Hilmi Şanlı’dan Diyanet’e sert uyarı: "Din Görevlisi şikâyetle cezalandırılamaz!"
Hilmi Şanlı’dan Diyanet’e sert uyarı: "Din Görevlisi şikâyetle cezalandırılamaz!"
Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Sekreteri Hilmi Şanlı, din görevlilerinin maruz kaldığı asılsız şikâyetlerin artık bireysel bir sorun olmaktan çıkıp kamu hizmeti anlayışını tehdit eden sistematik bir 'itibar aşınmasına' dönüştüğünü vurgulayarak; idareyi, anayasal güvenceleri kağıt üzerinde bırakmamaya çağırdı.
Haber Giriş Tarihi: 02.02.2026 22:03
Haber Güncellenme Tarihi: 02.02.2026 22:06
Kaynak:
Bülten
Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Sekreteri Hilmi Şanlı, son yıllarda din görevlilerine yönelik asılsız, delilsiz ve kötü niyetli şikâyetlerde alarm verici bir artış yaşandığını belirterek, bu sürecin yalnızca bireysel mağduriyetler doğurmadığını, aynı zamanda din hizmetlerinin kurumsal yapısını ve kamu hizmeti anlayışını tehdit eden sistematik bir sorun haline geldiğini vurguladı.
Diyanet İşleri Başkanlığı’na hitaben yapılan kapsamlı değerlendirmede konuşan Şanlı, hukuki güvenceden yoksun bırakılan bir din görevlisinin, topluma sağlıklı ve güven veren bir hizmet sunmasının mümkün olmadığını ifade etti. Şanlı’ya göre bugün yaşanan tablo, hukuk devleti ilkesinin sessizce aşındırıldığı tehlikeli bir sürecin göstergesi.
“DELİLSİZ ŞİKÂYET, KURUMSAL ÇÖKÜŞE GİDEN YOLDUR”
Hilmi Şanlı açıklamasında, kamu hizmetlerinin etkin, verimli ve sürdürülebilir biçimde yürütülmesinin ancak görevini icra eden personelin baskı, tehdit ve itibarsızlaştırma girişimlerinden korunmasıyla mümkün olabileceğini belirtti. Ancak gelinen noktada, hiçbir somut delile dayanmayan başvuruların dahi doğrudan idari soruşturmaya dönüştürülmesinin, din görevlilerini savunmasız ve güvencesiz bir pozisyona ittiğini söyledi.
Şanlı, bu uygulamaların bir süre sonra “şikâyet yoluyla cezalandırma” mekanizmasına dönüştüğüne dikkat çekerek şu uyarıda bulundu:
“Delilsiz bir iddiayı esas alan her soruşturma, sadece bir personeli değil; kurumu, hizmeti ve toplumsal güveni yargılar.”
ANAYASA AÇIK, UYGULAMA TERSİNE İŞLİYOR
Açıklamada, Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesi ile 36. maddede güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesinin, idarenin vazgeçilmez rehberi olması gerektiği vurgulandı. Ayrıca 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun, kamu görevlilerinin görevlerini baskıdan uzak, güvenli ve saygın bir ortamda yerine getirmesini zorunlu kıldığı hatırlatıldı.
Ancak Hilmi Şanlı’ya göre, bugün gelinen noktada bu anayasal ve yasal güvenceler fiilen askıya alınmış durumda:
“Sübjektif kanaatlere, varsayımlara ve kişisel husumetlere dayalı başvuruların süzgeçten geçirilmeden soruşturmaya dönüşmesi; ölçülülük, gereklilik ve orantılılık ilkelerinin açık ihlalidir.”
MESLEKİ İTİBAR AŞINIYOR, HİZMET KALİTESİ DÜŞÜYOR
Şanlı, soyut iddialar üzerinden yürütülen idari süreçlerin din görevlilerinin mesleki itibarını ağır biçimde zedelediğini, motivasyonu kırdığını ve bunun doğrudan din hizmetlerinin niteliğine yansıdığını ifade etti. Bu durumun yalnızca bireysel bir sorun olmadığına dikkat çeken Şanlı, kurumsal hafızanın, hizmet sürekliliğinin ve toplumla kurulan güven bağının da ciddi zarar gördüğünü söyledi.
Türk Diyanet Vakıf-Sen’den Net ve Bağlayıcı Talepler
Açıklamanın sonunda Hilmi Şanlı, din hizmetlerinin toplum nezdindeki saygınlığının korunmasının ancak din görevlilerinin huzur ve güven içinde görev yapabilmesiyle mümkün olacağını belirtti. Aksi halde, bu sürecin devam etmesi durumunda kurumsal itibar kaybının telafisi güç sonuçlar doğuracağı uyarısında bulundu.
Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Sekreteri Hilmi Şanlı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu kritik süreçte gerekli hassasiyeti göstereceğine dair beklentilerini dile getirirken, sendika olarak sürecin sonuna kadar takipçisi olacaklarını da kamuoyuna açıkça ilan etti.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Hilmi Şanlı’dan Diyanet’e sert uyarı: "Din Görevlisi şikâyetle cezalandırılamaz!"
Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Sekreteri Hilmi Şanlı, din görevlilerinin maruz kaldığı asılsız şikâyetlerin artık bireysel bir sorun olmaktan çıkıp kamu hizmeti anlayışını tehdit eden sistematik bir 'itibar aşınmasına' dönüştüğünü vurgulayarak; idareyi, anayasal güvenceleri kağıt üzerinde bırakmamaya çağırdı.
Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Sekreteri Hilmi Şanlı, son yıllarda din görevlilerine yönelik asılsız, delilsiz ve kötü niyetli şikâyetlerde alarm verici bir artış yaşandığını belirterek, bu sürecin yalnızca bireysel mağduriyetler doğurmadığını, aynı zamanda din hizmetlerinin kurumsal yapısını ve kamu hizmeti anlayışını tehdit eden sistematik bir sorun haline geldiğini vurguladı.
Diyanet İşleri Başkanlığı’na hitaben yapılan kapsamlı değerlendirmede konuşan Şanlı, hukuki güvenceden yoksun bırakılan bir din görevlisinin, topluma sağlıklı ve güven veren bir hizmet sunmasının mümkün olmadığını ifade etti. Şanlı’ya göre bugün yaşanan tablo, hukuk devleti ilkesinin sessizce aşındırıldığı tehlikeli bir sürecin göstergesi.
“DELİLSİZ ŞİKÂYET, KURUMSAL ÇÖKÜŞE GİDEN YOLDUR”
Hilmi Şanlı açıklamasında, kamu hizmetlerinin etkin, verimli ve sürdürülebilir biçimde yürütülmesinin ancak görevini icra eden personelin baskı, tehdit ve itibarsızlaştırma girişimlerinden korunmasıyla mümkün olabileceğini belirtti. Ancak gelinen noktada, hiçbir somut delile dayanmayan başvuruların dahi doğrudan idari soruşturmaya dönüştürülmesinin, din görevlilerini savunmasız ve güvencesiz bir pozisyona ittiğini söyledi.
Şanlı, bu uygulamaların bir süre sonra “şikâyet yoluyla cezalandırma” mekanizmasına dönüştüğüne dikkat çekerek şu uyarıda bulundu:
“Delilsiz bir iddiayı esas alan her soruşturma, sadece bir personeli değil; kurumu, hizmeti ve toplumsal güveni yargılar.”
ANAYASA AÇIK, UYGULAMA TERSİNE İŞLİYOR
Açıklamada, Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesi ile 36. maddede güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesinin, idarenin vazgeçilmez rehberi olması gerektiği vurgulandı. Ayrıca 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun, kamu görevlilerinin görevlerini baskıdan uzak, güvenli ve saygın bir ortamda yerine getirmesini zorunlu kıldığı hatırlatıldı.
Ancak Hilmi Şanlı’ya göre, bugün gelinen noktada bu anayasal ve yasal güvenceler fiilen askıya alınmış durumda:
“Sübjektif kanaatlere, varsayımlara ve kişisel husumetlere dayalı başvuruların süzgeçten geçirilmeden soruşturmaya dönüşmesi; ölçülülük, gereklilik ve orantılılık ilkelerinin açık ihlalidir.”
MESLEKİ İTİBAR AŞINIYOR, HİZMET KALİTESİ DÜŞÜYOR
Şanlı, soyut iddialar üzerinden yürütülen idari süreçlerin din görevlilerinin mesleki itibarını ağır biçimde zedelediğini, motivasyonu kırdığını ve bunun doğrudan din hizmetlerinin niteliğine yansıdığını ifade etti. Bu durumun yalnızca bireysel bir sorun olmadığına dikkat çeken Şanlı, kurumsal hafızanın, hizmet sürekliliğinin ve toplumla kurulan güven bağının da ciddi zarar gördüğünü söyledi.
Türk Diyanet Vakıf-Sen’den Net ve Bağlayıcı Talepler
Hilmi Şanlı, Diyanet İşleri Başkanlığı’na çağrıda bulunarak şu somut talepleri sıraladı:
Asılsız, delilden yoksun ve kötü niyetli şikâyetlerin, zorunlu ve etkin bir ön değerlendirme mekanizmasına tabi tutulması,
Gerçek dışı beyanlarla yapılan müracaatlar hakkında caydırıcı hukuki ve idari yaptırımların uygulanması,
İnceleme ve soruşturma süreçlerinde personelin kişilik haklarının, mesleki itibarının ve masumiyet karinesinin mutlak surette korunması,
Din görevlilerinin hukuki güvencelerini güçlendirecek kurumsal politika ve düzenlemelerin gecikmeksizin hayata geçirilmesi.
Şanlı, bu taleplerin bir sendikal talep olmanın ötesinde, hukuk devleti ilkesinin ve kamu yararının zorunlu bir sonucu olduğunu vurguladı.
“DİN HİZMETLERİ GÜVENSİZLİK ÜZERİNE İNŞA EDİLEMEZ”
Açıklamanın sonunda Hilmi Şanlı, din hizmetlerinin toplum nezdindeki saygınlığının korunmasının ancak din görevlilerinin huzur ve güven içinde görev yapabilmesiyle mümkün olacağını belirtti. Aksi halde, bu sürecin devam etmesi durumunda kurumsal itibar kaybının telafisi güç sonuçlar doğuracağı uyarısında bulundu.
Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Sekreteri Hilmi Şanlı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu kritik süreçte gerekli hassasiyeti göstereceğine dair beklentilerini dile getirirken, sendika olarak sürecin sonuna kadar takipçisi olacaklarını da kamuoyuna açıkça ilan etti.
Kaynak: Bülten
En Çok Okunan Haberler
YAZARLARIMIZ Tüm Yazarlarımız