SON DAKİKA
Hava Durumu

Kendimizi tanımak/Kuşatılan Türkiye -3-

Yazının Giriş Tarihi: 23.11.2023 12:56
Yazının Güncellenme Tarihi: 23.11.2023 12:56

Dünyada ve Ortadoğu’da yaşanan insanlık dışı savaşlara, soykırımlara ve uygulamalara bakış ve yaklaşımımızın ortaya koyduğu bir gerçek var ki, biz ne kendimizi ne hasımlarımızı ne de açık/örtük düşmanlarımızı tanıyoruz.

Hangi olumsuzluk olursa olsun tek yaptığımız tanımlama, aslında kolaycılığımızı ifade eden ve içinde hamaset/kandırma/geçiştirme ve suçlama barındıran iki kelimelik bir kaçış; ‘’Dış güçler’’

Ne hikmetse bu dış güçlerin/hasımların/düşmanların tanınması ve bilinmesi ile ilgili akli değerlendirmelere, araştırmalara, analizlere ve tedbirlere hiç rastlamazsınız.

Peki, bol bol neye rastlarsınız?

Birincisi, hakikatin/gerçeğin bir çıkar gurubunca, millet tarafından bilinmesinin kasıtlı olarak önlenmesini ifade eden bilmesinlercilik, karanlıkçılık, gizlilik yani Obskürantizm’e,

İkincisi bir hakikat/gerçeklik karşısında, milletin duygu ve maddi/manevi beklentilerine ağırlık veren çok yönlü algı yönetimiyle gerçeğin silikleştirilmesi ve kamuoyunun yönlendirilmesi/etkilenmesini tanımlayan, gerçeklik sonrası yani post-truth uygulamalarına ya da diğer bir deyişle yalanın gerçek gibi aktarılmasına,

Üçüncüsü, insanlık âlemine medeniyet öğrettiği gizlenen ve bizi bugünkü kimlik kaosundan kurtaracak Türk tarihini yok sayıp, Arapların İslam temsilcisi, Batı kurgu tarihinin uygarlık gibi sunulmasına, 

Dördüncüsü ve en önemlisi ise, aklı temel alan Kur’an’ı mehcur bırakıp hayatın dışına atarak, akıl dışı nakil, hurafe ve görsellerle biçimlendirilen ve doğruluğu asla tartıştırılmayan kendinden menkul bir dinin hükümlerine.

Yani kendimize, zihniyetimize ve akıldışılığımıza.

***

Çünkü dünyalık ikbal beklentilerine yönelik olarak ana kaynak Kur’an’dan koparılan bu biçimlendirilmiş dinin ana sütunları haline getirilmiş tarikat ve cemaatlere göre, akıl ve akıllılık Şeytansıdır.

Bu nedenle mürit (talep eden, isteyen, taraftar); şeyh, cemaat lideri, mürşit ya da her yaptığına keramet/hikmet atfedilen parti liderleri karşısında aklı, düşünmeyi, sorgulamayı iptal etmeli ve ‘ölü yıkayıcı-gassal- önündeki ölü –meyyit- gibi olmalıdır.’

Bin yılı aşkın zamandır etkin olan bu yapıların en büyük zaferlerinden biri aklı, Şeytan’ın kibri üzerinden muzır/habis bir yük olarak göstermesidir. Her türlü oyun, aldatma, kandırma buradan oynanmakta.

Hâlbuki Allah aklı dolayısıyla insanı muhatap kabul etmekte ve yedi yüze yakın ayette insana ‘akletme, düşünme, ibret alma ve sorgulama’ yı emretmektedir. Bu emrin ihlalinde, Yunus 100. ayeti çalışmakta ve sıkıntısız, musibetsiz, belasız gün geçiremez hale düşülmektedir. Yani demem o ki, Allah’ın emirleri yasağa, yasakları emire dönüştürülmüş bir dini atmosferdeyiz.

Bu zafer sayesinde milletin önemli bir kısmı, akla değil tamamen duygulara hitap eden hamaset kurgulu siyasi ve dini propagandaları sorgulamadan gerçekmiş gibi hem de çelişkili ve yalanda olsa doğru kabul edip inanıyor ve alkışlıyor.

Allah tarafından insanlar arasında görevlendirilen tüm nebi ve Resuller, uyarılarının büyük kısmını aklını kullanmayanlara yani aptal/ahmaklara yöneltmişlerdir.

*** 

Akıl gözden düşürüldükten sonra artık her şeyin yolu açıldı. Doğruluk artık göreceliydi, ahlak göreceliydi, edeb göreceliydi yani her şey herkese göre. Bu sebeple milletçe mutabık kalınan değerler yokluğa gidiyor.

Gelinen noktada, ya önümüze konulan kasıtlı ham bilgi (dini/siyasi) yığınlarına inanarak, gerçek diye sunulan yalanlara aldanıp oluşturduğumuz sanal kafa konforu ile mesut/mutlu(!) yaşamak ya da her yerimizi saran yozlaşma/çürümüşlüğün kokularının burnumuzun direğini sızlattığından iğrenip konforu terk etmek.

Hangisi bizi yeniden biz yapacak?

Hangisi kendimizi tanımayı sağlayacak?

 Tercih elbette bizim ama sonuçlarıyla tabii...

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.