SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Yeni kurtarıcılar(!) bekleniyor

Yazının Giriş Tarihi: 20.11.2021 03:25
Yazının Güncellenme Tarihi: 20.11.2021 03:25

Anadolu’da bilinen bir atasözüdür:

‘’Ay var yılı besler, yıl var günü beslemez’’

Tam da ülkemiz de yaşananlara uygun. Bırakın son 40 ya da 20 yılı sadece son bir aya, bir haftaya, bir güne bakmak bile, yılların günü beslemediği resmini veriyor.

Ya da tersi.

Neticede ortaya çıkan resim, bütünü verdiği gibi, nereden nereye savrulduğumuzu da anlatıyor.

Kötü ekonomi temelinde, milletin çimentosu olan orta sınıfın imhası ve bunun siyasi sonuçları…

Artık fukaralar milleti ve zenginler milleti ayrımının tüm acımasızlığı ile belirmesi ve zenginlerin, fukaraları devlet destekli istismarı/sömürmesi/soyması,

Yazdıkları(!) ekonomi kitabının tek bir sayfasındaki tek bir cümle de geçen ‘’sebep-sonuç’’ ilişkisini, tek doğruymuş gibi tekerleme haline getirerek, milletin tekerine çomak sokulması,

Bütün kurumlardaki yolsuzluk, israf, ihmal, çıkar sağlama ve suiistimal iddiaları, Sayıştay raporları ve bu kanunsuzluklarla ilgili Meclis araştırma/ soruşturmaların engellenmesi,

Ülkemizin, sosyal/siyasal/ekonomik alanlarda, dünya değerlendirme endekslerinde olumsuz anlamda sürekli sonlara kayması,  

Fukaralaşan ülke ve millet varlıklarının yok pahasına elden çıkartılarak, Türkiye için hedeflenen siyasi/coğrafi/demografik projenin gerçekleşmesi gibi daha pek çok sonuç (sebep değil), şok halinde herkesin kucağında.

***

Çoğunluk, yarının bilinmezliği ve bunun getirebileceği korkuyu iliklerinde hissediyor.

Konuların uzmanlarının da dile getirdiği gibi, ülkeyi şahlandıracağı söylenen sistem değişikliği ile planlama, denetim, hesap verebilme/sorabilme, öngörülebilirlik yok.

Ama yöneten ve yönetilen fukara milletin ancak ayrı bir dünya da yaşıyor olmalarıyla açıklanabilecek yaklaşımlarına bakılacak olursa,  hem ekonomi hem de dış politika yönetimi çok başarılı(!), dört dörtlük(!).

Bu durum duyarsızlıkla, pişkinlikle açıklanacak bir durum da değil.

Eğer açıklanmayan, bilinmeyen (ki en büyük özellikleri bilinmezlik) başka hedefler yoksa, bayraktarlığını yaptıklarını söyledikleri, ihtiyaç duydukça istifade ettikleri dinin aksine zihin-ruh ve düşünce dünyalarının büyük bir ‘’taşlaşmaya’’ uğradığı bir anlayışla karşı karşıyayız.

Taklitçiliği, ezberciliği meşrulaştıran bir geleneğin tabii sonucu olarak kuşandığımız akılsızlık, idraksizlik ve düşüncesizliğin geleceği nokta, milletin artık bekasını ilgilendiren sorunlarına bile tepki vermeyen, çözüm üretmeyen bir taşlaşma halidir.

***

Tek başına taşlaşma da olmaz.

Ayrıca, kendilerine göre yorumladıkları İslami(!) hayatın, atalardan gelen sorgulanmamış bilgilerle,  sahte iyimserliklerle, uyuşturucu misyonuna sahip kader anlayışıyla, Allah’ın insana verdiği görevi tekrar O’na iade etmeyle, tutarsız/çelişkili söylemle, rayından çıkmış dini fetvalarla, söyleme uymayan israf temelli ama itibar soslu lüks/lümpen yaşamla, görünür ibadet ve giysilerin statü aracı yapılmasıyla, beyt-ül malın yağmalanmasıyla, fos/yalan olduğu belli olan yarın vaatleri ile bulandırılmasıyla, hangi soyut varlığın özelliği olduğu bilinen kibir ve ben, ben, ben davranışıyla, insani/ahlaki bir söylem/kültürünü de, temsilcilerini de doğal olarak oluşturamazlar.

Oluşmadı da…

Böyle bir durum ise evrensel iyiliği yok eden, sömürgeciliği evrenselleştiren barbar emperyalizmin, ülkemiz üzerindeki plan/proje ve hedeflere istense de istenmese de boyun eğmeyi getirir.

Olan budur, tersi söylense de.

***

Peki milletin sorumluluğu da var mı?

Var tabii...

Aklı ve düşünmeyi din dışı gören, bağlantıları karanlık çıkarcı dini çevrelerin etkisiyle, kendisi olmaktan vazgeçmeyi ve duygusallığı da içeren kolaycı taklitçiliği benimsedi.

Sonuç:

“Din”i ya da politik, karizma/farklılık vehmettiği figürlere bağımlılığa mâhkumiyet ve ötesinde kutsama-ki bazılarının bazılarını ulvi sıfatlarla donatması- düşünme gibi bir sorumluluktan kurtuluş, onlara duygusal anlamda bağlanma, ‘’kurtarıcı’’(!) görme kolaycılığı...

Halbuki bu durum, sağlıklı düşünce/inancı yaralamasının yanında, derin kirlilikler, sapmalar, istismarlar, gizli ilişkiler için verimli/bereketli bir zemin oluşturur.

Ve bu zemin her zaman, yalnızca iktidarlar ve yancılarının işine gelir.

Türkiye, esas aldığı tümden gelimci düşünme yöntemini, hazır ideolojik kalıpları, nakilci inancı, sorgulama ve eleştirinin önüne koyma alışkanlığını devam ettirdiği, gerçeklerle yüz yüze gelme cesaretini gösteremediği, yaşadığı büyük yalanları deşifre etmediği sürece, yeni kurtarıcılar(!) mutlaka çıkacak/çıkartılacaktır.

Tabii bu ‘’kurtarıcı’’nın, zekâsı ve kurnazlığı ile bilinen, kılık değiştirerek karşısındakine aldatıcı sözler sarf edip kandıran Odysseus/Ulysses gibi olacağını söylemeye gerek yok…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..