SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

İktidar ve millet!

Yazının Giriş Tarihi: 26.11.2021 12:28
Yazının Güncellenme Tarihi: 26.11.2021 12:28

Ülke olarak yaşadıklarımız, Temel’in mezar taşındaki yazıyı hatırlatıyor;

‘’İyisin dediniz, iyisin dediniz, peçi bu ne?’’

Yani, ‘’iyi demekle, çok iyiyiz demekle iyi olunmuyor, olunamıyor’’ ve korkunun da ecele faydası olmuyor.

Her açıdan durumumuz meydan da.

Söylemde, sebep-sonuç ilişkisini içeren deterministik yaklaşımlardan geçilmiyor ama hep sonuçları yaşıyor, savruluyoruz ve nedense sürekli olarak sebepleri teğet geçiyoruz.

Üniversitelerin araştıracağı o kadar çok konu, sorunları doğuran o kadar çok sebep var ama üzerlerine ölü toprağı serpilmiş gibi adeta.

***

Millet ise algı fırtınalarının içinde artık doğruyu yanlışı, yalanı gerçeği, iyiyi kötüyü ayırt edemez hale gelmiş.

Bunda, İslam’ın mistik/batıni kültür temelinde yorumlanarak, duygu yoğunluklu bir çerçeveye oturtulmasının payı büyük.

Akıl yerine duygu ağırlıklı olan, üstüne eğitim yüzdesi düşük ve eğitimi yapboz tahtasına dönüşen, eğitim kalitesi kesintili/tartışmalı olan bir toplumun çok yönlü ve sistemli bir aldatmaya uğratılması kolay.

Böylece kendisine sunulan, ulviyet yapıştırılmış din adamlarıyla ahiret cenneti ve kutsallarla bezenmiş politik figürlerin vadettiği yeryüzü cennetinin hayaliyle mest olup, politik popülist/oportünist dilin gerçekliğini sorgulamaya gerek bile duymuyor. 

Sorgulayanları da din dışı görüyor.

Politik figürlerle özdeşleşmekten mutluluk duydukları için bu gönüllü mahkûmiyete dönüşüyor ve iktidarlar yıllar ve yıllar boyu her ne olursa olsun ayakta duruyor.

***

Bakın halkı Müslüman devletlere, siyasal iktidarların hepsi devleti kişisel mülkleri gibi idare ediyor, yönetiyor. Kendi mülkleri gibi satıyor, savıyor. Ülkeyi, geleceğe yönelik içeriği bilinmeyen ipotekler altına sokabiliyor.

Hesap verme ihtiyacı bile duymuyor. Kendi ülkelerinde hiçbir şekilde kontrol edilmeyen, kontrolün lafına bile dayanamayan yerli-milli iktidarlar, her zaman, emperyalistler tarafından hem de iletişim araçlarıyla göstere göstere aşağılanıp, tehdit ve terbiye edilebiliyor.

Ama aynı iktidarlar, gerektiğinde hayali beka, tehdit ve düşman icadıyla sopa, hayali vaatlerle de havuç göstererek, iktidarları çökmesin diye kendi milletlerini, baskı ve gözetim altında tutuyorlar.  

Bu şekilde millet kendi sorumluluklarına, kendi gerçekliklerine karşı kör, sağır ve dilsiz oluyor.

Mesela Türkiye için tek bir örnek bile sayısız çelişkileri hatırlatmaya, kafa karışıklığının neden kaynaklandığını anlamaya yeter.

Sayın Cumhurbaşkanı; yaşanan kur artışlarını tetikleyen politikayı bilerek uyguladıklarını, sonunda ne elde edileceğini çok iyi bildiklerini, diğer ortak ise; kur artışlarının dış mihrak ve işbirlikçilerinin oyunu olduğunu söylüyor.  

***

Yani birbirine zıt iki açıklama.

Nasıl bileceğiz gerçeği?

Gerçek sebebin üstünün örtülmesi ve teğet geçilmesi değil mi bu?

İktidarın, milletten istediği, resmi gerçekliğe inanması, peki bu iki açıklamadan hangisi resmi gerçeklik?

Kime inanacağız? 

Milletin kafası karışmasın da kimin karışsın?

***

Dolayısıyla sadece milletin değil, iktidar sahiplerinin de kafası karışık.

Yani bileşik kaplar meselesi.

Böyle olmasa, muhafazakarlık iddialarından, küreselleşmeyle uyum iddialarına, ümmetçilik iddialarından yerlicilik/millicilik iddialarına, Ilımlı İslamcılık iddialarından Ilımlı Milliyetçilik/Türkçülük iddialarına doğru sürekli değişen bir seyir izler miydi?

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..