Geçmiş yazılarımda, küresel/emperyal sistem tarafından oluşturularak ülkeleri akli açıdan felç eden ‘ahmaklaştırma endüstrisi’nden ve kullanılan araçlardan çokça bahsettim.
Bu endüstrinin, kültürel bir işgal ordusu olarak, din, dil, edebiyat, tarih, felsefe vb. başlıklarda, milletlerin hafızasına, milli/manevi değerlerine ve özellikle ulus bilincine saldırıp dönüştürerek, efendilerine zihinsel olarak teslim olan gönüllü köleler ürettiğini yazdım.
Bu duruma; milletin fıtratına/özelliklerine uygun olmayan düzenlemeleri ısrarla yapmaya devam eden iktidarların katkı sağladığına değindim.
Gelinen noktada ise artık üzerinde mutabık kalınan bir ahlak sistemi yerine ferdi/nefsi ahlakın egemen olduğu bir çürüme halinin toplumu sararak hastalandırdığını belirttim.
Bu durumun birçok alanda açık yansıması var ama en belirgin olanı; milletin kendi aleyhine olan, bugününü ve gelecek bekasını apaçık tehdit eden olay/gelişmeler karşısında kendisini aciz, çaresiz hissetmesi ve başkalarının da aciz olup, sabır(!) gösterdiklerini sanmış olması.
Salgın halinde herkesi kuşatan bu hastalık; beyin felci gibi en hassas ve temel konularda bile milleti kıpırdayamaz, tepki veremez, ses çıkaramaz, hakkını arayamaz ve hakikatin peşinden koşamaz hale getiriyor.
En vahim olansa, hayati konuları geçiştirip halının altına süpürerek ‘mış’ gibi yapmak aynen başkalarının kendisini görmemesini isteyip gözlerini kapatan birinin örneği gibi.
Dolayısıyla sadece bireyler değil toplumlar ve devlet aygıtı da hastalanabilir ve artık bu salgın bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor, kaçış yok.
Bu çerçevede Türk milleti için yok edici bir tehlike olan ahmaklaşma/ahmaklaştırılma konuları ile bağlantılı olarak, ‘ABD’ye Ahraz Olmak’ başlıklı yazımda, nörolojik bir araz olmanın ötesinde kavrama metaforik (mecaz, sembolik) yaklaşan değerli düşünür Alev Alatlı’nın, ‘toplumsal afazi’ tanımlamasından alıntılar yapmıştım.
Okurlardan gelen istek üzerine kavram üzerinde yeniden durarak bireysel, toplumsal ve siyasi örneklerle devam edeyim.
***
Alatlı’ya göre toplumsal afazi;Türk milletine dışardan veya yapay yollarla şırınga edilmiştir.
Yol açtığı sonuçlar ise insanların, okuduğunu, duyduğunu ve yaşadığı olayları anlamlandırma yeteneğinden mahrum hale gelmesi, pek çok hayati kavramın zihinlerde karşılığının bulunmaması yani toplumsal şuursuzluktur.
Böylece millet; hafızasını, belleğini yitirerek tarih ve kültürel değerlerle olan bağlarını koparan, birbirlerine yabancılaşan, anlaşabileceği ortak kavramları ve dili olmayan, üretmek yerine taklitçiliğe yönelen, tüketen, bugün ve geleceğinden korkan insan tiplerinin oluşturduğu bir yığına, sürüye dönüşür.
Zaten dille, zihin arasındaki bağlantının koptuğu ortam, sürü ortamıdır.
Toplumsal afaziyi yayma konusunda iktidarların millete sunduğu davaya(!) aykırı olarak yol verip, göz yumduğu medya en etkin şekilde kullanılmaktadır. Gündüz kuşağı programları, yapımcısının kuru kafa (skulls and bones) resimli tişörtleriyle subliminal mesajların verildiği survivor, diziler ve reklamlar, toplumsal afazinin nasıl şırınga edildiğinin çarpıcı örnekleridir.
Böylece sürekli zihinsel saldırı ile oluşturulan bu kargaşa ikliminde dillerden düşmeyen ‘’İslam/Kur’an’’, ‘’dindarlık’’, ‘’vatan/millet’’, ‘’bayrak/ezan’’, ‘’yerli/milli’’, "milliyetçilik", "barış’’, ‘’Cumhuriyet’’, ‘’yasa/anayasa’’, ‘’ sosyal demokrasi", "laiklik", ‘’devlet/devletçilik’’, "eşitlik/kardeşlik" veya ‘’su/toprak/hava/ağaç’’ kavramlarının esası bilinmediğinden hedefe uygun olarak istenildiği gibi sündürüldüğünü, gerçek anlamlarının zihinde karşılığının olmadığını, hepsinin popülist politikalara kurban edildiğini, içlerinin boşaltılarak itibarsızlaştırıldığını itiraf etmek gerek. Silkinip düzelmenin şartı bu olmalıdır.
Şimdi kavramı; bireyselden toplumsala ve siyasete ilişkin örneklerle biraz daha açayım.
Örneğin su!
Hayatın devamı için olmazsa olmazdır, yokluğunda hayat biter ve zihindeki karşılığı böyle olmalıdır. Bu gerçeğe rağmen su kaynakları ve akarları korunmazsa, havzaları konut/sanayi alanlarına açılırsa yanlarına taş ocakları açılırsa, içleri sanayi/konut atıkları akıtılırsa, ırmak/nehirler rant amaçlı sayısız HES’lere açılıp kurutulursa bu ‘afazik’ bir haldir.
Yani su kavramının zihinde olması gereken karşılığı imha edilmiştir. Bursa Nilüfer çayı, İznik gölü, Marmara denizi, diğer göl ve nehirler, Sazlıdere, Alibeyköy barajları ilk akla gelenler.
Yaşadığımız dünya incisi Bursa 20’nin üzerinde OSB’si ve daha kurulacaklarla birlikte toprağı, dereleri, havası zehirlenerek, insanların hastalığa mahkum edildiği kronikleşmiş bir afazi kurbanıdır.
Ovaların konut/sanayiye açılması, yüzlerce yıllık ağaçların madencilere peşkeş çekilmesi geleceği bugünden yiyen vampir bir ‘afazik’ haldir.
Dere yatağına ev yapmak ve buna izin vermek veya 3 kata göre yapılmış kolonlara sonradan bir 3 kat ilave edip, imar affı ile karşılıklı kazandığını zannetmenin cevabının ilk depremde alınacağı/alındığının hala anlaşılamaması bir ‘afazik’ haldir.
Birey ve toplum hayatındaki ‘’Afazi’’ ye çok örnek var.
Ama iktidarların afazik hallerini saymaya sayfalar yetmez, sıralamaya gerek yok, biliniyor.
Alev Alatlı’nın dediği gibi “kaynağı/şırıngası dışsal olan”, zihinleri kontrol ederek Afazi’yi yaygınlaştıran kuruluşlara değinmeye devam edelim.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ümit CAN
Toplumsal Afaziye Yakalanmak!
Geçmiş yazılarımda, küresel/emperyal sistem tarafından oluşturularak ülkeleri akli açıdan felç eden ‘ahmaklaştırma endüstrisi’nden ve kullanılan araçlardan çokça bahsettim.
Bu endüstrinin, kültürel bir işgal ordusu olarak, din, dil, edebiyat, tarih, felsefe vb. başlıklarda, milletlerin hafızasına, milli/manevi değerlerine ve özellikle ulus bilincine saldırıp dönüştürerek, efendilerine zihinsel olarak teslim olan gönüllü köleler ürettiğini yazdım.
Bu duruma; milletin fıtratına/özelliklerine uygun olmayan düzenlemeleri ısrarla yapmaya devam eden iktidarların katkı sağladığına değindim.
Gelinen noktada ise artık üzerinde mutabık kalınan bir ahlak sistemi yerine ferdi/nefsi ahlakın egemen olduğu bir çürüme halinin toplumu sararak hastalandırdığını belirttim.
Bu durumun birçok alanda açık yansıması var ama en belirgin olanı; milletin kendi aleyhine olan, bugününü ve gelecek bekasını apaçık tehdit eden olay/gelişmeler karşısında kendisini aciz, çaresiz hissetmesi ve başkalarının da aciz olup, sabır(!) gösterdiklerini sanmış olması.
Salgın halinde herkesi kuşatan bu hastalık; beyin felci gibi en hassas ve temel konularda bile milleti kıpırdayamaz, tepki veremez, ses çıkaramaz, hakkını arayamaz ve hakikatin peşinden koşamaz hale getiriyor.
En vahim olansa, hayati konuları geçiştirip halının altına süpürerek ‘mış’ gibi yapmak aynen başkalarının kendisini görmemesini isteyip gözlerini kapatan birinin örneği gibi.
Dolayısıyla sadece bireyler değil toplumlar ve devlet aygıtı da hastalanabilir ve artık bu salgın bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor, kaçış yok.
Bu çerçevede Türk milleti için yok edici bir tehlike olan ahmaklaşma/ahmaklaştırılma konuları ile bağlantılı olarak, ‘ABD’ye Ahraz Olmak’ başlıklı yazımda, nörolojik bir araz olmanın ötesinde kavrama metaforik (mecaz, sembolik) yaklaşan değerli düşünür Alev Alatlı’nın, ‘toplumsal afazi’ tanımlamasından alıntılar yapmıştım.
Okurlardan gelen istek üzerine kavram üzerinde yeniden durarak bireysel, toplumsal ve siyasi örneklerle devam edeyim.
***
Alatlı’ya göre toplumsal afazi; Türk milletine dışardan veya yapay yollarla şırınga edilmiştir.
Yol açtığı sonuçlar ise insanların, okuduğunu, duyduğunu ve yaşadığı olayları anlamlandırma yeteneğinden mahrum hale gelmesi, pek çok hayati kavramın zihinlerde karşılığının bulunmaması yani toplumsal şuursuzluktur.
Böylece millet; hafızasını, belleğini yitirerek tarih ve kültürel değerlerle olan bağlarını koparan, birbirlerine yabancılaşan, anlaşabileceği ortak kavramları ve dili olmayan, üretmek yerine taklitçiliğe yönelen, tüketen, bugün ve geleceğinden korkan insan tiplerinin oluşturduğu bir yığına, sürüye dönüşür.
Zaten dille, zihin arasındaki bağlantının koptuğu ortam, sürü ortamıdır.
Toplumsal afaziyi yayma konusunda iktidarların millete sunduğu davaya(!) aykırı olarak yol verip, göz yumduğu medya en etkin şekilde kullanılmaktadır. Gündüz kuşağı programları, yapımcısının kuru kafa (skulls and bones) resimli tişörtleriyle subliminal mesajların verildiği survivor, diziler ve reklamlar, toplumsal afazinin nasıl şırınga edildiğinin çarpıcı örnekleridir.
Böylece sürekli zihinsel saldırı ile oluşturulan bu kargaşa ikliminde dillerden düşmeyen ‘’İslam/Kur’an’’, ‘’dindarlık’’, ‘’vatan/millet’’, ‘’bayrak/ezan’’, ‘’yerli/milli’’, "milliyetçilik", "barış’’, ‘’Cumhuriyet’’, ‘’yasa/anayasa’’, ‘’ sosyal demokrasi", "laiklik", ‘’devlet/devletçilik’’, "eşitlik/kardeşlik" veya ‘’su/toprak/hava/ağaç’’ kavramlarının esası bilinmediğinden hedefe uygun olarak istenildiği gibi sündürüldüğünü, gerçek anlamlarının zihinde karşılığının olmadığını, hepsinin popülist politikalara kurban edildiğini, içlerinin boşaltılarak itibarsızlaştırıldığını itiraf etmek gerek. Silkinip düzelmenin şartı bu olmalıdır.
Şimdi kavramı; bireyselden toplumsala ve siyasete ilişkin örneklerle biraz daha açayım.
Örneğin su!
Hayatın devamı için olmazsa olmazdır, yokluğunda hayat biter ve zihindeki karşılığı böyle olmalıdır. Bu gerçeğe rağmen su kaynakları ve akarları korunmazsa, havzaları konut/sanayi alanlarına açılırsa yanlarına taş ocakları açılırsa, içleri sanayi/konut atıkları akıtılırsa, ırmak/nehirler rant amaçlı sayısız HES’lere açılıp kurutulursa bu ‘afazik’ bir haldir.
Yani su kavramının zihinde olması gereken karşılığı imha edilmiştir. Bursa Nilüfer çayı, İznik gölü, Marmara denizi, diğer göl ve nehirler, Sazlıdere, Alibeyköy barajları ilk akla gelenler.
Yaşadığımız dünya incisi Bursa 20’nin üzerinde OSB’si ve daha kurulacaklarla birlikte toprağı, dereleri, havası zehirlenerek, insanların hastalığa mahkum edildiği kronikleşmiş bir afazi kurbanıdır.
Ovaların konut/sanayiye açılması, yüzlerce yıllık ağaçların madencilere peşkeş çekilmesi geleceği bugünden yiyen vampir bir ‘afazik’ haldir.
Dere yatağına ev yapmak ve buna izin vermek veya 3 kata göre yapılmış kolonlara sonradan bir 3 kat ilave edip, imar affı ile karşılıklı kazandığını zannetmenin cevabının ilk depremde alınacağı/alındığının hala anlaşılamaması bir ‘afazik’ haldir.
Birey ve toplum hayatındaki ‘’Afazi’’ ye çok örnek var.
Ama iktidarların afazik hallerini saymaya sayfalar yetmez, sıralamaya gerek yok, biliniyor.
Alev Alatlı’nın dediği gibi “kaynağı/şırıngası dışsal olan”, zihinleri kontrol ederek Afazi’yi yaygınlaştıran kuruluşlara değinmeye devam edelim.