İnsanlığın binlerce yıldır ilahi bilgi ve beşerî akılla ilerleme kat ederek oluşturdukları ‘insani değerlerin’ yerle yeksan olduğu ve yeniden insanlaşmak için gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldığı bir dönem yaşıyoruz.
Emperyalizm temsilcilerinin dünyayı aldatma aracı olarak kullandıkları ve hep eğreti kalan “insan hakları, eşitlik, özgürlük, demokrasi vb. gibi” kavramların boyaları döküldü, altından eski Ahit (Tevrat) çıktı.
Filistin, Lübnan ve İran başta olmak üzere bölgemiz ve diğer dünya ülkelerine yönelik yeryüzü egemenliğini ele geçirme amaçları doğrultusunda masum bebek/çocuk/kadın ayrımı gözetmeksizin acımasız katliam/soykırım gerekçesi geldi ‘teoloji’ye, yani ilahiyata dayandı.
Öyle ki kendilerini gerçek insan ve seçilmiş ulus ama diğer uluslardan kimlerin insan sayılıp sayılmayacağının yetkisini veren(!) ve insan sayılmayanların da imhaya tabi tutulmasını meşru(!) görüp öğütleyen sapkın bir inanç bu.
Hem de bu inanç göğüsleri gere gere ilan ediliyor dünyaya.
Siyonist ve Evanjelist (Hristiyan Siyonist) olmayanları hayvan (Goyim) hükmünde gören inanç (teolojik) temelli bir bakıştan bahsediyorum.
Dolayısıyla bu insanlık düşmanlarının kendilerinde gördükleri insan sınıflama hakkını hangi kaynaktan, ne şekilde aldıkları ve niye böyle bir inançları olduğu üzerinde durmak ve insanları bilgilendirmek hayati öneme sahip.
Artık bu işin hafife alınacak tarafı yok çünkü insanlık düşmanı, sapkın inanç temelli yeni emperyalizm biçimi, bazılarının korku, bazılarının gönüllü teslimiyetlerinden güç alarak, insanlığın üzerine kara bir veba gibi adım adım çöküyor.
Nedir bu inanç demeden önce bu inancın söylem/itiraf/ifşalarına değineyim.
İsrail eski başbakanı İzhak Şamir’in 1998’de New York Times gazetesine verdiği demeç:
“Filistinliler tıpkı çekirgeler gibi öldürülmelidir… Kafaları kayalara ve duvarlara çarpılarak parçalanmalıdır.’’
İsrail Savunma eski Bakanı Gallant:
“Elektrik, gıda ve yakıt olmayacak. İnsansı hayvanlarla savaşıyoruz ve ona göre hareket edeceğiz”
Ağzından küfür ve hakaretleri eksik olmayan ABD Başkanı Trump:
“İranlılar hayvan gibiler. Bu yüzden köprülerini ve enerji santrallerini havaya uçurmak savaş suçu değil…
İranlılar hasta insanlar. Onlar kötü yaratıklar. Bu onların genetiğinde var ve bizimkinden farklı…
Salı günü İran’da enerji santralleri günü ve köprüler günü olacak; hepsi bir arada gerçekleşecek. Bunun bir benzeri olmayacak… Yoksa cehennemi yaşarsınız…”
Yukarıda sıralanan ifadeler, ABD yetkililerinin Arz-ı Mevud’u da hak gören yaklaşımları ile bu pornografik dil, tahrif edilmiş Tevrat’ta mevcut çift tanrı inancındaki kendini yakan, kavuran, yok eden ateş olarak tanımlayan Yahova’nın özellikleridir.
Aslında kendi dışındaki insan/milletleri insan olarak görmeyen bu hastalıklı ırkçı zihniyetin yansıması da yeni değil. Sadece bir süre maskelerle gizlenmiş. Çünkü geçmişte benzeri ifadeler Türkler içinde kullanılmıştı.
İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon, 1900’lerin başında Türklerin, yer yüzünün en büyük kötülük kaynaklarından olduğunu ve yeryüzünü Türklerden temizleme fırsatının kaçırılmaması gerektiğini söylemişti.
Ondan önce de İngiltere Başbakanı Gladstone; ‘’Mesele sadece Müslümanlık olmayıp, fakat bir ırkın kendine has hususiyetleri ile bu dinin birleşmesi sonucu ortaya çıkan meseledir… Türkler genelde insanlığın en büyük insanlık dışı örnekleridir’’ demişti.
Yani onlar için Türk, İranlı, Arap fark etmiyor. Kendi dışındakilerin hepsi insanlık dışı ve keyfi olarak yok edilmesi gerekli kötülük kaynakları.
Dolayısıyla o günden bugüne değişen pek bir şey yok. Anlıyor muyuz peki? Anlasak; ‘ama İran’da şöyle ama İran’da böyle’ denilip yandan yandan, ince ince emperyalizm güzellemesi yapılır mı?
Nasıl ki gönüllü Hristiyan Siyonistler varsa, gönüllü Müslüman ve Müslüman olmayan Siyonistler de var. Yani Yahudileşenler her yerde.
Gelelim diğer insanları, insan saymama ve yok etme yetkisini veren(!) inançlarının kaynağına yani Tevrat’a (Eski Ahit).
Öncelikle bilinmesi gereken husus şöyledir:
Tahrif edilmiş Tevrat, Yahudilere, dünya egemenliğinivaat etmekte (Ahiret inancı yoktur) ve dünya saltanatının yalnız Yahudilere verildiğini söyleyerek Yahudileri, bu hâkimiyeti elde etmek için koşturmaktadır. Yahudiliğin siyasal ülküsü Siyonizm adını taşır ve Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasını amaçlar.
Bu satırların kaynağı için devam edeyim Tevrat’a;
‘’Bütün dünya üzerine rab (Yahova) kral olacak’’ (Zekeriya, 14.Böl.) ‘’Çünkü bütün dünya benimdir. Ve siz bana kâhinler melekûtu ve mukaddes millet olacaksınız’’ (Huruç, 19 Böl.) ‘’Yahudiler ne kandan ne bedenin iradesinden ne de insanın iradesinden değil, ancak Allah’tan (Yahova’dan) doğdular’’ (Yuhanna, 1.Böl.) ‘’Rab cenk eridir, ismi Yahova’dır’’ (Çıkış,15 bab)
‘’İsrail oğlum, ilkindir’’ (Çıkış, 4. Böl.)
Sonuç:
Yahudilerin, Allah tarafından seçilmiş oldukları inancının temeli ile ilgili yukarıda sayılanların dışında pek çok ifade vardır. Bu ifadelerin oluşturduğu inancın diğer insanları, insan sayması, ırkçı olmamaları mümkün mü?
‘’Öyle bir gün gelecek ki, Yahudilerin kadınları ve erkekleri peygamberlik edecekler, insanları idare ve onlara hükmedecekler, milliyet ve din ayrılıkları ortadan kalkacak bütün insanlar, yalnız insanlık adı altında birleşecekler, bu birliği Yahudilerin kadınları ve erkekleri idare edecekler ve her biri peygamberler gibi olacaklar’’ (Yoel, bab 2)
Sonuç:
Dünyaya dayatılan tek devlet, tek din anlayışının ve dinler arası diyaloğun ne anlama geldiği anlaşılıyor sanırım.
‘’Milletler dillerini, dinlerini, milliyetlerinin, düşüncelerini bırakacaklar, silahlarını ziraat aleti yapacaklar, savaşı unutacaklar. Yahudilere işçi ve köle olacaklar. Yahudiler bu kalabalığa başkanlık ve peygamberlik edecekler, devlet ve saltanat sahibi olarak yaşayacaklar, dünya ilk günahtan önceki cennet haline gelecek…” (Yoel, 3.bab)
Sonuç:
Kültür emperyalizmi (din, sanat, edebiyat, felsefe, medya) yoluyla kültürün bozulma, iptal ve çürüme süreçleri yaşanmıyor mu? Böylece düşünmeyen/akletmeyen topluluklar tepkisiz sürü ve köle haline gelmiyor mu? Bu ifadeler uyandırmaya yetmiyor mu? Çözümün halis din, dil, milli hassasiyet ve düşünce özgürlüğünden geçtiği açık değil mi? Açık ama tersini yapıyoruz? Nedenleri, Niçinleri sorgulamazsak köleliğe gittiğimiz anlaşılmıyor mu?
‘’Milletlerin cümlesini dahi sarsacağım. Milletlerin tümünün arzu ettikleri değerli şeyleri gelecekler ve bu evi izzetle dolduracağım… Gümüş ve altın dahi benimdir diye orduların rabbi buyurur.’’ (Haggay, 2.bab)
Sonuç:
Altın ve gümüşe, petrol ve diğer değerli madenleri de eklediğimizde bu durum tanıdık gelmiyor mu? Ülkelerin servetlerine konma niyetindeki vampirler açığa çıkmıyor mu?
‘’Sen benim topuzum ve cenk silahlarımsın ve seninle milletleri kıracağım ve seninle ülkeler helak edeceğim’’ (Yeremya, bab 51)
‘’Ve boyun eğmeyen milletlerden hışım ve gazabımla intikam alacağım’’ (Mika, 5.bab)
Sonuç:
Boyun eğmeyen milletleritaş devrine ve cehenneme döndürmek isteyenlerin, insanlara tekrarlayan soykırım uygulayanların motivasyonu nerden aldıkları ne kadar açık değil mi?
Dünya’ya emperyalizminin yaşattığı zulme kaynaklık eden bu inanç biçiminde buna benzer o kadar çok ifade var ki, insanım diyenin tüylerini diken diken eder.
Ama kendi dininin kaynağı olan Kur’an’ı kendi dilinden okuyup anlamak yerine Allah’ın dili zannettikleri Arapça okumayı din zannedenlerden eski ve yeni Ahit’i okuyup, fark etmelerini, akletmelerini beklemek akıntıya karşı kürek çekmekten farksız. Oysa okunup anlaşılması yerine ezbere Arapça okuma yarışmalarına malzeme edilerek hayatın dışına atılan (Furkan 30) Kur’an, Yahudileri en çarpıcı biçimde tanıtıyor;
‘’Sen, kesinlikle iman eden kişilere karşı düşmanlık yönünden insanların en şiddetlisi olarak Yahudileri ve ortak koşan kimseleri bulursun’’ (Maide 82)
‘’Ey iman etmiş kimseler! Yahudileri ve Hristiyanları veliler(dost) edinmeyin. Onlar birbirlerinin velisidirler. Sizden kim onları mütevelli (koruyucu, gözetici, yönetici) yaparsa, artık o şüphesiz ondandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu kılavuzlamaz.” (Maide 51-52)
Merak ettiğimden soruyorum ABD/İsrail saldırganlığı konusunda ahkâm kesenler ve Sünni ulemalar, bu iki ayete göre Türkiye ve İslam ülkeleri ile İran’ın durumu nedir?
Cevap bekliyorum…
***
Not:
Daha geniş ve bütünsel bilgi için bkz. Sedat ŞENERMEN, Dinler ve Dünya egemenliği
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ümit CAN
Yeni Düzenin Altından Eski Ahit Çıktı!
İnsanlığın binlerce yıldır ilahi bilgi ve beşerî akılla ilerleme kat ederek oluşturdukları ‘insani değerlerin’ yerle yeksan olduğu ve yeniden insanlaşmak için gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldığı bir dönem yaşıyoruz.
Emperyalizm temsilcilerinin dünyayı aldatma aracı olarak kullandıkları ve hep eğreti kalan “insan hakları, eşitlik, özgürlük, demokrasi vb. gibi” kavramların boyaları döküldü, altından eski Ahit (Tevrat) çıktı.
Filistin, Lübnan ve İran başta olmak üzere bölgemiz ve diğer dünya ülkelerine yönelik yeryüzü egemenliğini ele geçirme amaçları doğrultusunda masum bebek/çocuk/kadın ayrımı gözetmeksizin acımasız katliam/soykırım gerekçesi geldi ‘teoloji’ye, yani ilahiyata dayandı.
Öyle ki kendilerini gerçek insan ve seçilmiş ulus ama diğer uluslardan kimlerin insan sayılıp sayılmayacağının yetkisini veren(!) ve insan sayılmayanların da imhaya tabi tutulmasını meşru(!) görüp öğütleyen sapkın bir inanç bu.
Hem de bu inanç göğüsleri gere gere ilan ediliyor dünyaya.
Siyonist ve Evanjelist (Hristiyan Siyonist) olmayanları hayvan (Goyim) hükmünde gören inanç (teolojik) temelli bir bakıştan bahsediyorum.
Dolayısıyla bu insanlık düşmanlarının kendilerinde gördükleri insan sınıflama hakkını hangi kaynaktan, ne şekilde aldıkları ve niye böyle bir inançları olduğu üzerinde durmak ve insanları bilgilendirmek hayati öneme sahip.
Artık bu işin hafife alınacak tarafı yok çünkü insanlık düşmanı, sapkın inanç temelli yeni emperyalizm biçimi, bazılarının korku, bazılarının gönüllü teslimiyetlerinden güç alarak, insanlığın üzerine kara bir veba gibi adım adım çöküyor.
Nedir bu inanç demeden önce bu inancın söylem/itiraf/ifşalarına değineyim.
İsrail eski başbakanı İzhak Şamir’in 1998’de New York Times gazetesine verdiği demeç:
“Filistinliler tıpkı çekirgeler gibi öldürülmelidir… Kafaları kayalara ve duvarlara çarpılarak parçalanmalıdır.’’
İsrail Savunma eski Bakanı Gallant:
“Elektrik, gıda ve yakıt olmayacak. İnsansı hayvanlarla savaşıyoruz ve ona göre hareket edeceğiz”
Ağzından küfür ve hakaretleri eksik olmayan ABD Başkanı Trump:
“İranlılar hayvan gibiler. Bu yüzden köprülerini ve enerji santrallerini havaya uçurmak savaş suçu değil…
İranlılar hasta insanlar. Onlar kötü yaratıklar. Bu onların genetiğinde var ve bizimkinden farklı…
Salı günü İran’da enerji santralleri günü ve köprüler günü olacak; hepsi bir arada gerçekleşecek. Bunun bir benzeri olmayacak… Yoksa cehennemi yaşarsınız…”
Yukarıda sıralanan ifadeler, ABD yetkililerinin Arz-ı Mevud’u da hak gören yaklaşımları ile bu pornografik dil, tahrif edilmiş Tevrat’ta mevcut çift tanrı inancındaki kendini yakan, kavuran, yok eden ateş olarak tanımlayan Yahova’nın özellikleridir.
Aslında kendi dışındaki insan/milletleri insan olarak görmeyen bu hastalıklı ırkçı zihniyetin yansıması da yeni değil. Sadece bir süre maskelerle gizlenmiş. Çünkü geçmişte benzeri ifadeler Türkler içinde kullanılmıştı.
İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon, 1900’lerin başında Türklerin, yer yüzünün en büyük kötülük kaynaklarından olduğunu ve yeryüzünü Türklerden temizleme fırsatının kaçırılmaması gerektiğini söylemişti.
Ondan önce de İngiltere Başbakanı Gladstone; ‘’Mesele sadece Müslümanlık olmayıp, fakat bir ırkın kendine has hususiyetleri ile bu dinin birleşmesi sonucu ortaya çıkan meseledir… Türkler genelde insanlığın en büyük insanlık dışı örnekleridir’’ demişti.
Yani onlar için Türk, İranlı, Arap fark etmiyor. Kendi dışındakilerin hepsi insanlık dışı ve keyfi olarak yok edilmesi gerekli kötülük kaynakları.
Dolayısıyla o günden bugüne değişen pek bir şey yok. Anlıyor muyuz peki? Anlasak; ‘ama İran’da şöyle ama İran’da böyle’ denilip yandan yandan, ince ince emperyalizm güzellemesi yapılır mı?
Nasıl ki gönüllü Hristiyan Siyonistler varsa, gönüllü Müslüman ve Müslüman olmayan Siyonistler de var. Yani Yahudileşenler her yerde.
Gelelim diğer insanları, insan saymama ve yok etme yetkisini veren(!) inançlarının kaynağına yani Tevrat’a (Eski Ahit).
Öncelikle bilinmesi gereken husus şöyledir:
Tahrif edilmiş Tevrat, Yahudilere, dünya egemenliğini vaat etmekte (Ahiret inancı yoktur) ve dünya saltanatının yalnız Yahudilere verildiğini söyleyerek Yahudileri, bu hâkimiyeti elde etmek için koşturmaktadır. Yahudiliğin siyasal ülküsü Siyonizm adını taşır ve Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasını amaçlar.
Bu satırların kaynağı için devam edeyim Tevrat’a;
‘’Bütün dünya üzerine rab (Yahova) kral olacak’’ (Zekeriya, 14.Böl.) ‘’Çünkü bütün dünya benimdir. Ve siz bana kâhinler melekûtu ve mukaddes millet olacaksınız’’ (Huruç, 19 Böl.) ‘’Yahudiler ne kandan ne bedenin iradesinden ne de insanın iradesinden değil, ancak Allah’tan (Yahova’dan) doğdular’’ (Yuhanna, 1.Böl.) ‘’Rab cenk eridir, ismi Yahova’dır’’ (Çıkış,15 bab)
‘’İsrail oğlum, ilkindir’’ (Çıkış, 4. Böl.)
Sonuç:
Yahudilerin, Allah tarafından seçilmiş oldukları inancının temeli ile ilgili yukarıda sayılanların dışında pek çok ifade vardır. Bu ifadelerin oluşturduğu inancın diğer insanları, insan sayması, ırkçı olmamaları mümkün mü?
‘’Öyle bir gün gelecek ki, Yahudilerin kadınları ve erkekleri peygamberlik edecekler, insanları idare ve onlara hükmedecekler, milliyet ve din ayrılıkları ortadan kalkacak bütün insanlar, yalnız insanlık adı altında birleşecekler, bu birliği Yahudilerin kadınları ve erkekleri idare edecekler ve her biri peygamberler gibi olacaklar’’ (Yoel, bab 2)
Sonuç:
Dünyaya dayatılan tek devlet, tek din anlayışının ve dinler arası diyaloğun ne anlama geldiği anlaşılıyor sanırım.
‘’Milletler dillerini, dinlerini, milliyetlerinin, düşüncelerini bırakacaklar, silahlarını ziraat aleti yapacaklar, savaşı unutacaklar. Yahudilere işçi ve köle olacaklar. Yahudiler bu kalabalığa başkanlık ve peygamberlik edecekler, devlet ve saltanat sahibi olarak yaşayacaklar, dünya ilk günahtan önceki cennet haline gelecek…” (Yoel, 3.bab)
Sonuç:
Kültür emperyalizmi (din, sanat, edebiyat, felsefe, medya) yoluyla kültürün bozulma, iptal ve çürüme süreçleri yaşanmıyor mu? Böylece düşünmeyen/akletmeyen topluluklar tepkisiz sürü ve köle haline gelmiyor mu? Bu ifadeler uyandırmaya yetmiyor mu? Çözümün halis din, dil, milli hassasiyet ve düşünce özgürlüğünden geçtiği açık değil mi? Açık ama tersini yapıyoruz? Nedenleri, Niçinleri sorgulamazsak köleliğe gittiğimiz anlaşılmıyor mu?
‘’Milletlerin cümlesini dahi sarsacağım. Milletlerin tümünün arzu ettikleri değerli şeyleri gelecekler ve bu evi izzetle dolduracağım… Gümüş ve altın dahi benimdir diye orduların rabbi buyurur.’’ (Haggay, 2.bab)
Sonuç:
Altın ve gümüşe, petrol ve diğer değerli madenleri de eklediğimizde bu durum tanıdık gelmiyor mu? Ülkelerin servetlerine konma niyetindeki vampirler açığa çıkmıyor mu?
‘’Sen benim topuzum ve cenk silahlarımsın ve seninle milletleri kıracağım ve seninle ülkeler helak edeceğim’’ (Yeremya, bab 51)
‘’Ve boyun eğmeyen milletlerden hışım ve gazabımla intikam alacağım’’ (Mika, 5.bab)
Sonuç:
Boyun eğmeyen milletleri taş devrine ve cehenneme döndürmek isteyenlerin, insanlara tekrarlayan soykırım uygulayanların motivasyonu nerden aldıkları ne kadar açık değil mi?
Dünya’ya emperyalizminin yaşattığı zulme kaynaklık eden bu inanç biçiminde buna benzer o kadar çok ifade var ki, insanım diyenin tüylerini diken diken eder.
Ama kendi dininin kaynağı olan Kur’an’ı kendi dilinden okuyup anlamak yerine Allah’ın dili zannettikleri Arapça okumayı din zannedenlerden eski ve yeni Ahit’i okuyup, fark etmelerini, akletmelerini beklemek akıntıya karşı kürek çekmekten farksız. Oysa okunup anlaşılması yerine ezbere Arapça okuma yarışmalarına malzeme edilerek hayatın dışına atılan (Furkan 30) Kur’an, Yahudileri en çarpıcı biçimde tanıtıyor;
‘’Sen, kesinlikle iman eden kişilere karşı düşmanlık yönünden insanların en şiddetlisi olarak Yahudileri ve ortak koşan kimseleri bulursun’’ (Maide 82)
‘’Ey iman etmiş kimseler! Yahudileri ve Hristiyanları veliler(dost) edinmeyin. Onlar birbirlerinin velisidirler. Sizden kim onları mütevelli (koruyucu, gözetici, yönetici) yaparsa, artık o şüphesiz ondandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu kılavuzlamaz.” (Maide 51-52)
Merak ettiğimden soruyorum ABD/İsrail saldırganlığı konusunda ahkâm kesenler ve Sünni ulemalar, bu iki ayete göre Türkiye ve İslam ülkeleri ile İran’ın durumu nedir?
Cevap bekliyorum…
***
Not:
Daha geniş ve bütünsel bilgi için bkz. Sedat ŞENERMEN, Dinler ve Dünya egemenliği