke/devlet ya da örgütün, diğer ülkelerin siyasi, sosyal ve ekonomik imkânlarını kontrol etmek, yönlendirmek ve gerektiğinde çökmek amacıyla uyguladığı yayılmacı politikalar bütünü” demek olan Emperyalizm, içerdiği güçten kaynaklı baskı ve zulümle, tarihin ilk zamanlarından itibaren ilkel ve basit türevleriyle de insanlığın aşina olduğu bir olgu.
Ancak 2. Dünya Savaşından sonra Emperyalizmin liderliğini devralan ABD ile gittikçe kabaran küresel hegemonya tutkusu günümüzde, bilindik metotları dışında başka bir evreye geçmiştir.
Artık hedef; sadece ülke yönetim ve kaynakları değil, tüm insanlığın, kendilerince belirlenmiş bir ideoloji (tek dünya devleti) ve mistik bir dinin mitosları etrafında toplamak şeklinde genişletilmiştir.
Mevcut askeri, ekonomik ve siyasi güçlerine din, kültür, edebiyat, felsefe, iletişim, medya, parapsikoloji yöntemlerini de ilave edip pekiştirerek, zihinleri de işgal etmiş, insanı adeta önden, arkadan, sağdan, soldan (Şeytanın iddiası gibi) kuşatarak tepkisiz yığınlar haline getirme ve mankurtlaştırma yolunda epey mesafe almıştır.
Ülkelere reva gördükleri üslup ise, tüm insanlığın onur ve haysiyetini ayaklar altına alan tehditkâr bir alenilik, pişkinlik, tutarsızlık, şımarıklık, cüretkârlık içeren temel değerlerden yoksun, aşağılık ve ahlaksız bir seviyeyi temsil etmektedir.
Sadece bu üslup ve sinsikalleşlikleri bile “insanım” diyen herkesi uyandırmaya yetmeli.
Bu sayede artık Emperyalizmin tüm maskeleri düşmüş, esasta İblis/Şeytanın tüm özelliklerini taşıyan/yansıtan gerçek yüzü ortaya çıkmıştır.
Dolayısıyla bu Şeytani durum; insani ve ahlaki duyarlılıklara haiz,ülke ve milli değerlerine yabancılaşmamış herkesin yüzleşmesi ve kafa yorması gereken bir sorundur artık.
Bireysel ve toplumsal yaşamları, bugün ve geleceği tehdit eden ve de tüm insanlığın efendisi gibi davranıp, hareket eden bu şeytani sürece herkesin yapabilecekleri oranında engel olması, insanlık için bir varlık/yokluk meselesidir.
Dolayısı ile insan kalmanın, kalabilmenin yegâne yolu zalim Emperyalizme karşı durmaktır.
Ve bunu yaparken TV’lerde gösterildiği gibi Emperyalizme sadece sonuçlar, propagandalar, yöntemler, politikalar, teknik ve stratejik açıdan bakmak, emperyalizme katkı sağlayarak esas sebepleri gözden kaçırmaya hizmet eder.
Bu sebeple tarihi, ekonomik, düşünsel, kültürel ve dini nedenlerin sorgulanmada esas alınması gerçek tanımayı ve tedbir almayı sağlayabilir.
Geçmiş yazılarımda Emperyalizmin; Hristiyanlaştırma, Uygarlaştırma ve ırkçılık sacayakları bağlamında tarihsel kaynaklarına değinmiştim, şimdide dini yani Kur’an açısından, emperyalizmin neyi ifade ettiği ve neye benzediğini aktarmaya çalışalım.
Belki gerçeğin bulunacağı sorgulamaya, fayda ve katlı sağlar.
Çünkü vaat edilmiş topraklar, beklenen Mesih, kıyametin hızlandırılması, Tanrının seçtiği(!) ulus gibi mistik/hurafe dini kavramlar havada uçuşurken, Allah’ın, insanların var olduğu andan itibaren Nebi/Resuller kanalıyla ilettiği ve Tevrat, Zebur, İncil dâhil tüm vahiyleri içinde barındıran doğru kaynaktan bahsetmemek olmaz.
Bu konuda ise bazı yazılarımda atıfta bulunduğum, Bursa’da ikamet eden ve Kur’an’ı, Kur’an’dan Kur’an’ca anlama yöntemiyle Atatürk ve Kur’an’ı hakkaniyetle aktarmak amacına matuf birçok eseri bulunan mütefekkir Sedat Şenermen’in tespitlerini aktarmaya çalışayım.
***
Şenermen; ‘İçimizdeki, dışımızdaki, bireysel, yerel ve küresel ŞEYTAN’ adıyla yayınladığı ve bu alandaki belki de tek olan ve çok geniş kaynakçaya sahip kitabında, Kur’an merkezli olarak kendimiz dâhildüşmanın kim olduğunu ve karakteristik özelliklerini geniş bir şekilde anlatmış.
Kendimiz, çevremiz, yönetimimiz ve küresel yani emperyalizm karakteristikleri açısından tanıdık gelecek ama belki de farkına bile varmadığımız düşman/düşmanlıkların kaynağı İblis/Şeytan’a çok detaylı olarak değinmiş. Böylece dışımızdakilerle beraber kendimizi de tanımış oluyoruz.
Adeta bir formül, bir filtre, bir turnusol kâğıdı gibi.
Bulanıklık kaybolup, her şey netleşiyor.
Şenermen, düşmanlık kaynağının ne, kim olduğu ile ilgili önce İblis/Şeytan tanımıyla başlıyor;
‘’İçimizdeki şeytan İblis’tir. Tüm Kur’an’da 11 kez geçer. İblis/Şeytanı anlatan kavramlar ise 27 adettir. Her insanın alt beyninde bulunan olumsuz akli meleke İblis’tir. Tüm insanlarda bulunan bu olumsuz akli meleke yani İblis tek olduğu için, Kur’an’daki kullanımlarının tamamı da hep tekildir.
Alınan duyulara, olgulara, algılara karşı ilk zihinsel tepkiyi, yönlendirmeyi İblis yapar. Onun yönlendirmesinin eylem haline dönüşmesi Şeytanlık, bu tür eylemleri yapan kişi de Şeytan’dır. (Yani İblis düşünce, Şeytan/şeytanlık eylemdir. Ü.C)Buna dışımızdaki bireysel Şeytan diyoruz.
…İblis’in yönlendirmeleriyleŞeytanlaşanlar, Kur’an’da ‘O ve kabilesi’ şeklinde niteleniyor. İşte dışımızdaki bu bireysel insan şeytanları örgütlü, toplumlu, kurumsal olmaları halinde ise şöyle tanımlanmaktadır. a) Şeytan evliyası (Araf 27,30), b) Şeytani topluluk –Hizbü-ş Şeytan (Mücadele 19), c) Şeytanın orduları (Şuara 95).
Bunların birçok ülkede değişik ad ve unvanlar altında STK olarak örgütlendikleri gözlemlenebilir.
Küresel Şeytan ifadesinin bize göre tam karşılığı ise Kur’an’daki ‘tağut’ sözcüğüdür. Bakara 257’ deki kullanımında bu durum açıkça görülecektir.’’
Sonraki yazıda İblis/Şeytan kavramlarının Emperyalizmde nasıl vücut bulduğu görülecektir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ümit CAN
Emperyalizm Nedir, Neye Benzer?
Ateş çemberindeki coğrafyamızda yaşananlar; bize bir kez daha gösterdi ki insanoğlu gibi toplum ve devletlerin ayakta kalma mücadelesinde en temel ilke düşmanı tanımakmış!
Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler; Cumhuriyet’imizin kurucu Mustafa Kemal Atatürk’ün, en büyük düşman olarak “Kapitalizm, Emperyalizm ve cehaleti" ilan etmekte ne kadar haklı olduğunu bir kez daha kanıtladı!
Tarih sayfalarındaki örneklerden de hareketle, var olmak ancak düşmanın bilinmesi ve tanınması ile mümkün ve artık herkes hemfikir olmalı ki, insanlığın ve ülkelerin en büyük düşmanı Emperyalizm.
Modern tanımıyla, “bir ülke/devlet ya da örgütün, diğer ülkelerin siyasi, sosyal ve ekonomik imkânlarını kontrol etmek, yönlendirmek ve gerektiğinde çökmek amacıyla uyguladığı yayılmacı politikalar bütünü” demek olan Emperyalizm, içerdiği güçten kaynaklı baskı ve zulümle, tarihin ilk zamanlarından itibaren ilkel ve basit türevleriyle de insanlığın aşina olduğu bir olgu.
Ancak 2. Dünya Savaşından sonra Emperyalizmin liderliğini devralan ABD ile gittikçe kabaran küresel hegemonya tutkusu günümüzde, bilindik metotları dışında başka bir evreye geçmiştir.
Artık hedef; sadece ülke yönetim ve kaynakları değil, tüm insanlığın, kendilerince belirlenmiş bir ideoloji (tek dünya devleti) ve mistik bir dinin mitosları etrafında toplamak şeklinde genişletilmiştir.
Mevcut askeri, ekonomik ve siyasi güçlerine din, kültür, edebiyat, felsefe, iletişim, medya, parapsikoloji yöntemlerini de ilave edip pekiştirerek, zihinleri de işgal etmiş, insanı adeta önden, arkadan, sağdan, soldan (Şeytanın iddiası gibi) kuşatarak tepkisiz yığınlar haline getirme ve mankurtlaştırma yolunda epey mesafe almıştır.
Ülkelere reva gördükleri üslup ise, tüm insanlığın onur ve haysiyetini ayaklar altına alan tehditkâr bir alenilik, pişkinlik, tutarsızlık, şımarıklık, cüretkârlık içeren temel değerlerden yoksun, aşağılık ve ahlaksız bir seviyeyi temsil etmektedir.
Sadece bu üslup ve sinsi kalleşlikleri bile “insanım” diyen herkesi uyandırmaya yetmeli.
Bu sayede artık Emperyalizmin tüm maskeleri düşmüş, esasta İblis/Şeytanın tüm özelliklerini taşıyan/yansıtan gerçek yüzü ortaya çıkmıştır.
Dolayısıyla bu Şeytani durum; insani ve ahlaki duyarlılıklara haiz, ülke ve milli değerlerine yabancılaşmamış herkesin yüzleşmesi ve kafa yorması gereken bir sorundur artık.
Bireysel ve toplumsal yaşamları, bugün ve geleceği tehdit eden ve de tüm insanlığın efendisi gibi davranıp, hareket eden bu şeytani sürece herkesin yapabilecekleri oranında engel olması, insanlık için bir varlık/yokluk meselesidir.
Dolayısı ile insan kalmanın, kalabilmenin yegâne yolu zalim Emperyalizme karşı durmaktır.
Ve bunu yaparken TV’lerde gösterildiği gibi Emperyalizme sadece sonuçlar, propagandalar, yöntemler, politikalar, teknik ve stratejik açıdan bakmak, emperyalizme katkı sağlayarak esas sebepleri gözden kaçırmaya hizmet eder.
Bu sebeple tarihi, ekonomik, düşünsel, kültürel ve dini nedenlerin sorgulanmada esas alınması gerçek tanımayı ve tedbir almayı sağlayabilir.
Geçmiş yazılarımda Emperyalizmin; Hristiyanlaştırma, Uygarlaştırma ve ırkçılık sacayakları bağlamında tarihsel kaynaklarına değinmiştim, şimdide dini yani Kur’an açısından, emperyalizmin neyi ifade ettiği ve neye benzediğini aktarmaya çalışalım.
Belki gerçeğin bulunacağı sorgulamaya, fayda ve katlı sağlar.
Çünkü vaat edilmiş topraklar, beklenen Mesih, kıyametin hızlandırılması, Tanrının seçtiği(!) ulus gibi mistik/hurafe dini kavramlar havada uçuşurken, Allah’ın, insanların var olduğu andan itibaren Nebi/Resuller kanalıyla ilettiği ve Tevrat, Zebur, İncil dâhil tüm vahiyleri içinde barındıran doğru kaynaktan bahsetmemek olmaz.
Bu konuda ise bazı yazılarımda atıfta bulunduğum, Bursa’da ikamet eden ve Kur’an’ı, Kur’an’dan Kur’an’ca anlama yöntemiyle Atatürk ve Kur’an’ı hakkaniyetle aktarmak amacına matuf birçok eseri bulunan mütefekkir Sedat Şenermen’in tespitlerini aktarmaya çalışayım.
***
Şenermen; ‘İçimizdeki, dışımızdaki, bireysel, yerel ve küresel ŞEYTAN’ adıyla yayınladığı ve bu alandaki belki de tek olan ve çok geniş kaynakçaya sahip kitabında, Kur’an merkezli olarak kendimiz dâhil düşmanın kim olduğunu ve karakteristik özelliklerini geniş bir şekilde anlatmış.
Kendimiz, çevremiz, yönetimimiz ve küresel yani emperyalizm karakteristikleri açısından tanıdık gelecek ama belki de farkına bile varmadığımız düşman/düşmanlıkların kaynağı İblis/Şeytan’a çok detaylı olarak değinmiş. Böylece dışımızdakilerle beraber kendimizi de tanımış oluyoruz.
Adeta bir formül, bir filtre, bir turnusol kâğıdı gibi.
Bulanıklık kaybolup, her şey netleşiyor.
Şenermen, düşmanlık kaynağının ne, kim olduğu ile ilgili önce İblis/Şeytan tanımıyla başlıyor;
‘’İçimizdeki şeytan İblis’tir. Tüm Kur’an’da 11 kez geçer. İblis/Şeytanı anlatan kavramlar ise 27 adettir. Her insanın alt beyninde bulunan olumsuz akli meleke İblis’tir. Tüm insanlarda bulunan bu olumsuz akli meleke yani İblis tek olduğu için, Kur’an’daki kullanımlarının tamamı da hep tekildir.
Alınan duyulara, olgulara, algılara karşı ilk zihinsel tepkiyi, yönlendirmeyi İblis yapar. Onun yönlendirmesinin eylem haline dönüşmesi Şeytanlık, bu tür eylemleri yapan kişi de Şeytan’dır. (Yani İblis düşünce, Şeytan/şeytanlık eylemdir. Ü.C) Buna dışımızdaki bireysel Şeytan diyoruz.
…İblis’in yönlendirmeleriyle Şeytanlaşanlar, Kur’an’da ‘O ve kabilesi’ şeklinde niteleniyor. İşte dışımızdaki bu bireysel insan şeytanları örgütlü, toplumlu, kurumsal olmaları halinde ise şöyle tanımlanmaktadır. a) Şeytan evliyası (Araf 27,30), b) Şeytani topluluk –Hizbü-ş Şeytan (Mücadele 19), c) Şeytanın orduları (Şuara 95).
Bunların birçok ülkede değişik ad ve unvanlar altında STK olarak örgütlendikleri gözlemlenebilir.
Küresel Şeytan ifadesinin bize göre tam karşılığı ise Kur’an’daki ‘tağut’ sözcüğüdür. Bakara 257’ deki kullanımında bu durum açıkça görülecektir.’’
Sonraki yazıda İblis/Şeytan kavramlarının Emperyalizmde nasıl vücut bulduğu görülecektir.