SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Emperyalizmin Şark İştahı, Ermeniler ve Bizimkiler!

Yazının Giriş Tarihi: 28.04.2022 23:53
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.04.2022 11:53

Ülkemize her sene değil sürekli yaşatılan ve siyasiler başta olmak üzere içerdekilerin niyetlerini, modern teslimiyetçi kültürün uşaklarını ortaya çıkaran bir turnusol kâğıdı işlevine sahip olmayı sürdürüyor bu Ermeni konusu.

Sadece bu konu değil mesele, Kürt, Rum ve Lozan ilavesiyle, her açıdan parça pinçik edilmemizi, pılımızı pırtımızı toplayıp geldiğimiz(!) yere sürülmemizi hedefleyen esasta Sevr meselesi bu.

***

Ama Batı, Türkiye dâhil Doğu üzerindeki sömürme hedeflerini, açgözlülüğünü, barbarlığını örtme anlamında sanki insanı/insanlığı düşünüyor(muş) gibi Şark Meselesi şeklinde yumuşatmış kaşıyacağı konuları!

Aynı vahşi emperyalizmin küreselleşme adıyla yumuşatılması gibi…  

Sebebi, rahat yutmaya uygun şekillendirmek, yumuşatmak.

Şark, Globalleşme, Küreselleşme, Ilımlı/yumuşak İslam gibi…

Sonra iklime göre seçer ya da toplu kullanır Kürt, Ermeni, Rum, Azınlıklar vb gibi alt başlıkları.

Şimdi Ermeni kartı kullanılıyor.

***

Bir kere bu geldiğimiz yer masalı/yalanını merak edenler ya da gerçeklerin peşinde olanların, bilimsel araştırmalara bakması gerekir.

Bilim adamlarının -yabancı/yerli- yaptıkları DNA ve karbon testlerine göre Türkler, en az 10-12.000, Kazım Mirşan’ın bulgularına göre ise 35 bin yıldır Anadolu’da.

Yani Türklerin türeneği bu topraklar. (Bkz. Prof. Osman Karatay)

Bu temcit pilavına dönen şantaj ve iftiralara gelecek olursak;

İlk dikkat çeken şey, dışarıdakilerle beraber içerdekilerin komut almışçasına, milli devlet ve Türkler söz konusu olduğunda gösterdikleri onulmaz saldırganlıkları.

Bunlar neoliberal küreselleşmenin entelektüel tetikçiliğine soyunan ABD/AB kulu tarihçiler, gazeteciler, aydınlar(!) ve bazı siyasiler ile ABD/AB ambalajlı soykırım(!) baskısına gösterilen milli ve insani tepkiyi zayıflatmak için her platformda dil döküp kalem oynatanlar yani tarihle yüzleşme riyakârlığına gönüllü öncülük edenler.

***

Bunlar çok ağır ve organize bir insanlık suçunun işlenmesi konusunda her türlü araç/baskı/ devşirme kullanılarak itirafçılığa zorlanan bir devlet ve milletin, böyle bir isnadı hem maksatlı, hem gerçek dışı hem de alçakça bularak şiddetle reddetmesinin, insani ve ahlaki tavır olduğunu düşünemeyecek kadar aklı ve vicdanı körleşmiş ama herkesi de tahakküm altına alma çabası sergileyen çıkarcı güruhu.

Eğer bir insanlık suçu aranıyorsa ağababalarının yakın tarihinin esas gerçek olduğunu görmezden gelip, aynen ağababalarının yaptığı gibi insan hakları, demokrasi, vicdan postlarına bürünerek yaptıkları çakallık tutmuyor çünkü arkaları açıkta artık.

Bunlar bilmiyorlar mı, Batı ile ilişkilerimizin kritik ve kronik başlıklarının, Hristiyan azınlıkların ihya edilmesi, etnik/kültürel hakların, ayrılıkçılığa altyapı hazırlama kapasitesi ve itirafçılığa zorlama konuları olduğunu?

Bilirler elbette ama gaflet ve hıyanet böyle bir şey.

***

Savaşta olan bir devletin, gözü gibi bakıp türlü ayrıcalıklar sağladığı nankör tebaası tarafından hem de düşmanla işbirliği yapılarak sırtından vurulmasının zorunlu tedbiri olan tehcir meselesinin, bir insanlık suçu(!) olarak kullanılmasını sağlayan önce İngiliz propaganda aygıtı, sonrasında ise ABD.

Tarihçi Prof. Justin Mc Carty bu propaganda aygıtının kirli bilgide çok başarılı olduğunu belirtiyor ve şunları söylüyor: ’’… O dönemde öldürülen Türk-Kürt sayısı yaklaşık 3 milyon, Ermeni sayısı ise 600 bin… Yaptıkları katliamların hesabının özellikle Kürtler tarafından sorulacağı korkusuyla, Ruslar çekilirken onlarla beraber Trans-Kafkasya’ya kaçtılar… Osmanlı’nın tehcir ettiği insanlar, Osmanlı’nın verdiği savaşa ve sivil halka tehdit oluşturabilecek bölgelerde yaşayanlar… Osmanlı öldürmek yerine uzaklaştırmayı tercih etti.’’  

***

Bu konuda arşiv, kazı ve bilimsel bulgulara sahip Prof. Yusuf Halaçoğlu’na da bakılmalı.

Günümüzde ise bu mesele ABD tarafından jeostratejik hamle, iç siyasette etnik lobiler üzerindeki denge ve Türkiye’nin ABD’ye olan stratejik bağımlılığını pekiştirme aracı olarak kullanılmaktadır. 

Mesela ABD’nin çıkarına uygun meselelerde nasıl adım adım gittiğine bir örnek verelim:

ABD’nin tehcirle ilgili tarih aralığı 1998’e kadar 1915-1919 şeklinde idi.

24 Nisan 1998’de Clinton tarihi 1915-23 aralığına uzatarak tehcir ve kıyımdan söz etti.

Mart 2010 tarihinde ise ABD Temsilciler Meclisi’nin 252 numaralı karar tasarısı, bulgular başlıklı 2. Md. 1. Fıkrası şöyle:

Ermeni soykırımı, Osmanlı İmparatorluğu tarafından tasarlanmış ve 1915’ten 1923’e kadar uygulanmıştır.’’

İşte bu sinsiliği ile tanınması gereken ABD tarafından suçlu ilan edilme korkusu, Türkiye üzerinde sürekli bir baskı aracına dönüyor.

Sürekli sopa-havuç döngüsü.

***

Başkan mesajlarını dört gözle bekleyen, başkan o kelimeyi kullanmadığında avunan/övünen kullandığında ise celallenen(!) ülke idarecileri bu baskı aracı işlevselliğinin en canlı göstergesi.

Siz, Emperyalist Batı merkezli tarih anlayışının toplum mühendisliğine soyunup Lozan’ı, Montrö’yü, dini ve etnik azınlıkları tartışmaya açar, tehcir tartışmaları olduğunda, ‘tarihle yüzleşme edebiyatı’na sarılır üstüne ülkemize yönelik suçlama, hakaret ve iftiraların zirve yaptığı ‘Ermeni Konferansı’ düzenler, milli devlet ve milli tarih bilincini hasarlarsanız, ülkede ABD/AB gönüllü teslimiyetçi/işbirlikçilerinin hem sayısını hem de cesaretini artırırsınız.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..