SON DAKİKA
Hava Durumu

Puslu Hava!

Yazının Giriş Tarihi: 04.06.2026 11:53
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.06.2026 11:53

Her gün yaşanan gelişmeler ve iç/dış seslerin açıklamalarıyla ülke olarak gidilen istikamet artık daha belirgin bir hale geldi. Lakin ortamın ve kimliklerin hala puslu olmasına ilişkin Kazım Karabekir Paşa’nın "Öyle puslu ki hava, şeytan bile Müslüman mintanı giyiyor" şeklindeki meşhur tespiti bugün de geçerliliğini koruyor:

Bu tespit tam da hakikatin çarpıtıldığı ya da bulanıklaştırıldığı, kimin ne olduğunun belirsizleştiği dönemleri çok iyi özetliyor.

Bu sözü Karabekir Paşa'nın, Müslüman kılığına girerek ortalığı karıştıran casus T. E. Lawrence'ın meşhur fotoğrafını gördükten sonra söylediği rivayet ediliyor.

Bu nedenle, kimliklerin, gerçek aidiyetlerin ve niyetlerin saklandığı (Kur’an, bu durumu ‘CiN’ olarak tanımlıyor), insanların duruma göre her an değiştirdiği maskeler takabildiği karışık dönemlerde akla gelen ilk cümle bu.

Siyasi liderlerinin, savunduğunu söylediği ilkelerden savrulmasının neden olduğu çelişkileri ve partilerin varlık nedenlerinden kopup, vatan bağlarından boşanarak başka güçlere teslim olduğu ülkeler için de uyandırıcı.

Karabekir Paşa’nın da vurguladığı gibi iblis/şeytan ve insan şeytanlarının özelliklerinin bilinmesi hayati öneme sahip. Çünkü kendimiz başta olmak üzere içerden ve dışardan yani her yandan insan şeytanlarıyla kuşatılmışız ama fark etmiyoruz.

Oysa Şeytan; ‘’… Sonra onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından yaklaşacağım. Sen de onların çoğunu şükreder (çünkü onlara nankörlük ve hıyanet yaptıracağım) bulamayacaksın’’ demişti. (7 Araf/17)

Sadece bu ayet günümüz siyasetinin fotoğrafını ortaya koymuyor mu?

İşte bu nedenle şeytan ve insan şeytanlarının saklandıkları mintanlarını soyup maskelerini indirerek gerçek yüzlerini ortaya çıkarmak lazım.

Bunu yapabilmek ise ancak turnusol kâğıdı işlevi görecek özelliklerinin bilinmesi ile mümkün.

***

Daha önce Sedat Şenermen’in ‘Şeytan’ isimli kitabından istifade ederek yazdığım ‘İblisane şeytani davranışlar sardı her yanı’ ve ‘Şeytanı tanımak’ başlıklı yazılarda;

İblis Şeytan’ın Kur’an’da 27 çeşit tanımlaması olduğunu, her insanda bulunan olumsuz akli melekenin ve olumsuz/kötüye yönlendirenin İblis, bu yönlendirmeyi eylem/amel/davranış haline dönüşmesine şeytanlık, bu tür eylemleri yapan kişinin de insan şeytanı ve dışımızdaki bireysel/örgütlü şeytan olduğunu aktarmıştım.

27 çeşitten 7 tanesinin anlam ve tanımlamalarına değinmiş, bunları;

Raci’m (Katil, yalancı, lanetlenmiş), Karin (Yanlışları doğru gösteren arkadaş), Es-Sağir (Kibirli, aşağılık), Vesvas (Eyleme yönelten yönlendirme, gizli fısıltı, vesvese, adi/kötü düşünceler), Hannas (Sinsi, fırsatçı, pusuda bekleyen, aldatıcı kıyafetler giyen gizli/derin düşman), Marid (Azgın, isyanda ileri giden) Merid (İnatçı, hayır ve iyilikten arınan) olarak sıralamıştım.

Şimdi ise Vatan Şairi Namık Kemal’in

“İşte adûv, karşıda hâzır-silah,

Arş yiğitler vatan imdâdına.

Arş ileri, arş bizimdir felâh,

Arş yiğitler vatan imdâdına!

Cümlemizin vâlidemizdir vatan

Herkesi lûtfuyle odur besleyen.

Bastı adû göğsüne biz sağ iken;

Arş yiğitler vatan imdâdına!” şeklindeki dizelerinde, “vatanın bağrına basan adüv yani düşman tanımlamasına bakalım.

Yani iblis/şeytanın bütün âdem oğullarına tüm zamanlardaki yeminli düşmanlığına ve ona uyan/teslim olan/boyun eğen bireysel, örgütlü insan şeytanlarının özelliğine.

Tabii Atatürk’ün yıllar önce en büyük düşman olarak tanımladığı kapitalizm/emperyalizmin iblis/şeytan olduğunu unutmadan.

***

Şenermen’in Kur’an esaslı hazırladığı bu konudaki en kapsamlı kitabından yine devam edelim.

8. Adüv (Düşman), Adavet (Düşmanlık)

Kur’an’da, düşman ve düşmanlık ile ilgili kavram ‘a-d-v’ kökünden üreyen sözcüklerle ifade edilir. Sözlükte; ‘uzaklaşmak, orta yoldan uzaklaşmak, haddi/sınırı aşmak, tecavüz etmek, saldırmak’ anlamlarına gelir.

Aynı kökten gelen adavet ise ‘zulmetmek, haklılık sınırını aşmak’ anlamlarıyla, genellikle sadakatin zıddı olarak kullanılır.

Bu kökten gelen sözcüklerin içinde bulunduğu ayetlerde düşmanı tanıtan ve düşmanlık kavramını genişleten, anlamını güçlendiren kavramlar, tanımayı kolaylaştırmaktadır.

Bunlar; İsm=günahkâr; Esim= çok günahkâr, B-ğ-y, Bağda= Kin, Zulüm/Zalim, Asav=İsyan etmek, Şirk koşmak, Heva’larına uymak, Mücrim=Suç işleyen, suçlu, Mudil= Saptıran, Ma’siyet=Karşı gelmek, Mennain lil-Hayr= Hayrı engelleyen, =Kötülük, Kafirin=Örten, gizleyen, Münafıklar= İkiyüzlü, riyakâr, Kitap ehli, Nasara=Hristiyan, Yehüd= Yahudiler, Şeytan kavramlarıdır.

Bu tanımlar çerçevesinde farklı surelerdeki 44 ayette geçen Şeytan; apaçık düşman olarak insanların dikkatine sunuluyor ve düşmanını tanımayı kadın erkek her inanana ihmal edilmemesi gereken farz kılıyor.

Allah, Kur’an’da İblis/Şeytanı gizlisi, açığı ve tüm yönleriyle tanıtıp gizli, puslu ve karanlık bir tarafını bırakmadığı için kişi ve toplum, gerçek korunmaya hazır duruma geliyor.

‘’Gerçek İslâmiyet'ten uzaklaşanlar, kendilerini düşmanlarının (iblis emperyalizm) esareti altında bulurlar" diyerek, dinde öze dönüş projesini başlatan, milletini kendi dilinden Kur’an’la tanıştırarak aracısız Kur’an’ı anlama çığırını açan Atatürk olmasa tüm bunları anlar mıydık?

Bir de soruyu tersten soralım.

Bir ülke siyaseti, ekonomisi, savunması, kültürü ve din anlayışı ile emperyal vesayet altında ise,

Emperyalistlerin bırakın emirlerini önerilerini bile tartışmadan uygulamaya koyuyorsa,

Bu uğurda ülkesinin lime lime edilmesine rıza gösteriyorsa,

İdeolojikleştirdiği dinini etnik/mezhepsel bölünmenin gerekçesi yapıyorsa,

İblis/şeytan olduğunu övünerek ilan eden siyonist/emperyalistlerin ‘tak dediğini, şak diye yapıyorsa’,

Düşmanını, iblisi dost ediniyorsa, (Enam 121, Kehf 50)

O ülkede gerçek İslam’dan bahsedilebilir mi?

Ya da Müslümanlık iddiasında bulunanların egemen olduğu bir ülkede açlık ve yoksulluk varsa Müslümanlık iddiası sahici midir?

Sadece bir ‘adüv/düşman’ kavramını türevleriyle beraber anlamamanın oluşturduğu savrulma, ülke/milletleri tarihin arşivine kaldırma riski taşımıyor mu?

Hem de yakın geçmişte, düşmanı tanıyıp gereğini yapmanın başarılı örneği varken, görmemekte ısrar etmek hatta iftiralarla hakikati çarpıtıp üstünü örtmenin adı ne?

Akıl tutulması mı, iblis egemen akıl mı, ahmaklık mı, kin mi, nankörlük mü, ne?

Akıbet(son) nereye?

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.