SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Gölge oyunları-2/Yol haritaları

Yazının Giriş Tarihi: 11.04.2022 11:25
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.04.2022 11:25

Bir yetkili tarafından söylenmişti seçimler sırasında, gülmüştük ama aslında genel anlamda tam da Türkiye’de neler olduğunu anlatan bir cümleydi:

‘’Hiçbir şey olmasa bile kesin bir şeyler oldu…’’

Evet, hiçbir şey olmuyor gibi görünüyor ama bir şeylerin olduğu kesin hem de sessiz sedasız. Hem de öyle böyle değil, ülkenin bütün katmanlarını etkileyecek şekilde sistemini, sosyolojisini, demografisini yapısal olarak değiştirecek şeyler/gelişmeler yaşanıyor ama suskunluk sarmalında herkes.

Aslında ülkemiz üzerinde kurgulanan oyuna uygun gelişmeleri 1980’e, 1960’a, 1950’ye hatta 1938’e götürmek mümkün. Bu zaman dilimlerinin, yeni devlet binasının baştan aşağıya restore edilme yılları olduğu (Marshall yardımı, NATO, Üs’ler, Barış gönüllüleri, Fulbright komisyonu, darbeler v.b.) ve artık sıranın, devletin mevcut çatısının yıkılıp kaldırılarak şekli belirlenmiş yeni çatının, restore bittikten sonra binaya oturtulmasına geldiği ayan beyan ortada.

Oturtulmak istenen çatı şeklinin ne/nasıl olduğu ve zamanı belli mi?

Evet, planlanan/istenen zaman 2023. 

Şekli ise gelişmeler ışığında yani o da belli.

Çünkü küresel güç sözcülerinin yaptığı açıklama, yönlendirme ve vurgulanan işaretler ile buna paralel ülkemizde gerçekleşenler şeklin ne olacağını yeterince açıklıyor.

***  

Konunun net anlaşılabilmesi için oyunu kurgulayanların açıklamalarına devam edelim;

CİA istasyon şefi Paul Henze, 1993’te hazırladığı/hazırlattığı raporda; “Atatürk ilkeleri yenidünya düzeniyle birlikte ölmüştür” denildikten sonra, “İran ve Arap sermayesiyle desteklenen köktendincilik Türkiye için tehdit oluşturmamaktadır” ifadesiyle gerçek amaç ortaya konulmuştur.

Daha o tarihte Türkiye için öngörülen model rolün “İslami Cumhuriyet” olduğu açıklanmış ve ana projenin yıllar sonra uygulanacak amacını belli etmiştir.

P.Henze, bu modelin nasıl olacağını da açıklamış:

‘’’Türkiye’de federalizmle büyüyecek, İstanbul başkentli, Yakındoğu Federasyonu kurulabilir ama önce Kürtlerle yakınlaşmak gerekir. İslam’ın ipine sarılarak birlikte mücadele edilmeli çünkü düşman ortak; laik ve Sosyal devlet’

Kürtlerle yakınlaşmak için adı ‘’demokratik açılıma’’ dönüştürülen; ‘’Kürt açılımının’’ yapılmasının önündeki engelin Anayasa Mahkemesi olduğunu söyleyen de Henri Barkey. (2010’dan başlayarak 15 Temmuz’a giden sürecin en aktif ismi)

Ona destek olarak, Anayasanın Laikliği kaldıracak şekilde değiştirilmesini isteyen ve bu konuda Huntington ve Fuller’le aynı görüşü paylaşan ise Hudson Enstitüsünden J.O’Sullivan.   

***

Meşhur S.Huntington ise Türkiye’nin, İslam’ın çekirdek devleti olması için gerekli tarihe, nüfusa, orta düzey bir ekonomik gelişmişliğe, askeri yetenek ve geleneğe sahip olduğunu, artık İslam’a liderlik edebilecek noktaya geldiğini, ancak bu aşamada yapılacak şeyin, Atatürk’ün mirasını reddetmek olduğunu belirtiyor.

Ve yine devam ediyor:

‘’Atatürk’ün Türkiye’yi net biçimde laik bir toplum olarak tanımlaması, Türkiye Cumhuriyeti’nin bu rolü Osmanlı İmparatorluğu’ndan devralmasını önlemiştir. Türkiye kendini laik bir ülke olarak tanımladığı sürece İslam liderliğine soyunma olasılığı yoktur. Oysa Türkiye, İslami rejim ve İslam ülkeleri liderliğini sürdürmeliydi.’’

Türkiye sevdalısı(!) CİA ajanları, stratejistler, siyaset bilimcileri ve tarihçilerin, Türkiye’ye biçtiği rol ve giydirmeye çalıştığı elbiseye, onları bu projelerle ilgili görevlendiren “Başkanların destek” vermemesi düşünülemez tabii.

Nitekim Marmara depreminden sonra ülkemize gelen Başkan Bill Clinton, bu coğrafya ile ilgili yaşadıkları sıkıntıya(!) çözümü(!) de bulmuş:

“İslam dünyasının bir başı yok. Hıristiyanlığın papalık gibi bir kuruluşu var. İslâm dininin gerçek bir lideri olsa, onu Beyaz Saray'a çağırır, diyalog başlatırdık.”

Başka bir açıklamasında ise şöyle söylüyor:

"Bir halife istiyoruz ki, Beyaz Saray'da onunla görüşelim. Müslümanlarla sorunu bir tespihin imamesi gibi tek adamla çözelim."

Yani, adam açıkça, “Müslümanlar tek bir imame/halifeye bağlansın, imame/halifenin yer aldığı tespih emperyalizmin elinde olsun, o Halife tek bir komutla, toplumun alış-veriş düzenlerinden bütün sosyal/siyasi hayatlarına kadar bütün düzenlerini değiştirebilecek biri olsun” diyor.

***

Batı/Emperyalistlerin siyasetlerindeki devamlılık ve tutarlılığa gıpta etmemek mümkün değil. Çünkü İngiltere derin devletinin en derinlerinden tarihçi Arnold Toynbee de içerik olarak aynı şeyleri söylemişti. Toynbee’ye göre; ‘’Güney Müslümanlığı Tunus’tan, aynı şeridi takiben Hindistan/Pakistana uzanan ve ağırlıklı oalarak Eşari/Şafii olan Müslümanlardır. Aklı rafa kaldıran ve biat kültürüne amade toplumlardır ve kullanılmaları kolaydır. Kuzey Müslümanlığı ise Semerkand başlangıçlı Batı’ya uzanan çizgi olup, aklı esas alan, biat kültürüne amade olmayan Maturidi /Hanefi’dir. Bizim için tehlikeli olan Kuzey Müslümanlığıdır’’

Şimdi sorunun sırası geldi:

Mustafa Kemal Atatürk hangi Müslümanlığı temsil etmektedir?

Aktarmaya çalışılan yol haritalarından daha fazlası var ama bu kadar yeterli. Şimdiye kadar bahsedilenlerden çıkan sonuç;

Batı/Emperyalizmin, Türkiye’de, düşman oldukları ve yok etmeye çalıştıklarının ne olduğunun belli olması. Bunlar; Atatürkçülük, Laiklik, Anayasa, üniter yapı, Cumhuriyet değerleri.

Peki, istedikleri nedir? Federe devletlerden oluşacak Konfedere İslam devleti, Halifelik, Vatikan tarzı dini yapı.

Sonraki Gölge oyunları yazılarında, ülkemizdeki operasyon ve uygulamalara değinerek, yol haritalarının neresinde olduğumuzu resmedebiliriz…


 

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..