Genel olarak “savaş” denildiğinde anlaşılan; “her türlü silahın kullanıldığı askeri” muharebelerdir.
Hâlbuki savaş;
Bu darlaştırılmış tanımlamanın çok ötesinde geniş anlamları içeren bir kavramdır. Günümüzde, müdahaleye uğratılarak sığlaştırılmış ve bu sayede dikkatlerden kaçırılmış bütün kavramlar gibi savaş da esasta çok geniş ama perdelenmiş bir şekilde kullanılıyor.
Ekonomik, diplomatik, çıkar ve dinsel savaşlar artık bilindiği için kavramı nispeten darlıktan kurtarıyor. Bilinen bu savaşların aksine fark edilmeyen ancak en şiddetli savaşlar, kültürel alanlarda gerçekleşiyor.
Kalem, kitap sosyal/yazılı/görsel medya, sinema, tiyatro, edebiyat, din, mezhep, felsefe, psikoloji, sosyoloji, tıp ve tarih kullanılarak yapılan bu savaş, nano teknolojik yöntemlerle insan zihninin işgaline dayandığı ve insanı belirlenmiş ‘bir tip’e dönüştürmeyi amaçladığı için yıkıcı sonuçlara yol açıyor. Tek tek sayıyorum ki gözden kaçan bir şey olmasın, fark edilsin ve ister yazılı/sözlü isterse görsel olarak doğru ve gerçeği ifade eden karşılıklar verilsin ve kesinlikle verilmeli de…
Bu kültür savaşlarının ortak hedefi ise insani değerleri ve medeniyetleri oluşturan kavramları dönüştürüp, yıkarak her türlü esarete zemin hazırlamak.
Çünkü kavramlar; medeniyetleri ayakta tutan sütunlardır. Bu sütunları yıktığınızda ortada medeniyet falan kalmaz şeytani beşerliğe ve vahşiliğe geri dönülür.
Bugün yaşanan tam da budur yani kavram savaşlarıdır. Hak, hukuk, demokrasi, özgürlük, seçim, sandık, millet iradesi vb gibi kavramlar artık güç sahiplerinin çıkarına uygun olarak dönüştürülüp, asıllarından koparılan kabuk kavramlar haline getirilmiştir. Dolayısıyla kavramlara sahip çıkıp tanımladığı içerikleri muhafaza hassasiyeti göstermek toplum için hayatidir. Dayatılan pop kültürü sulandırmasına kapılmamak ve kavramlara sahip çıkıp yanlışlara karşı çıkmak gerek. Bu çerçevede gelelim ‘Türkçülük günü’ kavramına.
Doğru ifadesiyle ‘Türkçülük Günü’ kavramına, farklı isim ve tanımlamalarla yaklaşılması, her alanda yaşanılan ve yukarıda söylediğim kavram kargaşa ve savaşlarının güncel ama asla son örneği olmayacaktır.
Nesnel (objektif, tarafsız) gerçekliğin zihindeki yansıması olan kavramlar üzerindeki oynanma ve bulanıklaştırılma amacı ise açıktır:
Milletin düşüncelerini belirlenmiş hedeflere doğru bıkmadan, usanmadan dönüştürüp, yönlendirmek. Tam bir Hannas (Sinsi, fırsat kollayan) şeytanlığı örneği.
‘Türkçülük’ ideolojisi, içinde ‘Türk’ kelimesi geçtiği için tüyleri diken diken olan iç ve dış mihrakların saplantı odaklı kasıtlı, hatalı ve yanlış ithamlarının haricinde elbette sorgulanamaz değildir ama sorgulamanın sağlıklı olabilmesi için ideolojinin öncelikle doğru isimlendirmesi gerekir. İçinde Türk olduğu için eğip, büküp sulandırmaya gerek yok.
Kaldı ki her ülkede normal/doğal görülen kendini tarihsel referanslarla tanımlama biçimlerinden biri olan Türkler için ‘Türkçülüğün’ anormal kabul edilmesinin altındaki gerçek nedenler ne ki?
Böyle olunca ‘kimler yönetiyor bizi’ sorusu akla gelmeli.
Ya da bunun altında hangi kompleks yatıyor?
Devam edeyim, neydi kavram?
Basitçe söylemek gerekirse bir tanımlamadır. Bir şeyi dışındakilerden ayırmak için sınırının ve içeriğinin belirlenmesidir.
Nesnel gerçekliği yansıtan kavramlar; ya ona has içeriği boşaltılıp başka içerikle doldurularak ya daraltılıp içeriği yok edilerek ya da genişletilip içeriği dağıtılarak işlevsiz hale getirilebilir.
Başta din olmak üzere ahlaki, siyasi, ekonomik ve kültürel birçok kavram, işaret ettiği nesnel gerçekliği temsil edemez hale getirilmiş ve boşa düşürülmüştür.
Temsil ettiği gerçeklikten uzaklaştırılıp üzerinde toplumsal uzlaşı kalmayan kavramların göreceli hale getirilerek herkesin kendine göre ahlak, kendine göre özgürlük, kendine göre din ve Allah, kendine göre Türkçülük ve milliyetçilik anlayışının parçalayıcı özelliği ile kimlik kargaşasına sebep olarak milleti savurması beklenen şeydir.
Türk milleti üzerinde on yıllardır yapılan operasyonların amacı da işte bu yabancılaşmayı sağlamaktır ve sürü haline getirerek gütmektir.
Bu nedenle ‘Türkçülük Günü’ne, benzer şekilde kimi ‘Milliyetçiler Günü’, kimi ‘Türkçüler Günü’, kimi de ‘Türk Milliyetçileri Günü ve Bayramı’ diyerek, kavramın genişleyip dağılmasına ve anlam kaymasına bilerek/bilmeyerek hizmet eder. İyi niyet taşımaz bu yaklaşımlar.
Çünkü kavram kargaşasını planlayanlar, bir şeyin zıddıyla değil benzeriyle yenilgiye uğratılacağını bilir ve hesaplarlar. Yani sol-liberal sol ile sağ emperyalizme teşne sağ ile, milliyetçilik mukaddesatçı milliyetçilikle, din ise rivayetçi din ile yenilgiye uğratılır.
Aynen Ali Şeriati’nin ‘dine karşı din’ başlıklı kitabında vurguladığı gibi.
Sonrasında artık özgürlük; özgürlük değildir, milliyetçilik; milliyetçilik değildir, İslam dini; İslam değildir, demokrasi; demokrasi değildir, millet iradesi; millet iradesi değildir, egemenlik kayıtsız şartsız millete ait değildir, çünkü bizzat bu kavramları kullananlar tarafından dönüştürülmüşler ve esası ile içeriği kalmamıştır.
Bu nedenle kavramlara ve içeriğine sahip çıkmak ve gözleri dört açmak gerekir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ümit CAN
‘Türkçülük Günü’ ve Kavram Savaşları!
Genel olarak “savaş” denildiğinde anlaşılan; “her türlü silahın kullanıldığı askeri” muharebelerdir.
Hâlbuki savaş;
Bu darlaştırılmış tanımlamanın çok ötesinde geniş anlamları içeren bir kavramdır. Günümüzde, müdahaleye uğratılarak sığlaştırılmış ve bu sayede dikkatlerden kaçırılmış bütün kavramlar gibi savaş da esasta çok geniş ama perdelenmiş bir şekilde kullanılıyor.
Ekonomik, diplomatik, çıkar ve dinsel savaşlar artık bilindiği için kavramı nispeten darlıktan kurtarıyor. Bilinen bu savaşların aksine fark edilmeyen ancak en şiddetli savaşlar, kültürel alanlarda gerçekleşiyor.
Kalem, kitap sosyal/yazılı/görsel medya, sinema, tiyatro, edebiyat, din, mezhep, felsefe, psikoloji, sosyoloji, tıp ve tarih kullanılarak yapılan bu savaş, nano teknolojik yöntemlerle insan zihninin işgaline dayandığı ve insanı belirlenmiş ‘bir tip’e dönüştürmeyi amaçladığı için yıkıcı sonuçlara yol açıyor. Tek tek sayıyorum ki gözden kaçan bir şey olmasın, fark edilsin ve ister yazılı/sözlü isterse görsel olarak doğru ve gerçeği ifade eden karşılıklar verilsin ve kesinlikle verilmeli de…
Bu kültür savaşlarının ortak hedefi ise insani değerleri ve medeniyetleri oluşturan kavramları dönüştürüp, yıkarak her türlü esarete zemin hazırlamak.
Çünkü kavramlar; medeniyetleri ayakta tutan sütunlardır. Bu sütunları yıktığınızda ortada medeniyet falan kalmaz şeytani beşerliğe ve vahşiliğe geri dönülür.
Bugün yaşanan tam da budur yani kavram savaşlarıdır. Hak, hukuk, demokrasi, özgürlük, seçim, sandık, millet iradesi vb gibi kavramlar artık güç sahiplerinin çıkarına uygun olarak dönüştürülüp, asıllarından koparılan kabuk kavramlar haline getirilmiştir. Dolayısıyla kavramlara sahip çıkıp tanımladığı içerikleri muhafaza hassasiyeti göstermek toplum için hayatidir. Dayatılan pop kültürü sulandırmasına kapılmamak ve kavramlara sahip çıkıp yanlışlara karşı çıkmak gerek. Bu çerçevede gelelim ‘Türkçülük günü’ kavramına.
Doğru ifadesiyle ‘Türkçülük Günü’ kavramına, farklı isim ve tanımlamalarla yaklaşılması, her alanda yaşanılan ve yukarıda söylediğim kavram kargaşa ve savaşlarının güncel ama asla son örneği olmayacaktır.
Nesnel (objektif, tarafsız) gerçekliğin zihindeki yansıması olan kavramlar üzerindeki oynanma ve bulanıklaştırılma amacı ise açıktır:
Milletin düşüncelerini belirlenmiş hedeflere doğru bıkmadan, usanmadan dönüştürüp, yönlendirmek. Tam bir Hannas (Sinsi, fırsat kollayan) şeytanlığı örneği.
‘Türkçülük’ ideolojisi, içinde ‘Türk’ kelimesi geçtiği için tüyleri diken diken olan iç ve dış mihrakların saplantı odaklı kasıtlı, hatalı ve yanlış ithamlarının haricinde elbette sorgulanamaz değildir ama sorgulamanın sağlıklı olabilmesi için ideolojinin öncelikle doğru isimlendirmesi gerekir. İçinde Türk olduğu için eğip, büküp sulandırmaya gerek yok.
Kaldı ki her ülkede normal/doğal görülen kendini tarihsel referanslarla tanımlama biçimlerinden biri olan Türkler için ‘Türkçülüğün’ anormal kabul edilmesinin altındaki gerçek nedenler ne ki?
Böyle olunca ‘kimler yönetiyor bizi’ sorusu akla gelmeli.
Ya da bunun altında hangi kompleks yatıyor?
Devam edeyim, neydi kavram?
Basitçe söylemek gerekirse bir tanımlamadır. Bir şeyi dışındakilerden ayırmak için sınırının ve içeriğinin belirlenmesidir.
Nesnel gerçekliği yansıtan kavramlar; ya ona has içeriği boşaltılıp başka içerikle doldurularak ya daraltılıp içeriği yok edilerek ya da genişletilip içeriği dağıtılarak işlevsiz hale getirilebilir.
Başta din olmak üzere ahlaki, siyasi, ekonomik ve kültürel birçok kavram, işaret ettiği nesnel gerçekliği temsil edemez hale getirilmiş ve boşa düşürülmüştür.
Temsil ettiği gerçeklikten uzaklaştırılıp üzerinde toplumsal uzlaşı kalmayan kavramların göreceli hale getirilerek herkesin kendine göre ahlak, kendine göre özgürlük, kendine göre din ve Allah, kendine göre Türkçülük ve milliyetçilik anlayışının parçalayıcı özelliği ile kimlik kargaşasına sebep olarak milleti savurması beklenen şeydir.
Türk milleti üzerinde on yıllardır yapılan operasyonların amacı da işte bu yabancılaşmayı sağlamaktır ve sürü haline getirerek gütmektir.
Bu nedenle ‘Türkçülük Günü’ne, benzer şekilde kimi ‘Milliyetçiler Günü’, kimi ‘Türkçüler Günü’, kimi de ‘Türk Milliyetçileri Günü ve Bayramı’ diyerek, kavramın genişleyip dağılmasına ve anlam kaymasına bilerek/bilmeyerek hizmet eder. İyi niyet taşımaz bu yaklaşımlar.
Çünkü kavram kargaşasını planlayanlar, bir şeyin zıddıyla değil benzeriyle yenilgiye uğratılacağını bilir ve hesaplarlar. Yani sol-liberal sol ile sağ emperyalizme teşne sağ ile, milliyetçilik mukaddesatçı milliyetçilikle, din ise rivayetçi din ile yenilgiye uğratılır.
Aynen Ali Şeriati’nin ‘dine karşı din’ başlıklı kitabında vurguladığı gibi.
Sonrasında artık özgürlük; özgürlük değildir, milliyetçilik; milliyetçilik değildir, İslam dini; İslam değildir, demokrasi; demokrasi değildir, millet iradesi; millet iradesi değildir, egemenlik kayıtsız şartsız millete ait değildir, çünkü bizzat bu kavramları kullananlar tarafından dönüştürülmüşler ve esası ile içeriği kalmamıştır.
Bu nedenle kavramlara ve içeriğine sahip çıkmak ve gözleri dört açmak gerekir.