SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Gölge oyunları!

Yazının Giriş Tarihi: 06.04.2022 11:28
Yazının Güncellenme Tarihi: 06.04.2022 11:28

Gösterildiğinin aksine, Türkiye’de siyasal süreçlerin karanlık bölgeleri, aydınlık(!) olanlardan daha geniş yer kaplıyor hatta yer bırakmıyor.

Bu karanlık alan, kayıt dışı ekonomi gibi karanlık ilişkilerin, gizli hedeflerin ve bunları örten yalanların-takkiyenin- geçerli olduğu, milletin kontrolünden uzak, kapalı devre işleyen bir siyaset sahnesi oluşturuyor.

Aynen geleneksel gölge oyunu gibi…

Adım adım, alıştıra alıştıra benimsetilen bu oyunun sondan bir önceki perdesini de sonunda gördük; eli kolu her yere uzanabilecek kudret ve yetkiyle donatılacak olan Diyanet akademisi ve Arapçanın öncelendiği Kur’an Eğitim merkezleri.

Düşünüyor insan, acaba dini eğitimde eksik ya da ihtiyaç var da bunu gidermek için mi böyle bir yapıya ihtiyaç duyuldu?

Hayır, aksine 2011’de sadece 22 İlahiyat Fakültesi varken, 2019 itibarıyla bu sayı 105’e çıkmış. (kaynak; DİB)

O zaman neden böyle bir yapı/kurum?

Sebebin kökleri oldukça uzak tarihe dayansa da anlamak için yakın tarihten, 1989-90’dan bakmak yeterli.

Bilindiği gibi soğuk savaş dönemindeki Türkiye’nin rolü NATO dolayısıyla ABD tarafından Sovyetlere baraj –yeşil kuşak- olarak belirlendi ama Sovyet yıkılışından sonraki yenidünya düzeninde Türkiye’ye hangi görev verilecek, Türkiye’yi ne bekleyecekti.

Tabii verilecek yeni rolle beraber, bu rolün hakkıyla yerine getirilmesi ve bir sorun çıkmaması için ülkenin her yönüyle yeniden şekillendirilmesi gerekiyordu.

Yeni rolün ilk işareti, CİA Ortadoğu masası eski şefi G. Fuller’den geldi. Ajan Fuller’e göre; ‘’ Türkiye, artık ulusal kimliğini, yörüngesini, dünyadaki rolünü, hatta İslam’ın günlük yaşamdaki rolünü, yerini yeniden düşünmelidir. Türkiye, demokrasi ile İslam’ın bir arada yaşatabileceği modern bir formül bulsa, İran ve Arap Dünyasına olağanüstü büyük bir entelektüel öncülük yapmış olur. İslam dünyası için geleceğin modeli olur’’.(26 Şubat 1990)

(Bu arada Fuller, Atatürk’ün düşünceleri, çağı için son derece güçlü düşüncelerdi ama… diyerek, güzelleme yapmayı ve duyarlı kesimleri ürkütmemeyi de ihmal etmiyordu. Tabii akıllı(!) duyarlı kesimler ‘ama’yı atlıyordu.)

Velhasıl bu konuşmasıyla bizdeki muhafazakârların(!) tarihten/gerçeklerden kopuk bilinçaltını açığa çıkararak bir büyük ümmet devletinin(!), yeni bir Osmanlı(!) versiyonunu sunuyordu.

Onlar için önemliydi bu proje. Tek tek 60 Müslüman ülke ile uğraşıp duracaklarına, karşıtlıklar üzerinden beslenen oryantal İslamcılarla birlikte kendileri için risk taşımayan, alternatif olamayacak biçimde budanmış, ehlileştirilmiş, ılımlılaştırılmış  İslam’ın(!) hilafetini elinde bulunduran bir kişi/bir ülke sorunu hallederdi ve bu ülke iktidarı ve muhalefetiyle ABD’den gelen her göreve evet diyen, diyecek olan Türkiye olmalıydı. (Evet muhalefette, Rus-Ukrayna savaşında ille de NATO, ABD sayıklamasıyla emre amadeye hazır olduğunu gösterdi)

Bize biçilen rol belirlenince, arkasından bu rolü pekiştirmek için diğer işaretler ve yol haritaları peş peşe gelmeye başlayacaktı ve geldi de. Devamında ise taşların döşenmesine ve amaca uygun taş döşemeye gönüllü (bu konuda sıkıntı yaşamayacağı aşikâr, heveslisi çok) ve en kullanışlı olanların seçilmesine gelecekti sıra.

S.Huntington’n tezini açıklarken sarf ettiği cümle, bizi neyin beklediğini göstermesi açısından uyarıcıydı; ‘’Demokrasinin mutlaka laikliğe dayanması gerekmez’’.

Dini kavramların içini boşaltıp yeniden tanımlamakta önemliydi menzile varmak için. Bu bağlamda Kur’an’ı tahrif etme çabasını içeren yeni kavram, yumuşacık ‘’Ilımlı İslam’’dı ve ilk kez, Amerikan Barış Enstitüsünden Daniel Pipes tarafından kullanıldı.

Hudson Enstitüsünden J. O’Sullivan ise Türkiye’nin laiklik anlayışı artık değişmek zorunda ve bu değişimi garanti altına alıp koruyacak bir anayasa gelmek zorunda diyordu!...

(Cumhur ittifakı zaten bu yolun yolcusu olur da 6’lı millet ittifakı durur mu? Onlar da illa 1921 Anayasası diye tutturur…)

Peki, sonra ne olacak? Devam edeceğim ama önce sürece değinelim ki, çerçeve ortaya çıksın.

Dolayısıyla Diyanet akademisinden başladık ama mecburen kısa tarihli başa dönerek ülkemiz için yol haritasını belirleyenleri yani üst akılları, kendi ifadelerinden anlayıp, sonra da gerçekleşen uygulamalar yani döşenen taşlar ile gerçekleştirenlere ve de hevesli olanlara bakalım.

Malum gölgeler uzun olur…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..