SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

İnsan iddiasından vurulur!

Yazının Giriş Tarihi: 11.12.2021 02:10
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.12.2021 02:10

‘’Allah, insanı iddiasından vurur’’ demişti bir tarihte İsmet Özel…

Mark Twain’de hikâyesinde; ‘’Sizi saf mahlûklar, ateşle sınanmamış bir erdem kadar zayıf bir şey yoktur’’ diyerek gerçekçi bir tespit yapmıştı.

Aslında bu tespitler, Türkiye’de, iktidara gelen partilerin, esasta temel karakteristik özelliğini tanımlıyor, yani iktidarlar, iddialarından vuruluyorlar.

Türkiye’de siyasi partiler, muhalefette iken hangi iddia ve vaatler de bulundularsa, iktidara geldiklerinde bırakın bunları gerçekleştirmeyi, en iddialı oldukları alanlarda bile tam tersini yapmalarına rağmen yine de iktidar kalabilmeyi başarıyorlar.

Bunun böyle olması, Türkiye’nin tam bir ‘’iddiasından vurulanlar’’ ülkesi olma gerçeğini değiştirmiyor maalesef.

***

Şimdi de benzer sarmalı yaşıyoruz.

Bu sarmalı anlamak ve içinden çıkabilmek, ancak büyük sorgulamalar ve sorularla sorumluluk alarak bir ölçüde mümkün olabilir.

Yoksa popülist/hamasi/dini politik dilin etkisiyle ya da işine geldiği için ayrışarak, kutuplaşarak, kamplaşarak ve çıkar şehvetine kapılarak -yani bizdendir, ne yapsa haklıdır diyerek- ya kayıtsızlığı ya saldırgan dili ya da iftira ile kumpası tercih edip, kötülükleri örtmeye, geçiştirmeye çalışmak esasta kötülüğün ta kendisidir ve bu da ahlaki bir felç durumuna işaret eder.

***

O halde sorgulayalım…

1990’larda, kendilerini İslam’a nispet edenler, sistemin aksaklıklarının ve sistem uygulayıcılarının neden olduğu canı yanmışlıkla, söylemlerin en iddialılarını sunarak -eğer yerel ve genelde iktidar olunursa- ülkede, bütün milleti kapsayan adalet ve refah temelli adil bir düzenin kurulacağı ve her şeyin düzeleceğini dillendiriyordu.

Tabi bu iddialar henüz, mal, mülk, para, unvan, şan, mevki, makam gibi ateşlerle sınanmamıştı ama mücahit ruhunun gücü ve erdemi bunları alt etmeye yeterdi. 

Ama bir şey atlanmıştı, güç sahibi olmanın şehveti başkaydı ve ‘’bekara eş boşamak” kolaydı.

***

Ve hem yerelde hem de genelde iktidar olundu.

3 Y, yani yoksulluk, yolsuzluk ve yasakların kaldırılması en önemli iddialardı.

Ancak 19 yıl geçmesine rağmen, bugün gelinen noktada bırakın 3Y’nin kaldırılmasını aksine bu sorunlar daha da ağırlaşıp pekişti.

Üstüne, gittikçe dozu artırılan hamasi dini söylem ve uygulamalarla İslam araçsal hale getirilerek, bilinçli politik tercihlerin payandası/gerekçesi yapıldı. Böylelikle takıyye/kamuflaj meşrulaştırıldı.

Takıyye/ kamuflajın doğal silahı olan entrika/kumpas/iftiranın en geçerli akçe olup -sonradan düzeltilmeye çalışılsa da- büyük haksızlıklar yapılınca, yaşamsal öneme sahip 4A yani Akıl, Ahlak, Adap ve Adalet hasarlanarak toplumsal deformasyon hızlandı, çıkar merkezli yeni kabilecilikler, yeni ortaklıklar, yeni yapay sınıflar oluştu. Acı olan tarafı ise bu açlık ve rövanş merkezli yağmayı gerektiğinde fetvalarla meşrulaştırma zorlamaları oldu.

***

Bu nedenle;

Yolsuzluklar aleni hale geldiği gibi, yolsuzluk yapanların pişkinleştiği, sırtının sıvazlandığı, görmezden gelindiği, üstüne ödüllendirildiği, idrakleri çatlatan bir dönemi yaşıyoruz.

İçinde yaşadığımız ve gittikçe katmerlenen yoksulluğun ve de sosyoekonomik çaresizliğin en büyük terör olduğunu ne yazık ki fark edemiyoruz.

Allah’ın insana verdiği ve insanı kendine yargılatan irade gücü ve tercih özgürlüğünün, gittikçe artan yasaklarla çevrelenmesini, baskılanmasını ama yasaksızlığın,  atanan/seçilen imtiyazlılara has olduğunu kabullenemiyoruz.

İnsani, ahlaki nitelikleri yok sayan eşitsizliklerin, kayırmacılıkların, liyakatsizliklerin, yeni çıkar ortaklıklarının seçici bir adalet pratiğine yol açtığını anlamıyoruz.

Mal/makam/güç sahibi olmanın verdiği yeterlilik duygusunun oluşturduğu ve iblise has kibirle, dışlayıcı, aşağılaştırıcı, küçümseyici, suçlayıcı, kaba, saldırgan, entrikacı, pişkin her tavır, dil, girişim ve uygulamanın adaletsizlikle sonuçlanacağını göremiyoruz.

Her hakikat arayışının bağırıp çağırarak gözden kaçırılmak istenmesiyle, ilgisiz konulara dikkat çekilmesiyle, olmadık vaatler sıralanmasıyla, aydınlık bir gelecek aldatmacasıyla ne yapılmak istendiğini çözme gayretinde bulunmuyoruz.

***

Neden?

Çünkü bu kırılmalar ve belirsizler sebebiyle her durumda itaatkârlık bir ‘’fıtrat’’ haline gelmiş, getirilmiştir.

Zaten pragmatik anlamda, ihtiyaç duyulduğunda kimi zaman İslamcı-ümmetçi, kimi zaman milliyetçi, kimi zaman batıcı, kimi zaman sağcı/muhafazakâr ve her yeni durumda fırsatçı (oportünist) tercihlerde bulunan siyasal hareketlerin/iktidarların, kadroların da aslında varoluşsal değerleri, davaları, idealleri olamaz.

Olmadığını da yerel ve merkezi idarecilerin gizli işlerinden ve yaklaşımlarından defalarca görüyoruz.

Hala olduğunu/olacağını iddia ederlerse ‘’mış’’ yani yapıyor(muş), ediyor(muş), şahlanıyor(muş) gibi olur ve bu iddia da diğer iddialar gibi vurulur.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..