SON DAKİKA
Hava Durumu

Korku!

Yazının Giriş Tarihi: 20.02.2026 18:43
Yazının Güncellenme Tarihi: 20.02.2026 18:43

Türk milletinin felaket ve korkuları yaşadığı bir asır öncesinde, milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı İstiklal Marşımızın ‘Korkma’ diye başlaması meğer ne değerli bir tespit ve öngörüymüş.

Akif’in bu hitabıyla beyinlerde şimşekler çaktırmasının nedeni bugünlerde daha iyi anlaşılıyor, çünkü her şey korkular üzerinden inşa ediliyor.

Aslında insan doğasında yaratılıştan mevcut olan ve emniyet/tedbir almayı sağlaması gereken korku, bir amaç doğrultusunda çeşitli algı ve operasyonlarla kışkırtılıp aşırılaştırılması halinde insan ve toplumları panikletip, istenilen sonuçların alındığı bir özelliğe sahip.

Bu özelliği ile tarih boyunca zulmün aracı olarak sürekli kullanılan korku, geçmişten farklı olarak bugün bilimsel/sistematik hale getirilen en etkili ve yıkıcı silaha dönüşmüş durumda.

Ve artık korkuyu, baskılayıcı ve dönüştürücü bir silah haline getirerek insanları özne olmaktan çıkarıp nesne/obje haline getirmeyi başaran yani nesneleştiren küresel düzeyde kurumlaşmış yapılar var.

Çünkü korku insanı insanlıktan çıkarıp nesneleştirir, düşünmeyi ve aklı perdeler.

Nesne; belli bir ağırlığı, hacmi ve rengi olan cansız varlık demek.

Yani gözlemlenen eşya/meta anlamında, oysa özne; gözlemleyen yani insan demek.

Nesneleştirme ise İnsanın kişiliğini ve haysiyetini yok sayarak düşüncelerinden, insani duygularından ve çevresinden soyutlayıp fiziki bir nesne/eşya haline indirgeme olarak tanımlanıyor.

Yani kişi ve toplumların bir eşya, meta veya nesne olarak muamele görmesi anlamına geliyor.

Temel amaç korku yoluyla akılları felç edip nesneleştirdikleri insan/toplumları sadece fiziki yapıya indirgeyip pasif, duyarsız ve her türlü etkilenmeye açık edilgen bir kalıba sokmak.

Ve gelinen noktada Türkiye dâhil tüm dünya milletlerinin davranışları, siyaseti, ekonomisi ve kültürü korkuya dayalı nesneleştirme üzerinden tasarımlanıp düzenleniyor.

Başta da söylediğim gibi günümüzde siyasetin/egemenlerin/düzenlerin sistematik biçimde uyguladığı yöntemlerle oluşturdukları korku, artık her şeyin merkezinde. Hedeflenen sonuçlar korku ile gerçekleştiriliyor.

Emperyalizm tüm dünyada güce dayalı korku ile ülkeleri panikletip kaynaklarına çökerken, ondan hiç geri kalmayan Türkiye’de de benzer şekildeki uygulamalar ile özgürlükler sınırlandırılarak ulusal refleksler, duyarlılıklar, hassasiyetler ve ahlak aşındırılıyor.

Siyasette artık tek yöntem olarak kullanılan korku; biçimleyici ve yapılanları meşrulaştırıcı(!) bir şekilde kullanılıyor ki bunun adı korkuya dayalı siyasettir.

Geçmişte bazen açık, bazen örtülü ve dolaylı uygulanan korkuya dayalı siyaset, artık açık tehdit ve şantajlara dayalı olarak siyaseti belirleyen en önemli faktör haline geldi.

Kendinden menkul ve bilinmezlik içeren sorunlu kararlarına mutlak itaat isteyen, etmeyenleri ötekileştiren yaklaşımların, düşüncelerini açıklayan, haksızlıkları dile getiren gazeteciler, aydınlar ve muhalif belediye başkanlarının tepesinde her an inecek/inen kılıç sallanarak susturulmaya çalışılmasının, milletvekilleri ile belediye başkanları transferlerinin arkasındaki nedenin korku olduğunu söylemeye gerek var mı?

Taşınılan unvanları hak etmedikleri halde bahşeden kişi/makamlara ters düşmemek için doğru olanı söylememek, uyarmamak korkuya dayanmıyor mu?

Açlık ve işini kaybetme duygusu, hak edilmeyen servet ve şöhreti kaybetme endişesiyle korku egemenlerinin hışmına uğramamak için hakkı/gerçeği söylememe nedeni korku değil mi?

Veya;

Milletin yaşamsal sorunlarını çözmek yerine sahte/yapay gündemlerin sahneye sürüldüğü, asla hak etmedikleri israf temelli şaşaalı yaşamların milletin gözüne sokulup yaşanılan sıkıntılarla dalga geçildiği bu siyasi iklim, milletin umursanmadığı ve bir nesne, bir eşya olarak görüldüğü bir hali yansıtmıyor mu?

Millete sormadan, milletin egemenliğine ortak çıkarmak, millete nesne/eşya muamelesi yapıldığının kanıtı değil mi?

Bu çerçevede millete uygulanan korku ve nesneleştirme siyasetin de ki amaç; milleti sindirerek, kendi iktidarlarını kaybetme korkularının, kendi korkularımız olarak görülmesini ve arkalarına takılmanın tek çare olarak sunulmasına yöneliktir.

Vahim olan ise gafletin kol gezdiği bu ortamda, milletin asla etki edemeyeceğini sandığı güçler arasındaki siyasetin nesne/eşyası haline getirilmiş olmasını kabullenişi.

Hâlbuki korkunun egemenliğini kabul etmek insanı yanlış kader bataklığına çekerek hem kendine yabancılaştırır hem de imanını tehlikeye sokar.

Çünkü Yunus 62’de Allah buyuruyor; ‘’ Şunu iyi bilin ki, Allah dostlarına hiçbir korku yoktur ve onlar asla üzülmeyeceklerdir.’’

Dolayısıyla bu zaman; Akif’in ‘’ Korkma’’ nidasını ve Mustafa Kemal Atatürk’ün, bu millete atalarının sahip olduğu cesaret ve korkusuzlukla başardıklarına yönelik söylediği ‘’Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur’’ öğüdünü hatırlama zamanı olmalıdır.

Korkulardan korkmama ve yeniden insanlaşmanın yolu örneklerle hazır olarak önümüzde duruyor.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.