SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Gölge oyunları-3 / Akıl-ekonomi

Yazının Giriş Tarihi: 21.04.2022 12:58
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.04.2022 12:58

Gölge oyunlarının ilk iki yazısında, 1989’da soğuk savaşın bitiminden itibaren, Türkiye için öngörülen/belirlenen rol/rejim/siyasetle ilgili birinci ağızlardan açıklanan yol haritalarının zeminini döşeyen algı operasyonları ve uygulamalara geçmeden önce, bu haritaların uygulanmasını sağlayan nerdeyse zorunlu kılan ekonomik halimize/tercihlerimize de bakmak gerekiyor.

Ancak önce bir tespitle başlayalım.

Anlaşılan o ki, 1939’lardan bugüne kadar Türkiye’yi yönetenlerin siyasi, sosyal ve ekonomik tercihlerinin bizi getirdiği adres şimdi de görüldüğü gibi çıkmaz ve sorunlu sokaklar.

Ve belki de bunun en önemli nedeni mensubu olduğumuz İslam’ın, aklı temel alan damarının sürekli baskılanması, etkinliğinin azaltılması, dışlanması ama buna mukabil akıl karşıtı olanların ise güçlendirilmesi.

Böylece Duygu/His egemen kılınmak suretiyle din, aklın önünü kesme aracı olacak şekilde dönüştürülerek, kitlelerin akılsızlaştırılması ve Allah ile aldatılması kolaylaşıyor, ne için? Aslını, esasını gölgelerle gizlemek için elbette.

Yaşadığımız yalanlara hem de büyük yalanlara, vaatlere kanmamıza, çelişkilerimize, aynı oyunlar tekrar tekrar oynanmasına rağmen ibret alınmamasına, kolayca aldatılmamıza, olayları/gelişmeleri anlamadığımıza, büyük resmi kavrayamamamıza, kavramların beynimizde olması gereken karşılıklarının olmamasına bakıldığında, bu milletin aklı, zamana yayılmış şekilde uzunca bir süredir suikast kurbanı olmuş görünmektedir.

Uzun soluklu bu suikast bugün de sürmektedir. Siyasetinden üniversitelerine, medyadan kurumlara kadar, bu milleti akılsızlaştırmak ve düşünme yeteneklerini felç etmek için son derece bilinçli bir çaba gösterilmiş adeta. Yani bir algılama ve değerlendirme bozukluğuna uğratılmışız.

Böyle olunca da ne ABD’yi ne Avrupa’yı ne de Rusya/Çin’i kısaca emperyalizmi anlamıyor, tanıyamıyoruz. Uzun tarihsel medeniyet birikimlerimizi ve aklı temel almak yerine, kolaycı/fırsatçı duygu yüklü/sloganik tercihlerimizle dost her an düşman, düşman her an dost olabiliyor. İç/dış politikalarımızda, ekonomik tercihlerimizde kurumsallık yerine yönü her an değişebilen rüzgâr gibi değişebilip, tabiri caizse yaprak gibi savruluyoruz.

Unutmayı ve akli olamamanın getirdiği ahmaklaştırmayı yenmenin yolu öncelikle onu görebilmek/fark etmekten geçer. Aklı elde etmek için mücadele etmek gerekmektedir.

***

Emperyalizmin, dün Balta Limanı sömürge anlaşması ve Tanzimat fermanı olarak ayağımıza taktığı ekonomik/siyasi pranga, Atatürk döneminde çıkarılmış ancak sonrasında üretilen yapay korkular (Rus tehdidi) ve yapay ideolojilerle (Siyasal İslam/Ümmetçilik) tekrar takılmıştır.

ABD’nin bizim çocuklar dediği kadronun yaptığı 12 Eylül darbesi ile de açık pazar haline getirilip, ayağımızdaki prangaların pekiştirilip çok daha sıkılaştırılması sağlanmıştır.

Batı’nın istediği sömürge modeli Özal’la başlayıp, Derviş-Babacan ve Şimşek’le devam etmiş ve sıcak paranın bol olduğu zamanlarda yüksek faizli borçlanmanın getirdiği ithalata dayalı yalancı refah hem devleti hem de çılgınca tüketmeye alışmış vatandaşları, sadece bugün değil, gelecekte de borç batağına sürükleyerek duvara çarpmıştır.

Halbuki akli davransaydık, kurtarıcı olarak gelen Kemal Derviş’in 1977’de, Dünya Bankası adına Türkiye için hazırladığı raporu hatırlar, tuzağa düşmezdik.

Ne diyor Derviş; ‘’Türkiye’nin sanayileşme stratejisinde değişiklik yapmak gerekmektedir. Bu ölçüde büyük bir ticaret açığı ile sanayileşme sorununu çözmek olanaksızdır. Onun için kimya, temel makine ve imalat, maden işleme gibi ağır sanayilerde gelişme beklemek gerçekçi değildir. Kaynaklar ihracata yönelik hafif sanayi dallarına kaydırılmalıdır. Ağır sanayiden gelişme beklenmemelidir... Türkiye ancak büyük teknoloji gerektirmeyen hafif sanayi alanlarında rekabet edebilecek durumdadır. Bunu da devalüasyon sağlayabilir.’’

ABD’li etkin bir bankacı ise şöyle söylüyor; ‘’…Türkler bir türlü o kahrolası kalkınma programlarından vazgeçmiyorlar.’’

Neticede vazgeçtik, barış ekonomisi olarak adlandırılan tekstil ile turizme döndürüldük ve Derviş’in organizesinde ekonomi, küresel isteklere uygun hale getirildi, bahsedilen isimlerle de raylar döşendi. İronik olansa bu sömürü ekonomisinin mimarlarından Babacan hala genç Derviş rolünde ve aynı oyun.

Biz bu hafıza kaybı ve ahmaklıkla çok ekonomik sıkıntılar çeker, çok şantajlara ve dayatmalara maruz kalır, çok bedel öderiz…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..