SON DAKİKA
Hava Durumu

İran’dan Sonra Türkiye mi?

Yazının Giriş Tarihi: 09.03.2026 17:15
Yazının Güncellenme Tarihi: 09.03.2026 17:16

Yazının başlığı;

Son dönemde sıklıkla dillendirilen etkileyici ve cevabı belli(!) olan bir soru…

Siyasetçilerin bu yönde oluşturdukları rüzgâr sayesinde hemen herkes hem fikir bu konuda.

Dolayısıyla bu soruya, ‘Hayır, İran’dan sonra Türkiye’ye müdahale edilmeyecek’ şeklinde verilecek bir cevap ezber dışı, fazla iddialı olarak algılanabilir ama maalesef ortadaki olgular da açıkça bunu gösteriyor.

Yine bu cevap;

Sıranın Türkiye’de olduğunu sürekli vurgulayan yetkili ağızların ve bunu bir gerçeklik olarak kabul eden kanaat önderleri ile çoğunluğun söylemlerine de ters.

Tarihte şahittir ki çoğunluk; her zaman doğruyu temsil etmez. Yani neyin doğru neyin yanlış olduğuna taraftar sayıları ile karar verilseydi, insanlığın ilerlemesi de mümkün olmazdı.

Dolayısıyla aklıselim düşüncenin yerini önyargı ve duyguların, iradenin yerini ise hamaset kaynaklı benimseme ya da öfkenin aldığı milletlerde, siyasi önderliklerin yönlendirdiği, etkilediği çoğunluk, sayısal büyüklük doğruluk için yeterli delil değildir.

Her siyasi sistem, amaç/hedefleri doğrultusunda kendisini benimseyip destekleyecek insan/toplum oluşturmaya yönelik politika üretir.

Bunun için en etkili yollardan biri ise kavram ve tanımlardır. Bir kavram ya da tanımı değiştirdiğinizde ya da içini boşaltıp amaca uygun yeniden doldurduğunuz da tüm bağlı alt sistem ve parçaları da değiştirirsiniz.

Mesela 1938’e kadar doğru ve Kur’an’i şekilde emperyalizm/kapitalizmi düşman olarak tanımlayan Türkiye’nin, özellikle NATO üyeliği sonrası ABD emriyle düşman tanımı değiştirip yerine Sosyalizm/ Komünizmi koyması, sinsi/İblis emperyalizmi gözden kaçırması memleketin bütün siyasi ve kültürel zihin yapısına pranga vurdurttu.

Şu anda emperyalizme karşı kıpırdayamaz hale gelmemizin ve endişe içinde bekleyişimizin sebebi budur.

Aynı şekilde Tevrat temelli arz-ı mevut topraklarının Türkiye’yi de içine aldığından hareketle İsrail’in de düşman kategorisine alınması ve Türkiye’ye her an müdahale olacağı algısının köpürtülmesi de aynı politikanın ürünüdür.

Ne demiştik; tanım değişikliği her şeyi değiştirir.

Çünkü bu düşman tanımlaması ile milletin konsolidesi (bütünlük/birleştirme/pekiştirme) sağlanarak, ekonomik/sosyal olarak yaşanılan/yaşatılan her türlü olumsuzluğun sebebi olan iktidarın tek kurtarıcı olarak görülmesi ve bu sayede iktidarın devamı ile sürdürülebilirliği hedeflenmektedir.

Hâlbuki yönlendirici medyanın oluşturduğu kafa karıştıran kirlilik ve gürültüye kapılmadığımızda ancak görebileceğimiz üzere başta da söylediğim olgular, sunulanın tam tersini söylemektedir.

Sırayla gidelim;

Bir kere amaç tanımlanan yeni düşmana karşı iç barış/bütünlüğü sağlamak olsa, aynen 28 Şubat’ın, kültürün en hassas ve kırılgan unsuru başörtüsü ile uğraştığı gibi, toplumun vicdanında karşılık bulmayan/bulmayacak terörist başının topluma dayatmak için böylesi bir gayret gösterilmez.

Yine birlik/bütünlük gözetilse;

İnsanlar, siyasiler, belediye başkanları, gazeteciler, sermayenin bir kısmı, delile dayanmadan, mahkeme kararı olmadan hapishanelerde mahkûm edilmez.

Yani bütünlük/iç barış politikaları bütüncül olur, devletin şefkati herkese gösterilir ayrım yapılmaz. Dolayısıyla düşman saldıracak, arkamda durun söylemi gerçeği yansıtmaz.

İkincisi; emperyalizm ve tetikçisi İsrail, Kurtuluş Savaşını ve yedikleri şamarın tekrarının olacağını bilirler. Yine bilirler ki Türk Milletine dışardan müdahaleler, tarihin de şahitlik edeceği üzere hep hüsranla sonuçlanır. Bundan dolayı askeri olarak müdahaleyi göze alamazlar.

Onlar için en uygun yol; NATO’ya girişle birlikte damarlarına sızdıkları milletin vücudunun bağışıklık sistemini, oluşturdukları tümörlerle savunmasız bırakıp hem vücudu hem de zihinlerini kontrol ederek, istenilen kıvama getirmektir.

Bu konuda da oldukça mesafe almış ve başarılı olmuşlardır.

Üçüncüsü; Irak, Libya, Suriye ve İran; küresel emperyalizme nispi karşıtlık temelinde konumlandıkları/konumlandırıldıkları için müdahaleye uğruyor ama Türkiye’ye, küresel emperyalist nizama uyum içinde ve merkezinde olduğu için müdahale olmaz.

Çünkü Türkiye;

Tam da emperyalizm ve tetikçisi İsrail’in, tehdit olarak gördüğü Laik Ulus devleti tasfiye edip, ülkeyi emperyalizm kucağındaki bir Ortadoğu ülkesi kimliğine büründürecek yola kendiliğinden ve gönüllü olarak girmiştir.

Tüm kuvvetlerin tek kişide toplandığı sistemle, kimlik/mezhep eksenli ve Türk’ün egemenliğine ortak çıkaracak ümmetçi bir anayasanın, potansiyel olarak bölünmeyi yani federalizmi içereceği açık bir gerçektir.

Bilinçli politikalarla gelir adaletsizliğinin yaygınlaştırılması ve ağır ekonomik şartlarının millette oluşturacağı hoşnutsuzlukların da bu potansiyeli besleyeceği aşikârdır.

Bu durum yerel özerklik şartlarının kabulü ile düşünüldüğünde İsrail’e, Arz-ı Mevut topraklarının Türkiye kısmında hâkim olmak için estirildiği gibi bir müdahaleye gerek bırakmayacağı ve dilediği gibi kullanabileceği ihtimali ortadadır.

Dördüncüsü; İsrail ile Türk yetkililerin asla icraata dökülmeyecek karşılıklı sert söylemleri ve İsrail eski Başbakanının ‘Türkiye, yeni İran’dır’ açıklaması ile iki taraflı yapay düşmanlığı tırmandırması, iki ülke siyasetçilerinin halkı birleştirme amacına yönelik olup, ABD büyükelçisinin dediği gibi sadece ‘retorik’ yani kısaca laf ola beri geleden ibarettir.

Ayrıca;

Türk dış politikasında İsrail aleyhinde olabilecek net bir icraatı ortaya konulmadı. Irak ve Suriye’deki parçalı ve ayrılıkçı yapılar, Türkiye’nin desteği sayesinde tam da İsrail çıkarlarına hizmet etmektedir.

İki ülke Gazze barış kurulunda birliktedir. Arka plan ticaretinde birliktedir. Aslında ABD tarafından İran konusunda şimdilik devre dışı bırakılmanın hüznü ile müdahaleye karşıymış görüntüsü veren Türkiye’nin, çeşitli yollarla zorlanması halinde aynen Azerbaycan’ın yaptığı lüzumsuz tepkinin fazlasını yapmamasının bir garantisi yoktur.

Sahte bayrak oyunu (kumpas) olduğu açık olan füze olaylarında, ilgili bakanlıkların hiç araştırma yapmadan sıcağı sıcağına verdikleri demeçler oldukça düşündürücüdür.

İki ülke hem BOP/BİP hem de Mısır, Ürdün, Lübnan, Suriye, Irak, Azerbaycan ve İran’dan koparılacak Batı şeridi ile Hazar denizine kadar uzanan yeni ‘levant’ projesinde birliktedir.

Dolayısıyla sıralanabilecek pek çok olgu çerçevesinde, İsrail’in Türkiye’ye saldırma iddiası, endişe üzerinden siyasi çıkar devşirmeye yönelik bir safsatadır.

Hem kurşun atmaya gerek kalmadan tam da istediği gibi Türkiye’nin potansiyel çözülmesini sağlayan tüm unsurlarının gönüllü olarak devrede olduğu ve hedeflenen sona yaklaşıldığı bu aşamada İsrail, uyuyan devi niye uyandırsın ki?

Keşke uyandırsa…

Ama nerde? Akıllarını kullanıyorlar çünkü.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.