SON DAKİKA
Hava Durumu

#Hilmi Şanlı

Söz Bursa - Hilmi Şanlı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hilmi Şanlı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Hilmi Şanlı’dan çağrı: "Görme engellilere Kur’an eğitimi veren hocalar kadroya alınmalı" Haber

Hilmi Şanlı’dan çağrı: "Görme engellilere Kur’an eğitimi veren hocalar kadroya alınmalı"

Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Sekreteri Hilmi Şanlı, Bursa Şube Başkan Yardımcısı Recep Kasım ve Nilüfer İlçe Temsilcisi Abdusselam Bayraktar ile birlikte Nilüfer Konak Mahallesi Kur’an Kursu’nu ziyaret ederek görme engelli vatandaşlara yönelik yürütülen Kur’an-ı Kerim eğitim faaliyetlerini yerinde inceledi ve kursiyerlerle bir araya geldi. Ziyaretin ardından açıklamalarda bulunan Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Sekreteri Hilmi Şanlı, görme engelli bireylere yönelik Kur’an-ı Kerim öğretiminin son derece kıymetli ve özel bir hizmet olduğuna dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Nilüfer Konak Mahallesi Kur’an Kursu’nda yürütülen bu anlamlı eğitim faaliyetini yerinde görmekten büyük memnuniyet duyduk. Görme engelli kardeşlerimizin Kur’an-ı Kerim öğrenme azmi ve gayreti gerçekten takdire şayandır. Bu kurslarda görev yapan öğreticilerimiz de sabır, özveri ve özel eğitim yöntemleriyle son derece kıymetli bir hizmet yürütmektedir. Ziyaretimiz sırasında gördük ki yalnızca Bursa’dan değil, Türkiye’nin muhtelif şehirlerinden görme engelli kardeşlerimiz de derslere çevrim içi olarak katılmakta, Kur’an öğrenme heyecanını kilometrelerce uzaktan dahi canlı tutmaktadır. Bu durum, milletimizin Kur’an-ı Kerim’e olan bağlılığının ve manevi değerlerimize olan sadakatinin en güzel göstergelerinden biridir. Ancak bu hizmetin daha güçlü bir şekilde sürdürülebilmesi için kurumsal desteklerin artırılması, kadrolu personel istihdamının sağlanması ve eğitim materyallerinin çoğaltılması büyük önem taşımaktadır. Özellikle Braille alfabesiyle hazırlanmış Kur’an-ı Kerim ve eğitim materyallerinin yaygınlaştırılması, uygun eğitim ortamlarının oluşturulması ve bu alanda uzmanlaşmış öğreticilerin desteklenmesi gerekmektedir. Ayrıca halihazırda bu eğitimi büyük bir özveriyle sürdüren öğreticilerimizin özel yetenek sınavı ile kadrolu olarak istihdam edilmesi, hem hizmetin kalitesini artıracak hem de bu alanda oluşmuş tecrübenin kurumsal olarak devamlılığını sağlayacaktır. Unutulmamalıdır ki görme engelli kardeşlerimizin Kur’an öğrenme aşkı asla söndürülmemelidir. Bu aşkı büyütmek, onların Kur’an-ı Kerim ile buluşmasını kolaylaştırmak ve önlerindeki engelleri kaldırmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Sosyal devlet anlayışının bir gereği olarak görme engelli vatandaşlarımızın din hizmetlerinden en iyi şekilde faydalanabilmesi için gerekli adımların atılması büyük bir ihtiyaçtır. Türk Diyanet Vakıf-Sen olarak bu alanda yürütülen her türlü hayırlı çalışmaya destek vermeye hazır olduğumuzu özellikle ifade etmek isteriz. Görme engelli kardeşlerimizin Kur’an eğitimine erişimini kolaylaştıracak her girişimin yanında olmayı görev biliyoruz. Bu vesileyle Nilüfer Konak Mahallesi Kur’an Kursu Yöneticisi Meryem Demirel’e ve fedakarca görev yapan tüm öğreticilerimize, görme engelli kardeşlerimizin Kur’an-ı Kerim öğrenmesine vesile olan gayretleri ve emekleri için gönülden teşekkür ediyoruz. Şanlı, bu anlamlı hizmetin yaygınlaşmasının hem toplumsal sorumluluk hem de manevi bir görev olduğunu vurguladı.

Hilmi Şanlı: "28 Şubat demokrasiye vurulmuş ağır bir darbedir" Haber

Hilmi Şanlı: "28 Şubat demokrasiye vurulmuş ağır bir darbedir"

Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Sekreteri Hilmi Şanlı, 28 Şubat "postmodern darbesi"nin yıl dönümü dolayısıyla sert bir açıklama yayımladı. Şanlı, o dönemde Türkiye Kamu-Sen ve bağlı sendikaların sergilediği dik duruşun, sendikal tarihe "şerefli bir kayıt" olarak geçtiğini vurguladı. "VESAYET DÜZENİNE KARŞI MİLLETİN SAFINDA YER ALDIK" 28 Şubat sürecini, millet iradesine karşı kurulmuş "kirli bir vesayet düzeni" olarak nitelendiren Hilmi Şanlı, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Tankların yürütüldüğü, manşetlerle algı oluşturulduğu, seçilmiş iradenin baskı altına alınmak istendiği karanlık bir dönemdir. 'Postmodern' ifadesiyle hafifletilmeye çalışılsa da, bu müdahale özünde demokrasiye vurulmuş ağır bir darbedir." "KORKUYA TESLİM OLMADIK, MEYDANLARDA HAYKIRDIK" O zorlu süreçte Türkiye Kamu-Sen ve bağlı sendikaların geri çekilmediğini belirten Şanlı, bir hafta boyunca iş yerlerinde kokart takarak ve meydanlarda bildiriler dağıtarak "demokrasi nöbeti" tuttuklarını hatırlattı. Şanlı, "O gün susmak vesayeti kabullenmek demekti. Bizler susmadık, milletin emanetine sahip çıkmayı sorumluluk bildik" dedi. "UNUTULAN DARBELER YENİDEN CESARET BULABİLİR" Vesayet düzenlerinin çöktüğünü ve millet iradesinin galip geldiğini belirten Şanlı, hafızaların taze tutulması gerektiği uyarısında bulundu: "Bugün darbe heveslileri tarihin karanlık sayfalarına mahkûm edilmiştir. Ancak unutulan darbeler, yeniden cesaret bulabilir. Bu yüzden 28 Şubat’ı unutmadık, unutturmayacağız."

Hilmi Şanlı’dan Diyanet’e sert uyarı: "Din Görevlisi şikâyetle cezalandırılamaz!" Haber

Hilmi Şanlı’dan Diyanet’e sert uyarı: "Din Görevlisi şikâyetle cezalandırılamaz!"

Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Sekreteri Hilmi Şanlı, son yıllarda din görevlilerine yönelik asılsız, delilsiz ve kötü niyetli şikâyetlerde alarm verici bir artış yaşandığını belirterek, bu sürecin yalnızca bireysel mağduriyetler doğurmadığını, aynı zamanda din hizmetlerinin kurumsal yapısını ve kamu hizmeti anlayışını tehdit eden sistematik bir sorun haline geldiğini vurguladı. Diyanet İşleri Başkanlığı’na hitaben yapılan kapsamlı değerlendirmede konuşan Şanlı, hukuki güvenceden yoksun bırakılan bir din görevlisinin, topluma sağlıklı ve güven veren bir hizmet sunmasının mümkün olmadığını ifade etti. Şanlı’ya göre bugün yaşanan tablo, hukuk devleti ilkesinin sessizce aşındırıldığı tehlikeli bir sürecin göstergesi. “DELİLSİZ ŞİKÂYET, KURUMSAL ÇÖKÜŞE GİDEN YOLDUR” Hilmi Şanlı açıklamasında, kamu hizmetlerinin etkin, verimli ve sürdürülebilir biçimde yürütülmesinin ancak görevini icra eden personelin baskı, tehdit ve itibarsızlaştırma girişimlerinden korunmasıyla mümkün olabileceğini belirtti. Ancak gelinen noktada, hiçbir somut delile dayanmayan başvuruların dahi doğrudan idari soruşturmaya dönüştürülmesinin, din görevlilerini savunmasız ve güvencesiz bir pozisyona ittiğini söyledi. Şanlı, bu uygulamaların bir süre sonra “şikâyet yoluyla cezalandırma” mekanizmasına dönüştüğüne dikkat çekerek şu uyarıda bulundu: “Delilsiz bir iddiayı esas alan her soruşturma, sadece bir personeli değil; kurumu, hizmeti ve toplumsal güveni yargılar.” ANAYASA AÇIK, UYGULAMA TERSİNE İŞLİYOR Açıklamada, Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesi ile 36. maddede güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesinin, idarenin vazgeçilmez rehberi olması gerektiği vurgulandı. Ayrıca 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun, kamu görevlilerinin görevlerini baskıdan uzak, güvenli ve saygın bir ortamda yerine getirmesini zorunlu kıldığı hatırlatıldı. Ancak Hilmi Şanlı’ya göre, bugün gelinen noktada bu anayasal ve yasal güvenceler fiilen askıya alınmış durumda: “Sübjektif kanaatlere, varsayımlara ve kişisel husumetlere dayalı başvuruların süzgeçten geçirilmeden soruşturmaya dönüşmesi; ölçülülük, gereklilik ve orantılılık ilkelerinin açık ihlalidir.” MESLEKİ İTİBAR AŞINIYOR, HİZMET KALİTESİ DÜŞÜYOR Şanlı, soyut iddialar üzerinden yürütülen idari süreçlerin din görevlilerinin mesleki itibarını ağır biçimde zedelediğini, motivasyonu kırdığını ve bunun doğrudan din hizmetlerinin niteliğine yansıdığını ifade etti. Bu durumun yalnızca bireysel bir sorun olmadığına dikkat çeken Şanlı, kurumsal hafızanın, hizmet sürekliliğinin ve toplumla kurulan güven bağının da ciddi zarar gördüğünü söyledi. Türk Diyanet Vakıf-Sen’den Net ve Bağlayıcı Talepler Hilmi Şanlı, Diyanet İşleri Başkanlığı’na çağrıda bulunarak şu somut talepleri sıraladı: Asılsız, delilden yoksun ve kötü niyetli şikâyetlerin, zorunlu ve etkin bir ön değerlendirme mekanizmasına tabi tutulması, Gerçek dışı beyanlarla yapılan müracaatlar hakkında caydırıcı hukuki ve idari yaptırımların uygulanması, İnceleme ve soruşturma süreçlerinde personelin kişilik haklarının, mesleki itibarının ve masumiyet karinesinin mutlak surette korunması, Din görevlilerinin hukuki güvencelerini güçlendirecek kurumsal politika ve düzenlemelerin gecikmeksizin hayata geçirilmesi. Şanlı, bu taleplerin bir sendikal talep olmanın ötesinde, hukuk devleti ilkesinin ve kamu yararının zorunlu bir sonucu olduğunu vurguladı. “DİN HİZMETLERİ GÜVENSİZLİK ÜZERİNE İNŞA EDİLEMEZ” Açıklamanın sonunda Hilmi Şanlı, din hizmetlerinin toplum nezdindeki saygınlığının korunmasının ancak din görevlilerinin huzur ve güven içinde görev yapabilmesiyle mümkün olacağını belirtti. Aksi halde, bu sürecin devam etmesi durumunda kurumsal itibar kaybının telafisi güç sonuçlar doğuracağı uyarısında bulundu. Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Sekreteri Hilmi Şanlı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu kritik süreçte gerekli hassasiyeti göstereceğine dair beklentilerini dile getirirken, sendika olarak sürecin sonuna kadar takipçisi olacaklarını da kamuoyuna açıkça ilan etti.

Hilmi Şanlı’dan "Hediye" operasyonuna sert tepki: "Sendikacılık irade gaspı değildir!" Haber

Hilmi Şanlı’dan "Hediye" operasyonuna sert tepki: "Sendikacılık irade gaspı değildir!"

Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Sekreteri Hilmi Şanlı, sendikacılığın özünden koparılarak hediyeler ve promosyonlar üzerinden yürütülen bir “üye avcılığı” faaliyetine dönüştürülmesine sert tepki gösterdi. Şanlı, sendikacılığın koltuk, hediye ve eşantiyon işi olmadığını vurgulayarak, “Sendikacılık; emekçinin alın terine sahip çıkma, haksızlığın karşısında dimdik durma ve gerektiğinde bedel ödemeyi göze alma işidir” dedi. Son yıllarda özellikle yetki dönemleri yaklaşırken ortaya çıkan tabloyu “utanç verici” olarak nitelendiren Şanlı, bazı yapıların sendikal mücadeleyi bilinçli biçimde itibarsızlaştırdığını ifade etti. Tabletler, kahve makineleri, umre çekilişleri ve çeşitli promosyonlarla çalışanların iradesinin ipotek altına alınmaya çalışıldığını belirten Şanlı, “Bu anlayış sendikacılık değildir; bu açıkça irade gaspıdır” sözleriyle eleştirilerini sertleştirdi. “BU, EMEĞE SAYGI DEĞİL; EMEĞİ KÜÇÜMSEMEKTİR” Mayıs ayı yaklaştıkça bu tür uygulamaların arttığına dikkat çeken Hilmi Şanlı, çalışanların geleceklerinin hediyeler karşılığında pazarlık konusu hâline getirildiğini dile getirdi. “Bekârların geleceği, evlilerin çocuklarının çeyizi bu dağıtım tezgâhlarına mahkûm edilmek isteniyor. Bu, emeğe saygı değil; emeği küçümsemektir” diyen Şanlı, sendikal mücadelenin pazarlama faaliyetine indirgenmesini kabul etmediklerini vurguladı. KAZANIM HEDİYEYLE DEĞİL, MÜCADELEYLE OLUR Hilmi Şanlı, Türk Diyanet Vakıf-Sen’in dayandığı sendikal anlayışın köklü bir mücadele geleneğine sahip olduğunu belirterek, 2001–2009 yılları arasında yetkili sendika olan Türkiye Kamu-Sen döneminde elde edilen kazanımları hatırlattı. 2007 yılında banka promosyonlarının doğrudan hak sahiplerine verilmesinin sağlandığını anımsatan Şanlı, “Bugün üç yılda 60–70 bin TL’ye ulaşan bu kazanım, bir defalık bir hediye değil; yıllara yayılan, emekçinin cebinde kalan kalıcı bir haktır” dedi. Yine 2005 yılında toplu görüşme masasında sendika ödeneğinin kabul ettirildiğini belirten Şanlı, bu ödemenin bugün itibarıyla 981,22 TL olarak maaşlara yansıdığını ifade etti. Üyelik kesintisi sonrası dahi çalışanlara yıllık 7.452 TL net fayda sağlayan bu kazanımın hâlâ yürürlükte olduğunu vurgulayan Şanlı, “Bu haklar rüşvetle değil, mücadeleyle kazanılmıştır” diye konuştu. “BİZ RÜZGÂRA GÖRE YÖN DEĞİŞTİRMEYİZ” Denge tazminatı, seyyanen zamlar, millî ve dinî bayramlarda mesai ücretleri, yaz Kur’an kursları ek ders ücretleri gibi pek çok hakkın da aynı mücadele anlayışının ürünü olduğunu belirten Hilmi Şanlı, Türk Diyanet Vakıf-Sen’in ilkesel duruşunun altını çizdi: “Biz rüzgâra göre yön değiştirmeyiz. Günü kurtaran vaatler değil, geleceği güvence altına alan haklar üretiriz. Sahada ter döker, masada sözü geçen oluruz. Zor zamanda kaybolanlardan değil, en zor anlarda omuz verenlerdeniz.” “KARAR MEMURUN VİCDANINDADIR” Açıklamasının sonunda memurlara seslenen Şanlı, tercihin yalnızca bir sendika seçimi değil, aynı zamanda bir duruş meselesi olduğunu vurguladı. “Ya sadece Mayıs aylarını hatırlayan, eşantiyon bittiğinde ortadan kaybolan sözde sendikalar… Ya da ömür boyu yanında duran, hakkın gasp edilmesine sessiz kalmayan Türk Diyanet Vakıf-Sen” ifadelerini kullandı. “Unutulmasın ki hediyeler tükenir, tabletler eskir, kahve makineleri bozulur. Ama kazanılmış haklar kalır, onur kalır, mücadele kalır” diyen Hilmi Şanlı, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Biz hediyeyle değil, hakla konuşuruz. Biz susarak değil, mücadele ederek var oluruz. Sendikacılık bir çıkar işi değil, bir onur işidir. Ve bu onurun adı Türk Diyanet Vakıf-Sen’dir.”

Türk Diyanet Vakıf-Sen’de Hilmi Şanlı güven tazeledi: Bursa teşkilatından tam destek Haber

Türk Diyanet Vakıf-Sen’de Hilmi Şanlı güven tazeledi: Bursa teşkilatından tam destek

Türk Diyanet Vakıf-Sen Bursa teşkilatı, sendikal mücadelenin öncü isimlerinden biri olan Hilmi Şanlı’nın yeniden Genel Sekreterlik görevine seçilmesini büyük bir memnuniyetle karşıladı. Türk Diyanet Vakıf-Sen’in 7 Ocak 2026 tarihinde gerçekleştirilen 8. Olağan Genel Kurulu’nda delegelerin güvenini bir kez daha kazanan Hilmi Şanlı, yeni dönemde de Genel Sekreter olarak görevini sürdürecek. Türk Diyanet Vakıf-Sen Bursa adına yapılan açıklamada, Bursa’da Diyanet çalışanlarının hak mücadelesinde ilk savunucular arasında yer alan Hilmi Şanlı’nın, sendikal duruşu, ilkeli tavrı ve kararlı mücadelesiyle uzun yıllardır teşkilata yön verdiği vurgulandı. Açıklamada, Şanlı’nın yalnızca bir sendika yöneticisi değil, aynı zamanda bilgisi, tecrübesi ve güven veren duruşuyla yol gösteren bir isim olduğu ifade edildi. Sendikal mücadelesini hak ve adalet ekseninde, ayrım gözetmeden ve cesaretle yürüten Hilmi Şanlı’nın duruşunun, Türk Diyanet Vakıf-Sen teşkilatı için açık bir istikamet çizdiği belirtilirken; Diyanet ve vakıflar çalışanları açısından ise bu duruşun güçlü bir teminat olduğu kaydedildi. İlkesinden ve ülküsünden asla taviz vermeden, sorumluluğunun bilinciyle sergilediği sendikal anlayışın, yeni dönemde de sendikaya ivme kazandıracağına olan inanç dile getirildi. Açıklamada ayrıca, sendikal mücadelenin yalnızca kazanımlar üzerinden değil, ahlak, liyakat ve adalet temelinde yürütülmesi gerektiğine dikkat çekilerek, Hilmi Şanlı’nın bu anlayışın sahadaki en güçlü temsilcilerinden biri olduğu vurgulandı. Özellikle Diyanet çalışanlarının özlük hakları, çalışma koşulları ve sosyal güvenceleri konusunda verdiği mücadelenin, teşkilat hafızasında önemli bir yer tuttuğu ifade edildi. Türk Diyanet Vakıf-Sen Bursa adına açıklamada bulunan Eyüp Bulut, Genel Sekreterlik görevine yeniden seçilen Hilmi Şanlı’yı gönülden tebrik ederek şu ifadelere yer verdi: “İlke ve ülküsünden taviz vermeden, sorumluluğun hakkını vererek sergilediği bu örnek duruşun, yeni dönemde de sendikamıza güç katacağına yürekten inanıyoruz. Kıymetli Genel Sekreterimiz Hilmi Şanlı’ya bu onurlu görevinde sağlık, güç ve üstün başarılar diliyoruz. Allah yar ve yardımcısı olsun.” Genel kurul sonrası yapılan değerlendirmelerde, Türk Diyanet Vakıf-Sen’in yeni dönemde de çalışanların hak ve menfaatlerini koruma noktasında kararlı duruşunu sürdüreceği, Hilmi Şanlı’nın tecrübesi ve liderliğiyle sendikal mücadelenin daha da güçleneceği ifade edildi.

Molla Fenârî ödülleri sahiplerini buldu: Genç araştırmacılara büyük destek! Haber

Molla Fenârî ödülleri sahiplerini buldu: Genç araştırmacılara büyük destek!

Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve Bursa İlahiyat Vakfı iş birliğiyle düzenlenen “Molla Fenârî İslam Araştırmaları Teşvik Ödülleri” sahipleri buldu. 2025 yılında tamamlanmış doktora ve yüksek lisans tezlerinin yarıştığı ödül töreninde birincilik ve mansiyon ödülleri sahiplerine teslim edildi. İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Adem Apak yaptığı konuşmada “Molla Fenârî İslam Araştırmaları Teşvik Ödüllerinin 2019 yılından itibaren her yıl düzenlendiğini, ödüllerin amacının yüksek lisans ve doktora tezleri içinde en nitelikli bulunanları belirlemek ve bu şekilde genç araştırmacıları teşvik etmek olduğunu ifade etti. Doktora tezleri arasında birincilik ödülünü “İdarî ve Sosyal Yapı Bakımından Priştine Sancağı (1877-1912)” isimli teziyle Dr. Seda Şahin Ahmetaj kazandı. Yaptığı konuşmada “Tezinde 1877-1912 yılları arasında Priştine sancağının Osmanlı yönetim sistemi içerisindeki mülki ve idari yapısına, dini-demografik ve sosyal hayatına odaklandığını, Osmanlı’nın son asrında gerçekleşen değişim sürecini ve yeni yapılanmanın sancak yönetimine ve sosyal hayata yansımalarını analiz ettiğini” ifade etti. Molla Fenârî İslam Araştırmaları Teşvik Ödüllerinde doktora mansiyon ödülüne “1979’dan Günümüze Türkiye İslamcılarının İran-Şiî Algısı” teziyle Muhammed Usame Karadeniz, Yüksek Lisans birincilik ödülüne “Gazi Süleyman Paşa’nın Baniliğindeki Camiler” isimli teziyle Ömer Faruk Akın, Yüksek Lisans mansiyon ödülüne ise Yaşlılık Döneminde Amaç Bilinci ve Maneviyat İlişkisi: 60+ Tazelenme Üniversitesi Öğrencileri Üzerine Nicel Bir Araştırma” isimli teziyle Zekiye Baykul layık görüldü. Ödül törenine İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyeleri, Vakıf Mütevelli heyeti, Türk Diyanet-Vakıf Sen Genel Başkan Yardımcısı Hilmi Şanlı, Bursa İl Müftü Yardımcısı Melek Menteşe, ödül sahipleri ve yakınları ile misafirler katıldı. Program Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Adem Apak’ın tez sahipleri ve danışmanlarına takdim ettiği ödül ve teşekkür belgeleri ile sona erdi.

Bursa’ya yeni ilim ve irfan yuvası: Ulu Cami Eğitim Merkezi 2026’da kapılarını açıyor Haber

Bursa’ya yeni ilim ve irfan yuvası: Ulu Cami Eğitim Merkezi 2026’da kapılarını açıyor

Bursa’nın manevi kalbi Ulu Cami’nin ismini taşıyacak olan dev proje, modern altyapısı ve kapsamlı eğitim modeliyle dikkat çekiyor. Bursa Ulu Cami Onarım, Donatım ve Bakım Derneği Başkanı Hilmi Şanlı, merkezin sadece bir bina değil, yarının ilim adamlarını yetiştirecek bir akademi olacağını vurguladı. HEM HAFIZLIK HEM AKADEMİK BAŞARI BİR ARADA Diyanet İşleri Başkanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığı iş birliğiyle yürütülecek eğitim modelinde, hafızlığını tamamlamış öğrenciler kabul edilecek. 150 kişilik yatak kapasitesine sahip olan merkezde öğrenciler, akademik eğitimlerinin yanı sıra İslami ilimleri tahsil edecek ve iki yabancı dili yetkin şekilde öğrenme fırsatı bulacak. MODERN VE KAPSAMLI DONATI ALANLARI Toplam 4.058 m² inşaat alanına sahip olan ana bina, öğrencilerin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde tasarlandı: Konaklama: 50 adet 3 kişilik oda (Toplam 150 yatak kapasitesi). Eğitim: 10 adet modern derslik ve öğretim görevlisi odaları. Sosyal Alan: 200 kişilik yemekhane ve 1.055 m² kapalı sosyal alan. Tatbikat Camisi: 300 kişi kapasiteli özel ibadet alanı. "Sadaka-i Cariye Olarak Ebediyen Karşılık Bulacak" Dernek Başkanı Hilmi Şanlı, projeye katkı sunan hayırseverlere teşekkür ederek şunları söyledi: "Bu eser, ehl-i irfan ulemânın kutlu mirasını yarınlara taşımak için yükseliyor. Bugüne kadar desteğini esirgemeyen Aydın Taş A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Yusuf Aydın’a ve aziz Ulu Cami cemaatimize şükranlarımı sunuyorum. Bu kutlu yürüyüşün tamamlanabilmesi için hayırseverlerimizin desteklerini bekliyoruz. Yapılacak her yardımın sadaka-i cariye olarak ebediyen karşılık bulacağına yürekten inanıyoruz."

"Kürsünün ışığını sökenler teşkilatın ruhunu karartır!": Türk Diyanet Vakıf-Sen'den vaiz tepkisi Haber

"Kürsünün ışığını sökenler teşkilatın ruhunu karartır!": Türk Diyanet Vakıf-Sen'den vaiz tepkisi

Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Başkan Yardımcısı Hilmi Şanlı, Diyanet İşleri Başkanlığının sahadaki en aktif personeli olan vaizlerin yaşadığı sorunlarla ilgili kapsamlı bir basın açıklaması yaptı. Şanlı, vaizleri "Milletimizin gönlüne hikmeti, kalbine merhameti, zihnine ilmi nakşeden sessiz kahramanlar" olarak nitelendirirken, özlük hakları konusunda "karanlıkta bırakıldıklarını" vurguladı. "EMEK GÖRÜNMEZ, DEĞER EKSİK" Şanlı, vaizlerin görev tanımının yalnızca kürsü hitabetiyle sınırlı olmadığını, sahanın en zorlu alanlarında aktif görev aldığını belirtti. Cezaevlerinden hastanelere, öğrenci yurtlarından bağımlılıkla mücadele alanlarına kadar her yerde olduklarını ifade etti. Şanlı, bu ağır sorumluluğa rağmen vaizlerin karşılaştığı temel sorunları şöyle özetledi: *Görevlendirmeler adaletsiz. *Özlük hakları yetersiz. *Yaptıkları hizmetlerin büyük bölümü görünmez durumda. Genel Başkan Yardımcısı, bu durumun hem hizmetin niteliğini hem de personelin kuruma olan aidiyetini ciddi biçimde zedelediğini söyleyerek, "Görünmeyen emek zamanla yok sayılmaktadır" uyarısında bulundu. EŞDEĞER KADRO, FARKLI ÜCRET: "BU ADALET MİDİR?" Açıklamasının en dikkat çekici bölümünde Şanlı, Diyanet mevzuatına göre vaizler ile şube müdürlerinin eşdeğer kadro olmasına rağmen ek ödeme farkına değindi. Şanlı, Şube Müdürü'nün %170 ek ödeme alırken Vaiz'in sadece %125 ek ödeme aldığını belirterek, bu farkın maaşlara ciddi biçimde yansıdığını ifade etti ve sordu: "Eşdeğer kadroysa bu fark neden vardır? Bu adalet midir? Bu hakkaniyet midir? Bugün vaizlerin aldığı ek ödeme, birçok ünvandan daha düşüktür. Bu tablo kabul edilemez!" KARİYER KAPISINDA BEKLETİLİYORLAR Hilmi Şanlı, vaizlerin Dini Yüksek İhtisas Merkezlerinde doktora seviyesinde eğitim almış yetkin personel olmasına rağmen kariyer yükselmede haksızlığa uğradığını savundu. Yüksek lisans ve doktora mezunu vaizlerin bile Uzman Vaizlik ve Başvaizlik kadrolarına atanabilmek için "yüksek eleme oranlı yazılı sınavlara ve tartışmalı sözlü mülakatlara" tabi tutulmasını eleştirdi. TALEP AYRICALIK DEĞİL, EŞİTLİK VE ADALET Türk Diyanet Vakıf-Sen olarak vaizlerin talebinin ayrıcalık değil, adalet, eşitlik ve hakkaniyet olduğunu vurgulayan Şanlı, açıklamasını şu çarpıcı ifadelerle sonlandırdı: "Vaizlik mesleği güçlendirilmeden, dini hizmetlerin toplumsal etkisi güçlenmez. Değer görmeyen bir hizmetten yüksek verim beklenemez. Tekraren söylüyoruz: Vaiz sadece konuşan değildir; yük taşıyandır. Ve yük taşıyanın hakkı geciktirilmemelidir! Biz lütuf değil, emeğin karşılığını istiyoruz." Şanlı, vaizlerin özlük hakları, kariyer sistemi ve çalışma şartlarının artık ertelenmeden, sahadaki gerçeklerle uyumlu bir şekilde düzenlenmesi çağrısında bulundu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.