Gün geçtikçe artan ve artık bir çığ gibi üzerimize gelen sorunlara karşı ortaya konulan tek tavır; düşünmeyi reddetmek, günah keçisi aramak, bulmak ve ilan etmek ile durumdan sıyrılma çabası.
Oysa yapılması gereken tek şeydi düşünmek ve sorgulamak.
Görünür, görünmez, saklı, gizli bütün araçlarıyla (siyaset, ekonomi, TV, sosyal medya, din, edebiyat, kültür, fısıltı, kumpas, şantaj, yalan bilgi, iftira, karalama vb.) üzerimize abanan ahmaklaştırma endüstrisiyle ahmaklaştırıldık, düşünemez hale getirildik.
Hâlbuki ahmaklaşıp tepkisiz kalmasak sorumlularıyla beraber sorunların çözümünün ne olduğu bilinir, ‘Kral’ın ve sisteminin’ artık hiçbir şeyle örtülemeyecek ölçüde çıplak olduğu anlaşılırdı.
Allah’ın insana şerefli olması için bahşettiği düşünme, sorgulama ve akletmenin yerine ikame edilip dayatılan sorgusuz itaat/biat kabulünün şeytani sonuçları en acı verici şekilde yaşanıyor.
İnsanlaşmayı sağlama yuvaları olan okullar, en aşağılık beşerî saldırılara uğrar, nesiller yok edilirken, tedbir almakla görevli olanlar, ideolojik kamplaşma ateşine odun atmak ve genç kızların öldürülmesi/kaybolmasının üzerini sahip oldukları devlet yetkisini kullanarak örtmekle meşguller.
Hep yapılageldiği gibi her aşağılık olayda birilerini suçlu ilan ederek sorumluluktan sıyrılmaya çalışanların durumu, kafasını kuma gömen devekuşu misalini hatırlatıyor.
Artık çırılçıplak hale gelen sorunlar çözülme yerine, ertelenir geçiştirilirse diğer facialara davetiye çıkarılmış olur.
Bu çerçevede, “artık insanlık dışı ve şeytani” diye nitelendirilebilecek bu davranışları enine boyuna, bilimsel, akli ve teolojik yönüyle de düşünme zamanı gelmedi mi?
Üniversiteler, kurumlar, diyanet ne iş yapar?
Dolayısıyla emperyalizm temsilcilerinin; kıyameti hızlandırma, haçlı seferleri, Hz. İsa’laşma(!), Mesih beklentileri gibi dini jargonları vahşiliklerine gerekçe yaparak sapkın bir teolojiyle hareket ettikleri bu dönemde doğru kılavuz olan Kur’an’a da bakmak ne zaman akıllara gelecek.
Kur’an; bir öğüt kitabı değil mi?
Kur’an; dünya ve ülkemizde bir salgın gibi yayılan Şeytani davranış ve özelliklerle ilgili ne buyuruyor, insanları ve insanımızı saran bu karanlık ve cehaletten aydınlığa ulaşma yolları olarak ne öneriyor?
“Düşman, İblis ve Şeytan” olarak kimi, kimleri, neyi, neleri tanıtıyor?
Düşman bilinmezse kişi, ülke, millet ve devlet sağlıklı yol alıp, kendisini ve bekasını koruyabilir mi?
Ve düşman bilinmezse tarih tekerrür eder ve ediyor da zaten.
Kur’an; Bakara 60. Ayette insanın, insanlığın en büyük düşmanının İblis/Şeytan olduğunu ve bu düşmana asla boyun eğilmemesi gerektiğini buyuruyor.
Dolayısıyla insana, insanlığa düşman olan İblis/Şeytan özelliklerine sahip olan her türlü insan, insanlar, örgütler, devletlerin düşman olduğunun hem de ‘La ilahe illallah’ tan önce bilinmesi gerekiyor.
Bu doğrultuda aşağıda değineceğim şeytani özellikleri taşıyan, bunlarla donanan üstüne zalimlikte sınır tanımayankibirli Evanjelist, Siyonist ve Siyonizm’e hizmet eden dini/sivil/ siyasi /ekonomik/kültürel yapılar ile Kapitalizm/ Emperyalizm en büyük düşmandır.
Atatürk’te Kur’an’a uygun olarak bu tespiti yapmıştı ama bütün hazinelerimizin üstü örtüldüğü gibi bu ferasetin de üstü örtüldü.
Şimdi geçelim İblis/şeytan özelliklerine ki kendimiz ve dışımızdaki insanlar, ülke ve devletler için turnusol kâğıdı olsun.
Sıralanacak kavramların anlamları, bireysel, yerel ve küresel İblis/Şeytanlara ayna tutacak netlikte olduğundan yaşanmışlıkları, benzerlerini ve somut yansımaları vurgulamaya gerek yok çünkü örnekler hem sayılamayacak kadar çok hem de iğrenç kokuları burun direklerini sızlatacak yoğunlukta.
Bu konuda, daha önceki yazılarda atıfta bulunduğum ve meselelere ‘Kur’an’ı, Kur’an’dan, Kur’an’ca anlamak’ yöntemiyle yaklaşarak birçok eser vermiş mütefekkir Sedat Şenermen’in, bu alandaki yetkin ve belki de tek olan ‘içimizdeki, dışımızdaki, bireysel, yerel ve küresel ŞEYTAN’ kitabından faydalanacağım.
Böylece insanlaşmanın önüne geçen en büyük engel olarak insanlık dışı davranışlara yön veren/ yönlendiren hem kendi içimizde hem dışımızdaki kişilerle ilgili hem de bireysel, örgütlü yerel/küresel yapıların şeytani özellikleri hakkında farkındalık oluşturularak gerçek düşman tanımı doğru biçimde anlaşılıp tedbir alınabilir.
Önce kitaptan tanımlamalarla başlayalım;
‘’Her insanın yaratılışında iki yeti bulunmakta olup, birisi fücura (kötülük), diğeri takva (iyilik)’ya yöneliktir. Diğer bir deyişle birisi aklıselim (Rahmani) egemen, diğeri İblis egemen özelliğe sahiptir.
Dolayısıyla içimizdeki Şeytan İblis’tir. Her insanın beyninde bulunan olumsuz akli meleke İblis’tir. Alınan duyulara, olgulara ve algılara karşı ilk zihinsel tepkiyi, yönlendirmeyi kötüyü temsil eden İblis yapar. Kötülük yönlendirmesinin eylem haline dönüşmesi Şeytanlık, bu tür eylemleri yapan kişi de Şeytan’dır. Buna dışımızdaki Şeytan/dışımızdaki Şeytanların örgütlü/kurumsal nitelik kazanmasına ise yerel/küresel Şeytan yani Kur’an’i ifadeyle ‘Tağut’ denir.
Şeytan’ın özel adı İblis’tir. ‘Şeytan" kelimesi, İbrahimî dinlerde kötülüğün simgesi olan özel varlığı (İblis) ifade eder. Yani İblis, yaptığı şeytanlıktan dolayı Allah tarafından ‘Şeytan-ı Racim/Kovulmuş Şeytan olarak adlandırılan bir yeti/varlıktır.
Kur’an, şeytani özellikler gösteren insanları ‘Şeytan’ diye nitelediği gibi, aynı şeytani özellikleri, ilgili ayetlerde olduğu gibi İblisi de Şeytan olarak nitelemiştir.
İblis sözcüğünün anlamı, ‘hayırdan son derece ümitsiz olan, Allah’ın rahmetinden umudunu kesen’ demektir ve İblis, Şeytan’ın özel ismidir.
Kur’an’da; İblis/şeytanın özelliklerini tanımlayan kavramlarda 27 kez geçer.’’
Şimdi bu 27 tanımlamayı ve anlamlarını sırayla aktaralım.
‘’1.İblis,Racim Şeytandır. Sözcüğün ilk anlamı öldürmek demektir. Fiil anlamıyla; Katil, Zan ve zanna dayalı söz söyleyen, yalancı, lanetli ve palavracı Şeytan, nesne anlamıyla ise taşlanmış, kovulmuş, lanetlenmiş Şeytan’dır. (Nahl 98, Tekvir 25, Saffat 6-10, Hicr 16-18)
2.iblis, Karin Şeytandır. Yakın, arkadaş, hısım, akran, yandaş demektir. Allah’ın, öğüdüne sırtını dönen, O’nu görmezden gelip aldırış etmeyenlere yandaş yaptığı ve yanlışlarını doğru gösteren Şeytan arkadaşı anlamındadır. (Zuhruf 36-37)
3. İblis, Es-Sağir Şeytandır. Aşağılık, aşağılanmış anlamında olup (Araf 13), sebebi kibirdir. Bu nedenle kibirli fert ve toplumlar şeytan ahlakına sahiptir.
4.İblis, Vesvas/vesvese verendir. Alçak bir sesle, fısıltı ile gizli bir düşünce aşılamak, bir işe, eyleme yöneltmek anlamında Kur’an’da kullanılmaktadır. Değersiz ve adi düşünceler demektir.
Felak suresinde ‘dış düşmanlar’ tanıtılırken, Nas suresinde ‘içimizdeki düşman’ önemli ve etkin özellikleriyle açıklanmaktadır.
Bu düşman, geri planda (içimizde/beynimizde) gizlenmiş olarak durmakta, kötülüğe sürüklemek için sürekli vesvese vermekte, sinsi telkinlerde (olumsuz düşünce üfürerek) bulunarak, insana zarar vermektedir.
Dini terminolojide vesvese; ‘İblis’in veya emmare nefsin (insanı kötülüğe, günaha ve şehvete zorlayan, Allah'tan uzaklaştırıp aşırı heveslere sürükleyen en alt mertebedeki isyankâr nefistir) insana kötü ve zararlı düşünceler aşılayarak insana, insanlığa ve dine aykırı aşırı davranışlara yönelten telkin, (Burada şu notu düşmek gerekir. Batılı ve Doğulu filozoflar nefsi sadece emmare (kötü) nefis olarak tanımlarken, İslam’da; nefsin kötü (emmare) ve iyi -kendini kınayan, iyi yönde arınan- sınıflaması vardır.)
Vesvas ise İblis’in, kişinin alt beyinden içine attığı saptırıcı dürtü, yararsız söz, kuşku ve tereddüt manalarında kullanılır.
İblis; çirkinlikleri ve kötülükleri ortaya çıkarmak için kullanır vesvese silahını. (Araf 19,20)
Vesvesenin sonucu şartlanma ve önyargı ile ikisinin beslediği nefret duygusudur.
Vesvese, Fısıltı, Fiskos görünmeyen varlıklardan (İblis/nefs) gelebileceği gibi görünen varlıklardan da (insan) gelebilir.’’
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ümit CAN
Şeytani Davranışlar Sardı Her Yanı!
Gün geçtikçe artan ve artık bir çığ gibi üzerimize gelen sorunlara karşı ortaya konulan tek tavır; düşünmeyi reddetmek, günah keçisi aramak, bulmak ve ilan etmek ile durumdan sıyrılma çabası.
Oysa yapılması gereken tek şeydi düşünmek ve sorgulamak.
Görünür, görünmez, saklı, gizli bütün araçlarıyla (siyaset, ekonomi, TV, sosyal medya, din, edebiyat, kültür, fısıltı, kumpas, şantaj, yalan bilgi, iftira, karalama vb.) üzerimize abanan ahmaklaştırma endüstrisiyle ahmaklaştırıldık, düşünemez hale getirildik.
Hâlbuki ahmaklaşıp tepkisiz kalmasak sorumlularıyla beraber sorunların çözümünün ne olduğu bilinir, ‘Kral’ın ve sisteminin’ artık hiçbir şeyle örtülemeyecek ölçüde çıplak olduğu anlaşılırdı.
Allah’ın insana şerefli olması için bahşettiği düşünme, sorgulama ve akletmenin yerine ikame edilip dayatılan sorgusuz itaat/biat kabulünün şeytani sonuçları en acı verici şekilde yaşanıyor.
İnsanlaşmayı sağlama yuvaları olan okullar, en aşağılık beşerî saldırılara uğrar, nesiller yok edilirken, tedbir almakla görevli olanlar, ideolojik kamplaşma ateşine odun atmak ve genç kızların öldürülmesi/kaybolmasının üzerini sahip oldukları devlet yetkisini kullanarak örtmekle meşguller.
Hep yapılageldiği gibi her aşağılık olayda birilerini suçlu ilan ederek sorumluluktan sıyrılmaya çalışanların durumu, kafasını kuma gömen devekuşu misalini hatırlatıyor.
Artık çırılçıplak hale gelen sorunlar çözülme yerine, ertelenir geçiştirilirse diğer facialara davetiye çıkarılmış olur.
Bu çerçevede, “artık insanlık dışı ve şeytani” diye nitelendirilebilecek bu davranışları enine boyuna, bilimsel, akli ve teolojik yönüyle de düşünme zamanı gelmedi mi?
Üniversiteler, kurumlar, diyanet ne iş yapar?
Dolayısıyla emperyalizm temsilcilerinin; kıyameti hızlandırma, haçlı seferleri, Hz. İsa’laşma(!), Mesih beklentileri gibi dini jargonları vahşiliklerine gerekçe yaparak sapkın bir teolojiyle hareket ettikleri bu dönemde doğru kılavuz olan Kur’an’a da bakmak ne zaman akıllara gelecek.
Kur’an; bir öğüt kitabı değil mi?
Kur’an; dünya ve ülkemizde bir salgın gibi yayılan Şeytani davranış ve özelliklerle ilgili ne buyuruyor, insanları ve insanımızı saran bu karanlık ve cehaletten aydınlığa ulaşma yolları olarak ne öneriyor?
“Düşman, İblis ve Şeytan” olarak kimi, kimleri, neyi, neleri tanıtıyor?
Düşman bilinmezse kişi, ülke, millet ve devlet sağlıklı yol alıp, kendisini ve bekasını koruyabilir mi?
Ve düşman bilinmezse tarih tekerrür eder ve ediyor da zaten.
Kur’an; Bakara 60. Ayette insanın, insanlığın en büyük düşmanının İblis/Şeytan olduğunu ve bu düşmana asla boyun eğilmemesi gerektiğini buyuruyor.
Dolayısıyla insana, insanlığa düşman olan İblis/Şeytan özelliklerine sahip olan her türlü insan, insanlar, örgütler, devletlerin düşman olduğunun hem de ‘La ilahe illallah’ tan önce bilinmesi gerekiyor.
Bu doğrultuda aşağıda değineceğim şeytani özellikleri taşıyan, bunlarla donanan üstüne zalimlikte sınır tanımayan kibirli Evanjelist, Siyonist ve Siyonizm’e hizmet eden dini/sivil/ siyasi /ekonomik/kültürel yapılar ile Kapitalizm/ Emperyalizm en büyük düşmandır.
Atatürk’te Kur’an’a uygun olarak bu tespiti yapmıştı ama bütün hazinelerimizin üstü örtüldüğü gibi bu ferasetin de üstü örtüldü.
Şimdi geçelim İblis/şeytan özelliklerine ki kendimiz ve dışımızdaki insanlar, ülke ve devletler için turnusol kâğıdı olsun.
Sıralanacak kavramların anlamları, bireysel, yerel ve küresel İblis/Şeytanlara ayna tutacak netlikte olduğundan yaşanmışlıkları, benzerlerini ve somut yansımaları vurgulamaya gerek yok çünkü örnekler hem sayılamayacak kadar çok hem de iğrenç kokuları burun direklerini sızlatacak yoğunlukta.
Bu konuda, daha önceki yazılarda atıfta bulunduğum ve meselelere ‘Kur’an’ı, Kur’an’dan, Kur’an’ca anlamak’ yöntemiyle yaklaşarak birçok eser vermiş mütefekkir Sedat Şenermen’in, bu alandaki yetkin ve belki de tek olan ‘içimizdeki, dışımızdaki, bireysel, yerel ve küresel ŞEYTAN’ kitabından faydalanacağım.
Böylece insanlaşmanın önüne geçen en büyük engel olarak insanlık dışı davranışlara yön veren/ yönlendiren hem kendi içimizde hem dışımızdaki kişilerle ilgili hem de bireysel, örgütlü yerel/küresel yapıların şeytani özellikleri hakkında farkındalık oluşturularak gerçek düşman tanımı doğru biçimde anlaşılıp tedbir alınabilir.
Önce kitaptan tanımlamalarla başlayalım;
‘’Her insanın yaratılışında iki yeti bulunmakta olup, birisi fücura (kötülük), diğeri takva (iyilik)’ya yöneliktir. Diğer bir deyişle birisi aklıselim (Rahmani) egemen, diğeri İblis egemen özelliğe sahiptir.
Dolayısıyla içimizdeki Şeytan İblis’tir. Her insanın beyninde bulunan olumsuz akli meleke İblis’tir. Alınan duyulara, olgulara ve algılara karşı ilk zihinsel tepkiyi, yönlendirmeyi kötüyü temsil eden İblis yapar. Kötülük yönlendirmesinin eylem haline dönüşmesi Şeytanlık, bu tür eylemleri yapan kişi de Şeytan’dır. Buna dışımızdaki Şeytan/dışımızdaki Şeytanların örgütlü/kurumsal nitelik kazanmasına ise yerel/küresel Şeytan yani Kur’an’i ifadeyle ‘Tağut’ denir.
Şeytan’ın özel adı İblis’tir. ‘Şeytan" kelimesi, İbrahimî dinlerde kötülüğün simgesi olan özel varlığı (İblis) ifade eder. Yani İblis, yaptığı şeytanlıktan dolayı Allah tarafından ‘Şeytan-ı Racim/Kovulmuş Şeytan olarak adlandırılan bir yeti/varlıktır.
Kur’an, şeytani özellikler gösteren insanları ‘Şeytan’ diye nitelediği gibi, aynı şeytani özellikleri, ilgili ayetlerde olduğu gibi İblisi de Şeytan olarak nitelemiştir.
İblis sözcüğünün anlamı, ‘hayırdan son derece ümitsiz olan, Allah’ın rahmetinden umudunu kesen’ demektir ve İblis, Şeytan’ın özel ismidir.
Kur’an’da; İblis/şeytanın özelliklerini tanımlayan kavramlarda 27 kez geçer.’’
Şimdi bu 27 tanımlamayı ve anlamlarını sırayla aktaralım.
‘’1.İblis, Racim Şeytandır. Sözcüğün ilk anlamı öldürmek demektir. Fiil anlamıyla; Katil, Zan ve zanna dayalı söz söyleyen, yalancı, lanetli ve palavracı Şeytan, nesne anlamıyla ise taşlanmış, kovulmuş, lanetlenmiş Şeytan’dır. (Nahl 98, Tekvir 25, Saffat 6-10, Hicr 16-18)
2.iblis, Karin Şeytandır. Yakın, arkadaş, hısım, akran, yandaş demektir. Allah’ın, öğüdüne sırtını dönen, O’nu görmezden gelip aldırış etmeyenlere yandaş yaptığı ve yanlışlarını doğru gösteren Şeytan arkadaşı anlamındadır. (Zuhruf 36-37)
3. İblis, Es-Sağir Şeytandır. Aşağılık, aşağılanmış anlamında olup (Araf 13), sebebi kibirdir. Bu nedenle kibirli fert ve toplumlar şeytan ahlakına sahiptir.
4.İblis, Vesvas/vesvese verendir. Alçak bir sesle, fısıltı ile gizli bir düşünce aşılamak, bir işe, eyleme yöneltmek anlamında Kur’an’da kullanılmaktadır. Değersiz ve adi düşünceler demektir.
Felak suresinde ‘dış düşmanlar’ tanıtılırken, Nas suresinde ‘içimizdeki düşman’ önemli ve etkin özellikleriyle açıklanmaktadır.
Bu düşman, geri planda (içimizde/beynimizde) gizlenmiş olarak durmakta, kötülüğe sürüklemek için sürekli vesvese vermekte, sinsi telkinlerde (olumsuz düşünce üfürerek) bulunarak, insana zarar vermektedir.
Dini terminolojide vesvese; ‘İblis’in veya emmare nefsin (insanı kötülüğe, günaha ve şehvete zorlayan, Allah'tan uzaklaştırıp aşırı heveslere sürükleyen en alt mertebedeki isyankâr nefistir) insana kötü ve zararlı düşünceler aşılayarak insana, insanlığa ve dine aykırı aşırı davranışlara yönelten telkin, (Burada şu notu düşmek gerekir. Batılı ve Doğulu filozoflar nefsi sadece emmare (kötü) nefis olarak tanımlarken, İslam’da; nefsin kötü (emmare) ve iyi -kendini kınayan, iyi yönde arınan- sınıflaması vardır.)
Vesvas ise İblis’in, kişinin alt beyinden içine attığı saptırıcı dürtü, yararsız söz, kuşku ve tereddüt manalarında kullanılır.
İblis; çirkinlikleri ve kötülükleri ortaya çıkarmak için kullanır vesvese silahını. (Araf 19,20)
Vesvesenin sonucu şartlanma ve önyargı ile ikisinin beslediği nefret duygusudur.
Vesvese, Fısıltı, Fiskos görünmeyen varlıklardan (İblis/nefs) gelebileceği gibi görünen varlıklardan da (insan) gelebilir.’’